
Çeşitli öğrenci kademeleriyle çalıştığım için çeşitli öğrenci ortamlarında bulunma fırsatım da oluyor hâliyle. Birkaç haftadır süregelen yazılı haftasıyla onların iç dünyasına daha da tanık oluyorum. Bu tanıklık eğitim temelli duygusal iniş çıkışları beraberinde getiriyor. Küçüğünden büyüğüne her birinin dilinde: “Ardı ardına bu kadar sınava girmek kalıcı başarı mı? Hayatta başarının ölçütü veya ilk adımı sadece girecek olduğumuz birkaç saatlik sınavlarla mı derecelendiriliyor? Şansımız ve şanssızlığımız eğitimdeki eşitsizlik değil mi hocam?.."
Çokça soru geldi bu ve bunlara benzer. Haklılık payı. Hem de sonuna kadar! Birçoğunun bırakalım üniversite sınavını, lisede bölüm seçme hakkı bile yok. Genel çerçeve aile ve çevrenin dayatmaları ile şekilleniyor. A bölümünü seç, orada para kazanacak meslekler daha çok. Halledersin sen! Yetenek, mutluluk, beceri algısı geri planda kalarak çocuğun bir araç olarak kullanıldığı bir sistem, fikir karmaşası ne yazık ki…
Onların Gözünden – I
İki yıldır dersine girdiğim öğrencimin onu tanıdığım günden beri çantasındaki küçük çizim defterine yakın bir arkadaşıymış gibi ilgi göstermesi dikkatimi çekmişti. Bir gün teneffüste yanına gittiğimde önünde yine o defter ve muazzam titizlikte çizilmiş çalışmalar vardı.
Eğilerek: “Herhâlde ileride bu alanda güzel işler yapmayı hayal ediyorsun? Peki, Güzel Sanatlar Lisesini hiç düşündün mü?” Evet hocam güzel hayallerim var; liseyi de düşünmüştüm fakat ailem onaylamadı. Para kazanacağımı düşünmüyorlarmış…
“Peki yeteneğin, mutluluğun?...”
…
Çıldırıyorum. Her öğrencinin akademik başarı sağlama zorunda olması gibi bir deli saçmalığı olmaz, olmamalı da. Yetenek denen zihin ve devinim gücünün bu derece yok sayılması birçok pürüzü beraberinde getiriyor. Ortada yeteneklerinin farkında olan, emek veren, keyif alan, mutlu bir genç varken…
Onların Gözünden – II
Yine yakın zamanda üniversite sınavına hazırlanan bir öğrencimi biraz kaygılı ve kararsız gördüm. Biraz konuşup sebeplerine indiğimde: “Başta hedefim mühendislikti fakat veterinerlik mesleği de aklımın bir ucundaydı. Bunu netleştirmem gerekti. Araştırmalarım sonucunda hayvanlara karşı ilgi ve sevgim baskın geldi. Onlarla mutlu olacağım için de yapacağım işin bana iş gibi gelmeyeceğinden hedefimde daha nettim artık. Bu hedefimi ailemle paylaştığımda mühendislikten veterinerliğe nasıl hedef düşürdüğüm sorgulandı. Onların gözünde mühendislik güzel para kazandıran, dile havalı gelen, gösterişli bir meslek çünkü.”…
Değişim ve Dönüşüm Çağında mıydık?
Teknoloji bebeklikle hayata giriyor desek yeridir. Bu bağlamla her alanda çocuklar, gençler çok daha bilgili ve bilinçli. “Değişime ayak uydurmak” çağın zaruri özelliklerinden biriyken -fikirlerde de pek tabii- halen klasik meslek kalıplarının yıkılmadığını, mutlu bir bireyin etrafını da mutlu edebildiği gibi işinde de mutlu olup kazançlarını bu sayede elde edebileceğini öngörememek bir eğitimci olarak beni aşırı yaralıyor.
Bizler eğer biraz çocukların yeteneklerinin farkında olup onlara geniş bir bakış açısı sağlar, söz hakkı verip inanç aşılarsak daha güçlü bir toplum olabileceğimiz bir gerçek. Kim bilir böylece daha cesur çocuklarla nice 23 Nisan’lar da kutlarız. Mutlu ve özgür…
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş






