Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
ABD merkezli uluslararası kalkınma araştırmaları kurumu AidData’nın, 843 milyar dolar değerinde, 13 bin 427 projeden oluşan veri seti ve ilgili raporuna göre Çin’in yürüttüğü Kuşak ve Yol Girişimi'ne (KYG) bağlı projelerde gizli borçlar ve uygulama sorunları hızla artıyor. Hükümet destekli haber ajansı Xinhua haberi ise “Washington’un ‘borç batağı diplomasisi’ retoriği” olarak değerlendirdiği eleştirileri, “dünyayı yanlış yönlendirmekle” suçlayarak karşılık veriyor.
KYG projelerinin seyrini, AidData raporunun Çin kaynaklı projelerin geleceğine etkilerini ve bu projelerin Türkiye açısından önemini, Uluslararası Politik Ekonomi alanında çalışmalar yürüten akademisyenler TED Üniversitesi'nden Emre Demir ve Bilkent Üniversitesi'nden Seçkin Köstem ile konuştum.
Koşulsuz borç
2013 yılında, Başkan Şi Cinping önderliğinde başlatılan ve kendisinin “dünya liderliği” söylemleriyle paralel olarak popülerliği artan KYG, Asya’dan Avrupa’ya birçok ülkede yürütülen altyapı projelerinden oluşuyor. KYG en çok “koşulsuz borç” vaadiyle gündeme geldi. ABD merkezli uluslararası finansal kuruluşlardan farklı olarak Çin, borç verirken ülkelerle yaptığı anlaşmalarda ekonomik bir model veya projenin uygulanması konusunda şeffaflık, iki taraflılık gibi koşulları zorunlu kılmıyor. Dolayısıyla, özellikle otokratik yönetimlerin bulunduğu ülkelerde Çin destekli projelerin yayıldığını gözlemledik. Demir, KYG altındaki projelerin 2019 yılında doyum noktasına ulaştığını belirtirken, Köstem, Covid-19 sürecinde bozulan üretim ve dağıtım zinciri dolayısıyla maliyetlerin arttığını ve dolayısıyla projelerin yavaşladığının altını çizdi.
"Gizli borç" ibaresi
Köstem, ülkelerin Çin ile yaptıkları anlaşmalar doğrultusunda oluşan toplam borçlara yönelik önceden tahminlerin var olduğunu ama AidData raporunun ilk defa kapsamlı şekilde sayıları bir araya getirdiğini ifade etti. Demir ise “gizli borç” ibaresinin yanıltıcı olduğunu, yapılan projelerin Çin’in ülkelere dayatmasıyla değil, ülke liderlerinin Çin ile anlaşma yapmasıyla gerçekleştiğini, dolayısıyla borcun sadece kamuoyundan gizli tutulduğunu belirtti. Öte yandan, 2019’da yayımlanan Rhodium Group raporunun vardığı sonuçlar, “Çin’in ülkeleri borçlandırması” söyleminde yanılsamalar olduğuna işaret ediyor:
1) Çin’in verdiği borcun büyük miktarlara ulaşması, alıcı ülkeler için borç sürdürülebilirliği ve borçların yeniden yapılandırılması konularında kaygı yaratıyor.
2) Borçların yeniden müzakeresi sürecinde mülke el koyma nadir görülen bir sonuç.
3) Ekonomik gücüne rağmen, müzakerelerde Çin’in baskı gücü çok yüksek değil.
KYG Projelerinin geleceği
Demir, AidData bulgularının Çin’in projelere sağladığı kaynak miktarını etkilemeyeceğini, Çin’den borç alan ülkelerin zaten alternatif borç kanalı bulamadığını ifade etti. Ayrıca, KYG projelerinin, Avrupa ve ABD’yi de yeniden altyapı projelerine yönelttiğini, bu durumun da altyapı eksikliği olan ülkeler açısından olumlu olabileceğini belirtti. Köstem ise projeler bütünü olarak KYG’nin zaman için önemini kaybedeceğini tahmin ederken, Çin’in bir öğrenme sürecinden geçtiğini ve desteklediği projelerde ilerde şeffaflığa önem gösterebileceğini ekledi.
KYG Türkiye’ye ne kattı, ne katabilir?
Köstem, Türkiye’nin başta KYG’nin gelişimi açısından umutlu olduğunu, Orta Asya-Kafkasya hattı ve Türkiye sınırlarında mega projelerin beklendiğini fakat bu beklentinin gerçekleşmediğini paylaştı. Çin’in jeopolitik perspektiften ziyade jeo-ekonomik perspektifi önemsediğini, dolayısıyla da kâr görmediği bölgelerde çok fazla proje yürütmediğini ekledi. Çin’in yatırımlarını tek rotada belli ülkelere yöneltmek yerine çeşitliliği tercih ettiğine dikkat çeken Demir, Türkiye’nin içinde bulunduğu Orta Koridor yolu üzerinde kara ve deniz bağlantıları olduğu için dezavantajlı gözükmesine rağmen bölgenin yatırım çekebileceğini aktardı. Aynı zamanda Türkiye’nin bu güzergâhta üretim üssü olmasından ziyade geçiş güzergâhı olarak düşünüldüğünün de altını çizdi.
Sonuç
Önümüzdeki günlerde Çin’in uluslararası itibarını korumak için çevre politikaları gibi dünya gündemindeki konularla daha entegre projeler ürettiğini gözlemleyebiliriz. Öte yandan, “borç tuzağı” söylemi ardındaki yanılsamalara rağmen, geçmişte Batılı ülkelerin altyapı projeleri sonucu olduğu gibi bugün de düşük ve orta gelirli ülkelerin geri ödemesi zorlu borçlar altına girdiğini görüyoruz. Bu durumda, Çin’in veya Batı’nın itibarı üzerine gitmek yerine uluslararası kapitalist sistemde kalkınma projelerinin uygulanış şekliyle ilgili sorgulamalar ve yeni bir bakış daha faydalı olabilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta yazılarımızda Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi'nin etkileri ve geleceğiyle İran ile Azerbaycan arasında görünür hâle gelen gerginliği ele alıyoruz.
08 Eki 2021

YAZARLAR

Deniz Kaptan
Yazar @ Spektrum

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Çin, Haziran 2026’da yayımladığı yeni “Beyaz Kitap”la küresel yönetişim vizyonunu daha açık biçimde ortaya koydu. Pekin, BM’nin güçlendirilmesini, Küresel Güney’in karar alma süreçlerinde daha fazla söz sahibi olmasını ve ticaret ile tedarik zincirlerinin önündeki engellerin azaltılmasını savunuyor. Bu yaklaşım, Çin’in ABD ile rekabetinde doğrudan bir hegemonya arayışından çok, ekonomik yükselişini sürdürebileceği daha çok kutuplu ve daha az korumacı bir düzen talebine işaret ediyor.

BirGün muhabiri Ebru Çelik'in "figüran" haberi, gazetecilikte kimlik gizleyerek haber yapma yöntemini yeniden gündeme taşıdı. Peki bu yöntemin kökleri nereye uzanıyor, etik sınırı nerede başlıyor ve kamu yararı bu tartışmanın neresinde duruyor?

Çin’in siyasi partiler, düşünce kuruluşları ve yayıncılık faaliyetleri üzerinden Türkiye’de kurduğu ilişki ağı genişlerken, bu hattın yeni merkezlerinden biri DÜNYA-MER oldu. Merkezin Başkanı Prof. Dr. Semih Koray, Aposto’ya yaptığı açıklamalarda DÜNYA-MER’in Çin’in Küresel Medeniyet Girişimi’yle kesişen hedeflerini, güvenlik konferanslarını neden öne aldıklarını ve “yeni bir medeniyetin Asya’dan yükseldiği” tezini anlattı.

ABD yönetimi geniş çaplı bir İran işgaline hazırlanıldığı iddialarını doğrulamıyor. Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki geçişi güvenceye almak, stratejik adaları veya askerî altyapıyı hedef almak amacıyla sınırlı kara operasyonları ihtimali gündemde kalmayı sürdürüyor. Başkan Yardımcısı JD Vance ise rejim değişikliğine ve uzun süreli savaşa karşı çıkarken, gerektiğinde sınırlı askerî güç kullanılmasını ve diplomasinin açık tutulmasını savunuyor.

Yeni Parti kurucularından Utku Çakırözer ve Burhanettin Bulut’un Aposto’ya verdiği bilgilere göre, ilk olağan kurultayın Ekim sonu ile Kasım başı arasında yapılması planlanıyor. Kurultayda yalnızca yönetim organları değil, parti programı ve tüzüğüne ilişkin son düzenlemeler de ele alınacak. Kurultayın ardından ise Yeni Parti odağını tamamen seçim hazırlıklarına çevirecek. Önümüzdeki üç aylık süreçte örgütlenme çalışmalarına ağırlık verilecek.




