Çağlayan günlükleri: Adliye muhabirlerinin bir günü nasıl geçiyor?

Çağlayan Adliyesi artık yalnızca bir adliye değil. Gazetecilerin, siyasetçilerin, hak savunucularının yargılandığı adliye kimi zaman bir miting alanı, kimi zaman birilerinin arkadaşlarını ya da yakınlarını beklediği bir buluşma noktası. Her gün binlerce hikayenin kesiştiği bu yerde bazen yalnızca birkaç satırlık doğrulanmış bilgiye ulaşmak için tüm gününü harcayan adliye muhabirleri, bir günlerini nasıl geçiriyor?
Çağlayan günlükleri: Adliye muhabirlerinin bir günü nasıl geçiyor?

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Çağlayan Adliyesi, Vatan Emniyet ve Silivri Cezaevi: Türkiye’nin gündemi uzun süredir bu üç noktada dönüyor. Gözümüz son dakika haberlerinde, ellerimizde telefon, gelişmeleri öğrenmek için kaydırıp duruyoruz. Tüm bu bilgi akışını gazeteciler sayesinde öğreniyoruz.

Gözaltılar, ifadeler, duruşmalar ardı ardına gelirken muhabirlerin çalışma temposu da giderek artıyor. Gazeteciler için adliyeler yalnızca bir haber merkezi değil; her gün yeniden kurulan bir mesai alanı, aynı zamanda gazeteciliğin sabır, dikkat ve dayanıklılıkla sınandığı bir mekan.

Çoğu zaman aynı gün, aynı saatte birden fazla dava görülüyor. Muhabirlerin hangi duruşmaları izleyeceğine haber müdürleri karar veriyor. Yetişilemeyen davalarda ise gazeteciler birbirine destek oluyor; bilgi, tutanak ve belge paylaşımıyla dayanışma sağlanıyor.

  • Not: Siz bu satırları okurken bu haber için konuştuğumuz T24 muhabiri Can Öztürk'ün dün (12.10.2025) haber takibi sırasında fiziksel saldırıya maruz bırakıldığını öğrendik. Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şehirlioğlu, Çağlayan Adliyesi’nde görülen emekli Albay Orkun Özeller’in duruşmasını takip eden muhabir Can Öztürk’ü, kolundan tutarak salondan çıkardı. Şehirlioğlu, duruşmada not aldığı sırada Öztürk’e, “Duruşmayı izlemiyorsun, deden yaşında adamlar ayakta bekliyor. Salondan çık” diyerek tepki gösterdi.

Önce abc’sinden başlayalım: Yaşadığı şehirdeki adliyeyi sürekli olarak takip eden muhabirlere adliye muhabiri deniyor. Tek işleri, mesai adresleri olan adliyeye gidip ağır ceza mahkemelerinde ne olduğunu, soruşturmaların durumunu, yeni çıkan evrakları ve iddianameleri takip etmek.

Adliye muhabirleri için çalıştıkları kurumlar tarafından bir görevlendirme yazısı hazırlanıyor. Bu belge, adliyedeki ilgili mercilere iletiliyor. Gazetecilerin dahil olduğu bir basın grubu var. Bağımsız çalışan gazeteciler bu gruba giremiyor. Bilgilendirme notları, yürütülen soruşturmalara dair gelişmeler ve açıklamalar bu gruptan paylaşılıyor. Grupta gazetecilerin yanı sıra Çağlayan Adliyesi ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın görevlileri yer alıyor. Basından sorumlu kişiler, adliyedeki işleyişler ve soruşturmalar hakkında bilgilendirme notlarını bu grup üzerinden paylaşıyor.

Adliyede bir gün nasıl geçer?

Peki adliye muhabirlerinin çalışma koşulları neler? Adliyede bir gün nasıl geçer? Buyurun, söz onların.

Zuhal Çiloğlan, 7 aydır ANKA Haber Ajansı’nın adliye muhabiri olarak İstanbul’daki Çağlayan Adliyesi’nde günlerini geçiriyor. İş adresi Çağlayan Adliyesi. Öyle ki kimi zaman kargoları için buranın adresini veriyor. Haftanın beş günü Çağlayan’da. Neden adliye muhabiri olmayı seçtiğini şöyle anlatıyor:

“Adalet arayışı hiç bitmiyor. Şu an iktidar, yargıyı kendi meşruiyetini sağlamak için bir araç olarak kullanıyor. Buradan, yani adliyeden takip etmek bu sürece daha yakından tanık olmak gibi geliyor bana. Meclis ya da diplomasi muhabirliği değil; adliyede o süreci izlemek, belgeleri görmek, tutanaklara dokunmak sanki bir döneme doğrudan tanıklık etmek gibi.

Devlet dili burada çok daha sert. İnsan özgürlüğünün nasıl kolayca elinden alınabildiğini görüyorsun. Bu da belki gazetecilikte başka hiçbir alanda hissedemeyeceğin bir şey. Bir kere bu tanıklığı yaşayınca, başka bir haber beni artık aynı şekilde tatmin etmiyor. Dosyaların içinde kaybolmak, araştırmak, iz sürmek… Bu yönüyle adliye muhabirliği bir yandan dedektiflik gibi, bir yandan da araştırmacı gazetecilik gibi hissettiriyor.”

'Şu an Türkiye'nin muhalefeti adliyede sabahlıyor'

T24 adliye muhabiri Can Öztürk ise kendi deyimiyle neredeyse Çağlayan’da yaşıyor. Kurumunun tek adliye muhabiri olduğu için kimi zaman İstanbul’daki farklı adliyelerde de duruşma takip etmek onun görevi. Bu alanı seçme nedeni tanıklık etme isteği:

“Türkiye’de siyaset artık neredeyse tamamen yargıya sıkıştırılmış durumda. Muhalefet adliyede sabahlıyor. Böyle bir dönemde burada olup yaşananlara tanıklık etmek, satır aralarındaki hikayeyi görebilmek önemli. Bir iddianame çıktığında, bazen içindekinden çok, içinde yer almayan şeyler daha çok şey anlatıyor. Bizim için de önemli olan o: Olmayanı da gösterebilmek.”

Öztürk, adliye muhabirliğini “gazeteciliğin en çıplak ve en doğrudan hâli” olarak tanımlıyor:

“Benim için önemli olan, çarpıtılan ya da eksik bırakılan tarafların karşısında durup gerçeği olabildiğince doğru ve objektif biçimde aktarabilmek. Bir iddianamede ‘olan’ kadar ‘olmayanı’ da yazmak gerekiyor. O yüzden haberleri genelde canlı blog gibi yazmaya çalışıyorum. Okur, bir duruşma haberine girdiğinde sanki o salonda oturuyormuş gibi neler yaşandığını hissedebilmeli. Çünkü adliyede olan her şey, bu ülkenin hikayesinin bir parçası.”

İşyerinize giremiyorsunuz, yasak!

Kulağa garip geldiğinin farkındayım ancak gazeteciler–ve kimi zaman avukatlar–adliyeye giremiyor.

Can Öztürk, Cumhurbaşkanlığı’na bağlı İletişim Başkanlığı’nın verdiği turkuaz basın kartına sahip. Bu kartı almadan önce hafta sonu yapılan sevkleri, duruşmaları ve hafta içi 16.30’dan sonraya kalan sulh ceza davalarını takip edemediğini anlatıyor. Orada bulunsa bile, basın kartı olmadığı gerekçesiyle adliyeden çıkarıldığını söylüyor.

Zuhal Çiloğlan’ın ise turkuaz basın kartı yok; yalnızca adliyeden verilen kartı var. Can Öztürk, Saraçhane davalarını hatırlatarak “Kapının önünde izdiham oluyordu. Herkesin arasında, kartımızı gösterip basın olduğumuzu söylememize rağmen almıyorlardı” diyor.

Gazeteci Eylem Sonbahar ise yaşadıkları sıkıntıları şu sözlerle anlatıyor:

"21 Ekim’e kadar yaklaşık dört yıl boyunca Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) için İstanbul’daki basın ve ifade özgürlüğü davalarını takip ettim. Duruşma takip ederken gazeteciler olarak bazı sıkıntılar yaşayabiliyoruz. Bu, takip edilen davaya göre değişiyor. Bazen dosyadaki sanık sayısı fazla olunca, salon kapasitesi kısıtlı olduğundan gazeteciler duruşma salonuna girmek için çabalıyor. Bu yıl birkaç kez, turkuaz kartı olmayan birçok gazeteci adliye içerisine dahi alınmadı. Bu durum, gazetecilerin işini yapmasını engelledi; oysa normalleşmemesi gereken bir uygulama."

Çağlayanda işler değişti: 19 Mart ve sonrası

Her iki muhabire de 19 Mart’ta Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan ve CHP’li belediyelere yönelik operasyonların yarattığı “olağanüstü” hareketliliğin çalışma tempolarını nasıl etkilediğini soruyorum.

