'Bu taslak varoluşun cezalandırılması': LGBTİ+ dernekleri, 11. Yargı Paketi için ne diyor?

Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Yakın zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) getirilmesi beklenen 11. Yargı Paketi taslağı, LGBTİ+ bireylerin haklarını doğrudan hedef alan düzenlemeler içeriyor.
- Taslakta, “doğuştan gelen biyolojik cinsiyete ve genel ahlaka aykırı tutum ve davranışta bulunan ya da bulunmayı alenen teşvik eden, öven veya özendiren” kişilere 1-3 yıl hapis cezası öngörülüyor.
Ayrıca, cinsiyet değiştirme ameliyatı için yaş sınırı 18’den 25’e çıkarılıyor ve süreç daha sıkı bir denetim altına alınıyor. Bu değişiklik, transların beden özerkliklerini ve karar alma haklarını ihlal ettiği için eleştiriliyor.
“Kanuna aykırı cinsiyet değişikliği” uygulamaları için hekimlere 3-7 yıl hapis ve yüksek para cezası öngörülmesi de sağlık çalışanlarını cezai sorumluluk altına alarak transların sağlık hizmetlerine erişimini daha da zorlaştırıyor. Taslakta ayrıca, dijital platformlarda LGBTİ+'larla ilgili içeriklerin sansürlenmesi ve yayından kaldırılması gibi düzenlemeler de yer alıyor.
Öte yandan: Taslağın gündeme gelmesi sonrası açıklama yapan AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, kendilerine böyle bir taslağın ulaşmadığını da söyledi. Güler, "Aile Bakanlığımız, diğer bakanlıklarımız, çalıştayla birlikte çalıştaylar yapıyorlar. Bu konulardaki dünya uygulamaları nedir, ülkemizdeki mevcut durum nedir... Bu konularda raporlar var, araştırmalar var, bu değerlendirmeler yapılıyor, bu bir taslak hâline gelmiş değil. Herkes düşüncelerini, fikirlerini ifade ediyor" dedi.
Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar ve Sosyal Politika, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği’nden (SpoD) Avukat Umut Rojda Yıldırım 11. Yargı Paketi taslağının TBMM'den geçmesi durumunda LGBTİ+’ların hayatlarının nasıl zorlaşacağını, yaşanacakları ve yapılması gerekenleri Aposto'ya anlattı.
Yıldız Tar: Anayasal düzen ve demokratik toplum için büyük bir tehdit
Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar, 11. Yargı Paketi taslağında, “doğuştan gelen biyolojik cinsiyete aykırı tutum ve davranış” ifadesinin doğrudan LGBTİ+’ları hedef aldığını belirterek, bu ifadenin hukuki muğlaklıktan öte ciddi pratik riskler de getirdiğini söylüyor.
Tar, bu ifadenin ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk gün kararnamesinden esinlendiğini de belirtiyor. Ancak Şubat ayında Meclis’e gelmesi engellenen önceki taslaktan farklı olarak mevcut taslağın kapsamının çok daha ağır ve geniş olduğunu söylüyor:
“Bu ifade pratikte, LGBTİ+ olan veya LGBTİ+ olduğu varsayılan kişilerin 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanması ve tutuklanması anlamına gelecek. Doğrudan LGBTİ+’ları hedef alıyor ve bir nefret suçu oluşturuyor.
Temel hak ve özgürlükler açısından, bu yasanın geçmesi anayasal düzen ve demokratik toplum için büyük bir tehdit. Yalnızca LGBTİ+ olduğunuzun varsayılması bile yeterli. Örneğin, uzun saçlı bir erkek veya kısa saçlı bir kadın ‘biyolojik cinsiyetine aykırı tutum’ gerekçesiyle hedef alınabilir. Daha da ileriye gidersek kadınların pantolon giymesi gibi geçmişte cinsiyet normlarına aykırı sayılan davranışlar bile suç kapsamına alınabilir.”
Taslakta, cinsiyet değiştirme ameliyatı için yaş sınırının 18’den 25’e çıkarılmasının yasa, tıp etiği ve insan hakları açısından nasıl değerlendirilebileceğiyle ilgili ise “18 yaşında her hakkın var ama bedenin üzerinde karar veremezsin” diyen Tar, yaş sınırı değişikliğinin beden özerkliğine doğrudan saldırı olduğunu vurguluyor:
”18 yaşınızı doldurduğunuzda ehliyet alabilirsiniz, evlenebilirsiniz, oy kullanabilirsiniz ama kendi bedeninizle ilgili bir tasarrufta bulunamazsınız. Bu doğrudan transların bedenlerini gasp etme girişimidir. Yani siz reşit olarak her türlü hak ve sorumluluğa sahip oluyorsunuz ama kendi bedeninizle ilgili bir kararı veremiyorsunuz.”
