Çalışma hayatında ayrımcılık

İnsanların onurlu bir yaşam sürdürebilmeleri ve temel haklarının yerine getirilmesi, bu kişilerin geçimlerini sağlamak için hangi koşullar altında çalıştıklarına önemli derecede bağlıdır. "Alınan ücret kişiyi ve ailesini doyurmaya yetiyor mu?", "Çalışanlar tehlikelerden, şiddet ve sömürüden korunuyor mu?", "İşçi haklarını savunan sendikalar mevcut mu?" gibi soruların cevaplanmasında yalnızca hükümetler değil; aynı zamanda şirketler de ciddi sorumluluk taşımaktadır. Her bireyin çalışma hakkına tam bir eşitlik anlayışı içerisinde erişebilmesi ve ayrımcılıktan arındırılmış iş ortamlarında çalışabilmesi, uluslararası sözleşmeler ile de güvence altına alınmıştır.
Devletlerin insan haklarına saygısı ve bununla ilgili yükümlülükleri konusunda temel bir metin olan 10 Aralık 1948 tarihinde Paris’te toplanan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin 23. maddesi bu durumu çok güzel bir şekilde formüle etmektedir: i) Herkesin çalışma, işini özgürce seçme, adil ve elverişli koşullarda çalışma ve işsizliğe karşı korunma hakkı vardır. ii) Herkesin, herhangi bir ayrım gözetilmeksizin, eşit iş için eşit ücrete hakkı vardır. iii) Çalışan herkesin, kendisi ve ailesi için insan onuruna yaraşır bir yaşam sağlayacak düzeyde, adil ve elverişli ücretlendirilmeye hakkı vardır; bu, gerekirse, başka toplumsal korunma yollarıyla desteklenmelidir. iv) Herkesin, çıkarını korumak için sendika kurma ya da sendikaya üye olma hakkı vardır.
Yine Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'nin 6. maddesi, taraf devletlerin herkesin çalışma hakkını tanıyacağını belirtir. Çalışma şartlarını düzenleyen 7. maddede ise; özellikle kadınlar ve erkekler arasındaki eşitliğe dikkat çekilerek, hiçbir ayrım olmaksızın eşit işe eşit ve adil ücretin herkesin hakkı olduğu ve terfi için eşit imkanların sağlanması gerektiği vurgulanır. Ayrıca Engelli Kişilerin Haklarına Dair Uluslararası Sözleşme'nin 27. maddesi; işe alım, çalışma koşulları, terfi, sağlıklı ve güvenli iş ortamı, sendikal haklar gibi konularda engelli kişilerin diğer bireylerle eşit haklara sahip olduğunu belirtir ve devletleri gerekli tedbirleri almakla yükümlü kılar. Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme'nin 5. maddesinde; herkesin ırk, renk, ulusal veya etnik kökene dayalı ayrımcılığa maruz kalmadan, "çalışma, işini serbestçe seçme, adil ve elverişli koşullarda çalışma, işsizliğe karşı korunma, eşit işe eşit ücret, adil ve elverişli gelir haklarından yararlanacağını" düzenler.
Söz konusu yasal zemine rağmen, Türkiye'de iş yerindeki ayrımcılıklar sürüyor. Kısa başlıklar şeklinde değinmemiz gerekirse;
- Çalışma hakkı, anayasada herkese tanınmış bir hak olsa da, kanunlarda cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin açıkça belirtilmemesi, LGBTİ’lerin gerek işe alım sürecinde gerekse iş yaşamında bu haktan adil ve eşit bir şekilde faydalandığını söylemek çok zor.
- Etnik kökene göre ayrıştırılmış nitelikte olmadığı için etnik gruplar hakkında doğrulanmış çalışma, işgücü ve işsizlik verileri mevcut değildir. Yine de, bu alandaki çeşitli kişi ve kurumların çalışmalarından, düzenli ve sürekli işe sahip olan bazı etnik grupların (Romanlar, Çerkesler vd.) sayısının az olduğu bilinmektedir.
- Yaşlı bireylere yönelik önyargılı tutum ve davranışlar, yaşlılığı “bunama, güçsüzleşme, hastalıklı olma, yıpranma, fonksiyon görememe, üretmeme” gibi olumsuz algılarla sınırlı bir yaklaşım eşliğinde kendini gösterir. Söz konusu anlayış, ileri yaşlardaki insanların verimsiz olacağını ve çalışamayacağını varsayar. Buna göre 40 ve üzeri yaşlardan itibaren, kişiler işe alınırken, çalışırken veya işten ayrılırken ayrımcılığa maruz kalabilmektedir.
- Zaman zaman yoğunlaşan mezhepçi söylemler ve ötekileştirme, Sünni İslam inancının dışında kalan dini gruplara yönelik ayrımcılığı ve eşitsiz muameleyi doğurmaktadır.
- Engellilerin istihdamını teşvik etmek için kota uygulamasına gidilmiştir. İş Kanunu'na göre işverenler, elli ve daha fazla işçinin çalıştığı özel sektör şirketlerinde yüzde 3, kamu kurumlarında ise yüzde 4 oranında engelli personel çalıştırmakla yükümlüdür. Devlet Memurları Kanunu'nda ise bu oran yüzde 3 şeklindedir. Bu tip düzenlemelere rağmen, hem özel sektörde hem de kamuda çalışan engelli sayısının söz konusu kontenjanların altında kaldığını belirtmeliyiz.
1 Mayıs Emek ve Dayanışma günü vesilesiyle değindiğimiz bu soruna yönelik çözüm önerileri noktasında, İnsan Hakları Ortak Platformu (İHOP) tarafından hazırlanan 2017 tarihli bilgi notu güncelliğini koruyor. İHOP'un çalışma yaşamının uluslararası insan hakları standartlarına uygun bir şekilde ayrımcılıktan arındırılması ve eşitlikçi bir niteliğe kavuşması için sunduğu öneriler şunlardır:
- İş başvurularında liyakata dayalı bir seçim sürecinin benimsenmesi ve cinsel yönelim, din, etnik köken, yaş gibi hususların seçimi etkileyen faktörler olmaktan çıkarılması;
- İş politikaları belirlenirken farklı grupların özel ihtiyaçlarının dikkate alınması;
- İş yaşamında ayrımcılıkla mücadele için etkili hukuki ve idari başvuru ve şikâyet yollarının oluşturulması;
- Çalışanların ayrımcılığa maruz kalması durumunda ne yapabileceklerine dair bilgilendirilmesi;
- Kamu ve özel sektörde ayrımcılığı önleyecek eğitim programlarının uygulanması;
- Eğitim olanaklarından dışlanan etnik grupların istihdamının arttırılması için beceri eğitimleri ve rehberlik hizmetlerinin yürütülmesi;
- İşyerlerinde engelli istihdamının düzenli olarak denetlenmesi ve bu konuda usulsüzlüğe yönelik caydırıcı yaptırımların getirilmesi;
- Engellilerin işten ayrılmaları durumunda gelir desteğinin derhal yürürlüğe girmesi;
- Yaşlılara uygun istihdam olanaklarının yaratılması ve değişen teknolojik gelişmelere yönelik yaygın eğitimler verilmesi;
- İstihdam alanındaki eşitsizliğin görünür kılınması ve çalışma istatistiklerinin ayrımcılık olgusuna duyarlı şekilde oluşturulması.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Ersin Şenel
Çıkarların değil, etik ilkelerin yaşama egemen olması için...
İLGİLİ OKUMALAR



