Değişim beklentisi

Dış politikada değişim beklentisi hiçbir seçimde bu kadar güçlü olmamıştı.
Değişim beklentisi

29 Nisan - Mey | Diageo
Mey Diageo ile birlikte

Yarını korumak için: Mey | Diageo’dan Şahyar Damla Sulama Projesi Yukarıdaki görsele tıklayarak Mey | Diageo'nun projeyle ilgili hazırladığı videoyu izleyebilirsiniz İklim değişikliğine neden olan üretim ve tüketim tercihlerimizi, suyun ve toprağın geleceği için yeniden düşünmemiz gerekiyor. Tohumdan kadehe kadar sürdürülebilirliğe öncülük etmek üzere yolcuğunu sürdüren Mey | Diageo , geleneksel sulama sistemleri tercih edildiğinde toprağın ve kuyuların kurumaya terk edildiğine dikkat çekerek kullandığından daha fazlasını yerine koymayı hedeflediği Damla Sulama Projesi ’ni yürütüyor. Neler oldu? Sorumlu bir sosyal kurum olma hedefiyle hareket eden Mey | Diageo ; 2030’a kadar yaşadığı, çalıştığı, kaynaklarını kullandığı, satış yaptığı her alanda olumlu etki yaratmayı hedeflediği çalışmalarından biri olan Şahyar Damla Sulama Projesi kapsamında yeni bir boru sistemi kullanıyor. Yeni sistemle araçlara erişimi kısıtlı olan yerel çiftçilerin geleneksel taşkın sulamadan daha verimli bir yöntem olan damla sulamaya geçmelerini destekleyen kurum, üzüm bağlarını çevreleyen 60 hektarlık alanda damla sulama altyapısı oluşturdu. Neden önemli? Küresel çapta belirlediği 2030 Ekosistem Hedefleri kapsamında 2026’ya kadar su kıtlığı olan bölgelerde kullandığından daha fazlasını yerine koymayı hedefleyen Mey | Diageo, geleneksel sulama yöntemlerini geride bırakarak üzüm bağlarını ve toprağı korumayı amaçlıyor. Projeyle 2026 sonuna kadar toplam 176.729 m3 su tasarrufu sağlamayı hedefliyor. Şahyar Damla Sulama Projesi ile ilgili detaylı bilgi için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz. Türkiye’de sekiz fabrikası ve 1.000’i aşkın çalışanıyla sektöre değer katmaya devam eden Mey | Diageo ’nun sosyal medya hesabını bu bağlantıyla takip edebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

Barçın Yinanç

Sonbahardan bu yana karşılaştığım her yabancıya; düşünce kuruluşu çalışanından, gazetecisine, siyasetçisinden, diplomatına şu soruyu soruyorum:

“Muhalefetin seçimleri kazanması durumunda, Batılı ülkeler Türkiye'yle ilişkilerde nasıl bir değişim öngörüyor; iktidar değişimine dair bir hazırlık var mı?”

Vücut dilinden, özellikle kaçınılan göz teması yada boş bakışlardan anladığım şuydu:

“Muhalefetin kazanma şansı düşük; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kaybedeceği seçimlere girmez; kaybetse de yenilgiyi kabul etmez, iktidarı bırakmaz. O nedenle iktidar değişimine dair özellikle bir zihni hazırlık içine girmeye gerek yok.”

Bu genel kabul, seçimlere az bir süre kala değişmeye başlamış görünüyor.

Batılı düşünce kuruluşlarının son günlerde yayınladığı analizlere bakıldığında, elbet muhalefetin kazanacağına dair güçlü bir kanaati görmek hala mümkün değil. Sonuçta Türkiye’de bile bağımsız gözlemciler seçimlerin başa baş geçeceği görüşünde.

Ancak muhalefetin kazanma şansının olduğuna dikkat çekip, Batılı başkentlerin muhalefetin zaferine dönük hazırlıklar yapması gerektiğini vurgulayan yazılar daha fazla yayınlanır oldu.