Tar, ayrıca taslaktaki başka bir ayrıntıya da dikkat çekiyor:
“Önceki taslaktan farklı olarak konulan bir istisna, interseks bireyleri kapsıyor. Buna göre, doğuştan fizyolojik farklılık taşıyan intersekslere çocuk yaşta, rıza alınmadan ve tıbbi gereklilik olmadan yapılan ameliyatların devamına kapı aralanıyor.”
Tar, bu durumu “Devlet ben istersem senin bedenine istediğim ameliyatı yapabilirim, sen yetişkin bir kişi olarak bedeninle ilgili hiçbir şey yapamazsın diyor” sözleriyle eleştiriyor.
‘Korku iklimi yaratmaya çalışıyorlar’
“Bu taslak kabul edilirse LGBTİ+’ların günlük yaşamı ciddi şekilde daralacak” diye konuşan Tar, düzenlemenin adeta "imha siyasetine doğru bir adım" olduğunun altını çiziyor. Tar, 2015’e kadar LGBTİ+’lara yönelik inkar siyaseti uygulandığını, ancak son yıllarda bunun yerini adeta bir savaş ve imha yaklaşımının aldığını söylüyor ve ekliyor:
“Bir şikayet üzerine evinize gelen polis sizi alıp götürebilir. Bu neredeyse toplama kamplarını hatırlatan bir yasa. Hitler döneminde LGBTİ+’lar pembe üçgenlerle damgalanıp toplama kamplarına götürülmüştü. Buna benzer bir şeyi biz şimdi 2025’te görüyoruz.
Bunun bir benzeri geçen yıllarda Çeçenistan’da da yaşandı. Yasa taslağının buna benzer bir uygulamaya dönüşme ihtimali maalesef ki mevcut. Bu yasayı geçirdikten sonra toplama kampları gibi hukuksuz ve insan haklarına aykırı bir şekilde LGBTİ+’ları hapishanelere atacaklar.”
Tar, taslağın Anayasa’nın eşitlik ilkesini radikal biçimde ihlal ettiğini, doğrudan ayrımcılık ve toplama mantığı taşıdığını ifade ediyor:
“Bu taslağın kendisi ayrımcılık anlamına geliyor. Bu taslak yasal düzenlemenin sahip olması gereken hiçbir şeyi taşımıyor. Bu doğrudan bir toplama, hapishaneye atma ve katletmek isteyenlere de cesaret verme fermanı. Bu düzenleme, LGBTİ+ hakları savunuculuğu yapan dernekler, medya kuruluşları ve sanatçılar açısından da tehlikeler getiriyor çünkü düzenlemede teşvik etme, özendirme gibi bir madde var.
LGBTİ+ olmak doğuştan getirdiğiniz bir özelliğinizdir. Teşvikle ve özendirmeyle olacak bir şey değil. Devlet bunu da biliyor ama bunun üzerinden bir korku iklimi yaratmaya çalışıyor. Böylece siz eşitliği, özgürlüğü, adaleti, insan haklarını savunduğunuzda sizi yargılamak istiyor.”
Tar’a göre bu taslak “varoluşun cezalandırılması.” “Varoluşu yok etme ve yaşama açılan bir savaş taslağı bu, LGBTİ+’ları imha etme taslağı” diye konuşan Tar, sivil toplumun bir bütün olarak ses çıkarıp bunu durdurması ve komisyona dahi gelmeden önce bu taslağın engellenmesi gerektiğini söylüyor:
“İlk etapta yapmamız gereken şey bunun komisyona gelmesinin engellenmesi çünkü bu LGBTİ+ kimliğine karşı bir idam fermanı. İlerleyen süreçte korku pedagojisi işlevi görecek. Uzun süredir siyasal iktidar toplumu bir korku pedagojisiyle yönetmeye çalışıyor. Yani bir korku iklimi yaratılıp birilerini cezalandırıp bunları ibretlik olarak gösterip geriye kalan herkesi de köleleştirmeye çalışıyorlar.
Bu cezanın ardından LGBTİ+’lar hapse girecek. Bu memlekette hapse girmek olağanlaştırıldı maalesef ama biz içeriden çıktığımızda memleket bıraktığımız memleket olmayacak. Bu yaratılan korkuyla herkesin köleleştirildiği bir ortamla karşılaşacağız ve buradan hiç kimseye eşitlik, özgürlük, toplumsal barış çıkmaz.”
Umut Rojda Yıldırım: Rusya’daki LGBTİ+ karşıtı düzenlemelerden daha vahim
Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği’nden (SpoD) Avukat Umut Rojda Yıldırım’a göre, yargı paketindeki düzenlemelerin en büyük sorunlarından biri, suçun düzenleniş biçiminin yoruma çok açık olması.
Ceza düzenlemelerinin açık ve öngörülebilir olması gerektiğini söyleyen Yıldırım, “Özellikle de teklifte geçen özendirme, teşvik, övme gibi somut olarak ne olduğu anlaşılamayan ya da ispatı bilimsel olarak da imkansız olan fiillerin suçlama konu yapılması aslında bize bu yasanın politik bir metin olduğu ve yapılmak istenenin de LGBTİ+ karşıtı siyaseti güçlendirmek için hukukun araçsallaştırılması olduğunu gösteriyor” diyor.
Yıldırım, bunun Rusya’daki LGBTİ+ karşıtı düzenlemelerden daha vahim bir yasa taslağı olduğunu belirtiyor:
“AİHM son yıllarda özellikle Rusya’daki LGBTİ+ karşıtı düzenlemelere dair çok sayıda ihlal kararı verdi. Türkiye de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne taraf olduğu için bu kararlarla oluşturulan içtihatlara uymakla yükümlü. Konu hem LGBTİ+’ların yaşam başta olmak üzere Anayasal haklarıyken bir yandan da iktidarın toplumu kendi siyaseti için dizayn etme çabasından ibaret.”
11. Yargı Paketi taslağında "kanuna aykırı cinsiyet değişikliği” eylemlerine doktorlara ceza verilmesi öngörülüyor. Yıldırım’a bu tip düzenlemelerin sağlık hakkını nasıl etkilediğini soruyoruz? Yıldırım’a göre, bu düzenlemeyle birlikte transların cinsiyet olumlayıcı tedavilere erişimi imkansız hâle gelecek:
“Translar, kendi sağlıkları açısından hayati öneme sahip bu hizmetlere zaten şu an bile çok zor şartlar altında erişebiliyor. Düzenleme sonrası hem sağlık personelleri bu alanda çalışmaktan imtina edecek hem de büyük ihtimalle merdiven altı uygulamalar daha da yaygınlaşacak çünkü sağlığa erişim için hukuki ve güvenlikli hiçbir yolu bırakmadığınız zaman alternatif metotların yaygınlaşması çok olası.”
Yıldırım, Şubat sonunda gündeme gelen ancak yasalaşmayan 10. Yargı Paketi’ndeki LGBTİ+ karşıtı taslak düzenlemeler arasında, Sağlık Bakanlığı tarafından kanuna aykırı biçimde 21 yaş altı transların hormon ilaçlarına erişiminin yasaklanmasını öngören maddeyi hatırlatıyor ve ekliyor:
“Sürecini yürüten arkadaşlarımız çok büyük psikolojik, fiziksel ve maddi bir yükle baş başa bırakıldılar. Yasaklamalarla değil destekleyici ve koruyucu hekimlikle translarla beraber yürütülmesi gereken ve insanın özel hayata saygı hakkı bakımından da korunması gereken uygulamalar yerine suni bir ahlaki panikle ve gündelik popülist siyaset için transların yaşam hakları adeta hiçe sayılacak.”
Ayrıca taslakta LGBTİ+'larla ilgili filmler, diziler, karakterler nedeniyle dijital platformların cezalandırılması ya da programların yayından kaldırılması da mümkün hâle getiriliyor. Dijital platformların uzun süredir RTÜK tarafından da LGBTİ+ içeriklere dair sansür baskısı altında olduğunu ifade eden Yıldırım, “LGBTİ+ varoluşun kendisini yasaklamak ve cezalandırmak üstüne kurulu bu taslak yasalaşırsa bizim hikayelerimizi anlatacak kurum ile kişiler de sansür ve ceza riski altında kalacaklar. Türkiye’de en çok ihlal edilen hakların başında gelen ifade özgürlüğü LGBTİ+’lar için fiilen ortadan kalkmış olacak” diyor ve ekliyor:
“Yasa o kadar absürt ki örneğin Türkiye’nin en önemli ses sanatçılarından ve transların cinsiyetlerinin hukuken tanınması için mücadele vermiş olan Bülent Ersoy’un herhangi bir konseri LGBTİ+ olmaya özendirme suçu kapsamına dahi girebilir.
Bugün Türkiye’de hukukun üstünlüğü ve hukuki güvenliğin hâli uygulanmayan AİHM ve AYM kararıyla cezaevlerinde haksız yere tutulan insan hakları savunucuları, siyasetçiler ve gazetecilerle sabitken böylesine bir düzenlemenin geldiğinden olabilecekleri öngörmek çok zor değil. Geçen günlerde Manifest grubuna ve Mabel Matiz’e başlatılan soruşturmalar eğer bu yasa geçerse bu suç üzerinden yorumlanacaktır.”
‘Dünyanın hiçbir yerinde bu düzenlemeler bizi bitiremedi’
Düzenleme taslağının kabul edilmesi durumunda LGBTİ+’ların gündelik hayatlarının ciddi şekilde etkileneceğini belirten Yıldırım, LGBTİ+’ların kendi hikayelerini ifade ettikleri her an bir cezalandırma tehdidiyle karşı karşıya kalacağını söylüyor:
“Zaten toplum içerisinde var olmak ve açık kimlikli bir LGBTİ+ olarak yaşamak zorken bir de üstüne ceza tehdidi altında yaşamak adeta sivil bir ölüm demek olacak. Hukuk bizim kimliklerimizi haklara sahip olabilen insanlar olarak görmezse toplum içerisinde nasıl kendimiz olarak var olabiliriz? LGBTİ+ haklarını savunan kişiler ve kurumlar cezalarla karşılaşacak ve hapse girebilecekler.
Ama bir yandan da bu röportajı okuyan LGBTİ+’lar şunu bilsin ki dünyanın hiçbir yerinde bu düzenlemeler bizi bitiremedi, bitiremeyecek. Yüzyıllardır Nazi’lerin toplama kamplarından, kolonyalist yasaklardan geçen LGBTİ+ hareketi dolaplardan ve evlerden bir kere çıktı, bir daha da dönme niyeti yok.”
‘Biz Meclis’te, parti toplantılarında yaşam hakkımızın tartışıldığını görmek istemiyoruz’
Yıldırım da Yıldız Tar gibi, LGBTİ+ dernekleri olarak tüm sivil toplumu ve kamuoyunu bu taslağa karşı ses çıkarmaya çağırdıklarını söylüyor. Baroların, sağlık meslek kurumlarının, sendikaların da bu mücadeleye desteklerini beklediğini ifade eden Yıldırım, hedeflerinin bu yasa taslağının hiçbir şekilde Meclis’e dahi gelmemesi olduğunu belirtiyor:
“Biz Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, parti toplantılarında, siyaset programlarında yaşam hakkımızın tartışıldığını görmek istemiyoruz. Özellikle muhalefet partilerinin yasa taslağını hızlıca kendi gündemlerine alıp ses çıkarmalarını, bizi dinlemelerini istiyoruz. Sokaktaki komşularımızın, ailemizin, arkadaşlarımızın bizim haklarımız için yanımızda olmasını istiyoruz. Bu mücadeleyi sadece biz yürütemeyiz.”
Bu yasa taslağının Meclis’e hiç sunulmaması gerektiğinin altını çizen Yıldırım şunu da ekliyor:
“İktidar LGBTİ+ karşıtı politikasını gündelik siyasete yönelik de kullandığı için bu taslaktan haberleri olmadığı düşünmüyoruz. Meclis’te çoğunlukta olsalar dahi hem toplumsal meşruiyeti iyice azalmış hem de Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve sayısız uluslararası anlaşmayla insan haklarını koruma taahhüdü bulunan Türkiye’de iktidarın bu yasayı hiçbir surette Meclis’e sunmaması gerekiyor.”
‘LGBTİ+ karşıtlığı tüm dünyada ortak bir nokta hâline geldi’
“Tüm dünyada yükselen faşizm ve hak karşıtı hareketler, bir kırılma noktasında olduğumuzu gösteriyor” diyen Yıldırım, LGBTİ+’ların bu süreçte bir araç hâline getirildiğini vurguluyor. Yıldırım, kapitalizmin çöküş sürecinde planlanan aile kurumunun da hem ekonomik hem toplumsal olarak çöktüğünü belirterek şöyle devam ediyor:
“İktidarlar, kendi yarattıkları sorunların faturasını LGBTİ+’lara keserek suni bir ‘ahlaki panik’ üzerinden toplumu mobilize etmeye çalışıyor. Bu nedenle bugün dünyanın farklı yerlerinde, LGBTİ+ karşıtlığı ortak paydasında birleşen ülkeler görüyoruz.”
Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Gazze’deki soykırım sırasında İsrail’e giden ticaret gemilerini durdurmayan, halkın seçme ve seçilme özgürlüğüne kayyum atamaya devam eden, ülkeyi yabancı maden şirketlerine peşkeş çeken, MESEM’lerde çocuk işçilerin ölümüne göz yuman ve ekonomik krizi yalnızca kendine fırsata çeviren iktidar yarattığı ahlaki panikle, ‘aileyi koruma’ iddiası altında elini LGBTİ+’ların bedenlerinden ve haklarından çekmiyor.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Melisa Gülbaş
Aposto editörü

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.