Zuhal Çiloğlan, daha önce çalıştığı kurumda adliyeye haber takibi için gittiğinde ortamın sessiz ve sakin olduğunu, bugünkü yoğunluğun o günlerle kıyaslanamayacağını söylüyor:

“Şu an boş günümüz yok. Duruşmaların nerede, ne zaman olduğunu takip etmek ve programlamak bile ayrı bir mesai. ‘Boş gün’ dediğimiz günlerde bile aslında normalde yapmamız gereken ama yetişemediğimiz işleri tamamlamaya çalışıyoruz. Kalemlere gidip dosyaların durumlarını soruyor, yazılması ya da kabul edilmesi gereken iddianameleri takip ediyoruz.”

Yaklaşık bir yıldır adliyede haber takip eden Can Öztürk ise tempolarını şu sözlerle anlatıyor:

“Adliyede bu kadar kalabalığı ya da oradan oraya koşturan insanları eskiden görmezdik. Ama şu an ülkenin ana muhalefet partisinin üyeleri günlerini ve gecelerini adliyede geçiriyor; durum bizim için de farklı değil. Soruşturmalar arttıkça haber takibi yapmak neredeyse imkânsız hale geldi.”

'Adliyede mesainin yüzde 70i beklemekle geçiyor'

Kıdemli muhabirlerin geçmişte cinayet, hırsızlık gibi davaları izleyip bu dosyalardan hikayeler çıkardığını hatırlatan Çiloğlan, bugünkü tabloyu şöyle özetliyor: “Yetişemiyoruz, gündem tamamen siyasi davalara döndü. Artık ismini bile bilmediğim siyasileri tanır oldum.”

Adliye muhabirlerinin gündemi çoğu zaman saatler süren bekleyişlerle geçiyor. Çiloğlan’a göre mesainin yüzde 70’i beklemekle geçiyor

“Evrak, belge, kaynak bekliyorsun. Avukatlarla ilişkiyi korumak çok önemli, çünkü seni unutabiliyorlar. Üç ay konuşmadığın bir avukat seni tanımayabilir. Kendini hatırlatmak zorundasın.”

Haberin doğruluğu ise en hassas nokta. Çiloğlan, belgesiz haber geçmenin en büyük risk olduğunu söylüyor: 

“Avukat söyledi desen bile hata çıkabiliyor. Belgeyi görmeden yazmak çok tehlikeli.”

Gökçer Tahincioğlu: 'Bu iş okuma hamallığı'

Gazeteci Gökçer Tahincioğlu, uzun yıllarını adliye koridorlarında geçirmiş bir yargı muhabiri olarak mesleğin geçirdiği dönüşümü şöyle özetliyor:

“90’ların ortasında polis ve yargı muhabirliği iç içeydi ama 2000’lerle birlikte bu alanlar belirgin biçimde ayrıldı. Polis muhabiri yargıya çok hâkim değildir, yargı muhabiri de polise. Kesişen noktalar olsa da artık uzmanlık alanı olarak ayrıldılar.”

Geçmişte bilgiye erişimin bugünkü kadar kolay olmadığını hatırlatan Tahincioğlu, o dönemin koşullarını da şöyle anlatıyor: 

“Benim başladığım dönemde Ceza Muhakemesi Usulü Kanunu vardı. Avukatlar gazetecilerden belge, bilgi almaya çalışırdı çünkü erişim hakları yoktu. Şimdi evrak sistemlere yükleniyor, bilgi hızla yayılıyor. Ama bu hıza dayalı sistem yüzeysel haberciliği artırdı.”

Tahincioğlu bugün gazetecilerin ideolojik duvarlara çarptığını söylüyor:

“Ben başladığımda kutuplaşma çok azdı. Hâkim ve savcılarla iletişim kurmak mümkündü. Şimdi ideolojik barajlar var. Bazı yayın organlarının muhabirleri iletişim kuramıyor, bazılarıysa sadece istenen biçimde haber yapabiliyor.”

Tahincioğlu, mesleğin bir başka kaybına, usta-çırak ilişkisinin yok oluşuna dikkat çekiyor:

“Adliye muhabirliği hukuk fakültesi mezunu olmayı değil, sahada yetişmeyi gerektirir. Sürekli evrak okumak, dosyaları takip etmek şart. Ama haber merkezlerinin küçülmesi bu ilişkiyi neredeyse bitirdi.”

Genç gazetecilere ise şu tavsiyeyle sesleniyor:

“Bu işin diğer muhabirliklerden farkı, okuma hamallığıdır. Detay okuyan çok özel haber çıkarır. Herkesin baktığı metinleri değil, kimsenin bakmadıklarını okursanız, herkesten fazla özel haber yaparsınız.”

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

YAZARLAR

Ilgaz Gökırmaklı

Kültür-sanat editörü.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR