Cırcır böcekleri, sokak hayvanları, yıldız tozları: İnsanın kibrini anlamak üzere

Doğa karşısında insanın kibre kapılmasının birçok nedeni olsa da bu galiba en çok korkuya bağlı. Ötekinden, kendinden farklı olana ve farklı düşünene duyulan korku. Belki biraz da haset vardır kim bilir? Doğanın azameti, ölümsüzlüğü karşısında duyulan haset.
Cırcır böcekleri, sokak hayvanları, yıldız tozları: İnsanın kibrini anlamak üzere

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

Bahçe içinde yer alan, etrafı ağaçlarla çevrili müstakil bir evin verandasında çok güzel ve uzun bir masadaydık. Bir yaz masasıydı burası; harika zeytinyağlılar, kaliteli peynirler, şaraplar ve elbette güzel sohbetler… Bir süre sonra sohbetimize cırcır böceklerinin sesi de dahil oldu. E normal, aylardan Temmuz sonuçta. Hep beraber sohbet edeceğiz, kaçarı yok. Ev sahibesi öten cırcır böceği için hemen evin yanındaki ağacı göstererek, “Şuraya yuva yaptı sanırım” dedi. “Ama yarın onun yuvasını daha uzak bir ağaca taşıyacağım, bu sesi kafam kaldırmıyor.” Evet evet, bahçeli bir evdeydik, etrafta ağaçlar vardı. Biz cırcır böceklerinin alanındaydık, onlar bizim alanımızda değil. 

Sonra aklıma yine evinin bahçesindeki ağaçlardan birine yavrulayan kargayı, yavrularıyla beraber başka yere taşımak isteyen bir diğer tanıdığım geldi. Çok gürültü yapıyorlarmış çünkü, orası bunun yeri miymiş, onun uykusu her şeyden daha önemliymiş. 

Anadolu’da çok zarif, kadim bir deyiş vardır: Kurda, kuşa, aşa. Yani bağa, bahçeye, tarlaya ekilenin sadece insan için olmadığını, tüm doğa için olduğunu ifade eder. Çok severim bu sözü. Kocaman bir gezegende hep beraber yaşadığımızı, yaşamak zorunda olduğumuzu düşündürür bana. Doğanın kocamanlığını ve onun sadece bir parçası olduğumuzu hatırlatır. Kendisini dünyanın merkezinde sanan insana, doğa merkezli bir bakış açısı sunar. Ve gezegende hepimizin payı olduğunu söyler. 

  • İnsanın kibrinden sual olunmaz. O kibir ki dağları da deler, insanın kalbini de… Sonra o delikten bir güzel kayıp düşer de insan, ağlayanı olmaz.  

Kendinde her şeyi yapma gücü bulan insan canlısı, köpekleri de uyutur, kedileri de öldürür, cırcır böceğini başka ağaca da taşır, karganın yavrularını da umursamaz. Hatta sırf manzarasını bozuyor diye bir ağacı da keser. İnsanın doğaya karşı şiddetinde çok yoğun bir eril tahakküm var. Ondan üstün olduğunu, ona hükmedeceğine inanıyor. Doğa karşısındaki bu kibrin birçok nedeni olsa da ben bunu en çok korkuya bağlıyorum. Ötekinden, kendinden farklı olana ve farklı düşünene duyulan korku. Belki biraz da haset vardır kim bilir? Doğanın azameti, ölümsüzlüğü karşısında duyulan haset.

Peki insan ötekinden niye korkar? Kendinden farklı olanı niye tehdit olarak görür? Kendi içindeki ötekilerden korktuğu için mi? Kendi içindeki karanlığa, yeraltı sularına inemediğinden mi? Cırcır böceğinin o cırtlak sesi kişiye kendi içindeki cırtlak sesleri hatırlattığından mı? 

Ekoloji Filozofu Timothy Morton, asıl meselenin ne düşündüğümüzden çok nasıl düşündüğümüz olduğunu söyler. Ona göre zihnen sağlıklı olmak, ne düşündüğünüz ile nasıl düşündüğünüzün iç içe geçmiş olduğunu bilmektir. Zihinsel sağlık ile ekolojik sağlığın birbirine bağlı olduğunu ve insan olmayan varlıklarla bağlantılarını koparmanın insanları travmaya sürüklediğini düşünür.

Geçen yıllarda Ucubeler isminde bir kitap okumuştum. Rebecca Tamâs tarafından yazılan bu kitap “İnsan ve insan olmayan üzerine denemeler” alt başlığıyla çok ufuk açıcı denemelerden oluşuyor, tavsiye ederim. Oradaki bir paragrafı alıntılamak istiyorum: 

“İnsanlar ve insan olmayanlar dahil gezegenin tüm ekolojisini savunan ekolojik bir düşünme biçimini benimsemek demek, insan olmayanın bizimle korkunç yakınlığını tanımak ve bizi hem onlarla hem kendi içimizde çatışmaya sürükleyen bu farkı kabul etmek demektir.”

Bu farkı kabul etmediği gibi bu farkı engellemeye çalışan bir iktidarın gölgesinde uzun zamandır aydınlığa çıkmaya çalışıyoruz. Ağacı sevmiyorlar; toprağı, kadını, çocuğu, doğayı, sanatı… Elbette  kedi ve köpeği sevmelerini de bekleyemeyiz. Bu anlamda kendi içlerinde son derece tutarlılar. İçlerindeki yıkıcı ve saldırgan dürtülerle ancak birilerine zarar vererek baş edebiliyorlar, ancak birilerinin hayatına kast ederek yaşadıklarını hissediyorlar.

Türk Veteriner Hekimleri Birliği yapılacak katliamın ardından yaşanacaklara dikkat çekiyor. Toplanacak hayvanların genellikle aşılı ve toplumla uyumlu hayvanlar olacağına, boşalan sokaklara ise daha zor, güçlü, üreme kapasitesi yüksek, aşısız hayvanların geleceğini söylüyorlar. Ayrıca insan ile hayvan arasındaki canlı bariyerin ortadan kalkacağını; kurt, domuz, çakal gibi zoonotik hastalık riski taşıyan hayvanların yerleşim yerlerine gireceklerini; şehirlerdeki sokaklarda, bahçelerde köpek ve kedilerin yerine daha fazla kemirgen ve yılan gibi hayvanlarla karşı karşıya geleceğimizi ifade ediyorlar. Daha ne desinler bilmiyorum. 

Bu gezegen üzerinde yaşayan her varlık birbiriyle bağlantıda ve birbirine bağlı. En vahşisinden en evciline, gökyüzündeki yıldızlardan yeryüzündeki en ufak bir toz tanesine  kadar. Doğada bir akış ve döngü var, bu bozulduğu takdirde ise felaketler kapıyı çalıyor. Bunu görmek zorundayız. Doğa ile birlikte nasıl iyileşeceğimizi araştırmak, hem insanların hem de doğanın faydasını gözeterek, sürdürülebilir, yabana, kırsala, hayvanlara karşı saygı ve şefkat dolu bir yaşam anlayışı geliştirmek zorundayız. 

Her canlının yaşama hakkı var. Cırcır böceğinin de, sokak köpeklerinin de… Hasta diye, agresif diye bir canlı öldürülemez ancak tedavi edilir. Sistematik kısırlaştırma, aşılama gibi yöntemler devreye sokulabilir. Hayvan ticareti yasaklanabilir. Sayısız başka çözümler de bulunabilir. 

Anlamamız gereken en önemli şey şu ki, doğayı fethetmek, ona hükmetmek imkansızdır; bunu yapmaya çalışan insan, doğanın bir parçası olduğunu hesaba katmaz. Bunun yerine ihtiyacımız olan şey, güvene dayalı bir uyum hali ve yüksek duyarlılık. Bu aynı zamanda büyük bir bilimsel anlayış ve birçok teknolojik yenilikle uyumlu olmayı da beraberinde gerektirir. Tüm bunlar emek ister tabii, güç ister. 

Peki biz ne yaşıyoruz? Birtakım adamların kendi güçsüzlüklerini örtmek için kendilerinden daha güçsüz gördükleri canlıların yaşam haklarına saldırma girişimini. Bu yeni bir girişim değil elbet; kadına da, çocuğa da, ağaca da aynısı yapan hastalıklı bir zihniyeti yıllardır izliyoruz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

YAZARLAR

Tuğçe Isıyel

Tuğçe Isıyel, 1986 yılında İstanbul’da doğmuştur. Klinik psikolog, psikoterapist olarak çalışmakta, kurucusu olduğu Polente Psikoloji’de yetişkin ve çiftlerle psikoterapi çalışmalarını sürdürmektedir. “Psikanalitik Edebiyat Okumaları”, "Ekopsikolojik Edebiyat Okumaları", "Kitap Eczanesi" isimli atölye çalışmalarını yürüten Isıyel, çeşitli dergilerdeki inceleme, deneme, eleştirilerinin yanı sıra Everest Yayınları'ndan çıkan "Ya Hiç Karşılaşmasaydık" ve 2023 Vedat Günyol Jüri Özel Ödüllü "Parçalı Bulutlu", "Benim Yüzümden" kitaplarının da yazarı.

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

‘Gizli aşk bu, söyleyemem derdimi hiç kimseye’: ‘Hiç’ üzerine bir derleme

“Hiç”, cümle içinde pekiştirme, kesinlik, miktar veya zaman bildiren çok işlevli bir sözcüktür. Olumsuz cümlelerde eylemin anlamını kuvvetlendirir, soru cümlelerinde belirsizlik veya olasılık belirtir, tek başına kullanıldığında ise mutlak yokluğu ya da değersizliği ifade eder.

‘Gizli aşk bu, söyleyemem derdimi hiç kimseye’: ‘Hiç’ üzerine bir derleme
10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

10 maddede bu hafta
Ceuta’da iki günde on binlerce kişi sınırı geçti: En az 57 kişi hayatını kaybetti

Fas’tan İspanya’nın Kuzey Afrika’daki özerk şehri Ceuta’ya yönelik kitlesel geçişlerde en az 57 kişi öldü. İspanya İçişleri Bakanlığı, 30 Temmuz’dan itibaren yaklaşık 50 bin kişinin kente girdiğini; Ceuta yönetimi ise sayının 60 bine ulaşmış olabileceğini açıkladı. Cuma akşamına kadar 48 bin 300 kişinin Fas’a döndüğü bildirilirken Madrid yönetimi sınır bölgesine asker ve ek güvenlik personeli gönderdi.

Ceuta’da iki günde on binlerce kişi sınırı geçti: En az 57 kişi hayatını kaybetti
Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş tutuklandı

Üsküdar Belediyesi'ndeki yapı ruhsatı ve iskan işlemlerinde usulsüzlük yapıldığı iddialarına ilişkin soruşturmada Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın da aralarında bulunduğu dört kişi tutuklandı. İki şüpheli adli kontrolle serbest bırakılırken savcılık, belediye iştiraki Kent AŞ üzerinden müteahhitlerden para talep edildiğini ve ruhsat süreçlerinin yetkisiz kişilerce yönlendirildiğini öne sürüyor. Dedetaş suçlamaları reddederek müteahhitlerden para alınması yönünde hiçbir talimat vermediğini söyledi.

Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş tutuklandı
10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

10 maddede bu hafta