Burada önemli bir noktanın altını çizmekte yarar var. Cumhuriyet tarihinin belki de en eşit şartlarda yarışılmayan seçimlerinden birine gidiyoruz. Yabancı gözlemciler de bu durumun farkında. Erdoğan’ın geçmişle kıyaslanmayacak ölçüde devletin imkanlarını kullandığı, Yüksek Seçim Kurulu gibi bağımsız olması gereken kurumların iktidar yanlısı duruşu, geleneksel medyanın çok büyük bölümünün iktidarın kontrolü altında olması; ve buna benzer pek çok faktörün muhalefetin işini çok zorlaştıracağının tüm dünya farkında.

Ve işte tam da bu yüzden, tüm güçlüklere karşın muhalefetin seçimleri kazanması, çoğulcu demokrasi adına çok kıymetli bir zafer olacak. Sadece Türk demokrasisi adına değil, dünyanın genelinde populizm tehtidini savuşturmakta zorlanan liberal demokrasiler için de önemli bir kazanım olacak.

Dünya başkentlerinin Türkiye’deki seçimlerin sonuçlarına dair böyle derin ve analitik bir bakışı var mı tam emin değilim. Ama her hâlükarda, son günlerde özellikle Batılı düşünce kuruluşları ve basın organlarının yaptığı analizlerde en çok dikkat çeken noktalardan biri, bu seçimlerin sonuçları bakımından pek çok değişime gebe olabileceğinin vurgulanması. Tabii özellikle muhalefet kazanırsa.

İktidar değişikliği, bir yandan Türkiye’yi demokrasi rotasına geri çevirirken, bunun doğal bir yansıması olarak dış politikasında da yaşanacak önemli değişimlerin bölgesel anlamda da çok belirleyici etkileri olabilir.

Açıkçası 30 yılı aşkın süredir gazetecilik yapıyorum. Seçim sonuçlarının ülkenin dış politikasını ciddi şekilde değiştirebileceği beklentisi hiç bu kadar kuvvetli olmamıştı.

Genelde dış politika partiler üstü yürütüldüğü, siyasi liderler dış politikayı iç politikaya alet etmediği ve dış politikayı ülkenin çıkarları ile dönemin uluslararası ekonomik-siyasi koşulları belirlediği için, çoğunlukla ülkelerin dış politikaları, seçimlerden sonra büyük değişimler göstermezler.

20 yıllık AK Parti döneminde, ne yazık ki, dış siyaset iç siyasete alet edildiği, dış politikayı, ulusal çıkarlar değil, iktidarın ideolojik saplantıları şekillendirdiği için, Türkiye’nin dış dünyayla ilişkilerinde çok sağlıksız sapmalar yaşandı.

O nedenle muhalefetin kazanması durumunda belki de değişimin en gözle görülür olabileceği alanlardan biri dış politika olabilir.

Millet ittifakının vaat ettiği gibi, demokratik geri gidişi durdurup, hukukun üstünlüğü, temel hak ve özgürlükler gibi demokrasinin olmazsa olmaz unsurlarını evrensel standartlara uygun şekilde yeniden ihdas etmesi (e.n. oluşturması) durumunda, Türkiye’nin özellikle başta ABD ve Avrupa Birliği olmak üzere, Batılı müttefikleriyle ilişkileri daha sağlıklı bir yapıya kavuşacak.

Mevcut durumda özellikle Türkiye’deki otokratik yönelim nedeniyle hem Batılı demokrasilerle doku uyuşmazlığı hem de ciddi bir güvensizlik yaşanıyor. Erdoğan’ın Batı karşıtlığını bir yandan pompalayıp bir yandan da bu karşıtlıktan beslenip, iç siyaset saikleriyle yönettiği ilişkiler müttefiklikten neredeyse hasımlığa evrilen bir gidişat içine girmişti.

İktidar değişimi durumunda Türkiye elbette her konuda Batılı müttefikleriyle aynı noktada durmayabilecek; tabii ki bazı konularda görüş ayrılıkları devam edecek. Örnek vermek gerekirse ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde YPG’ye verdiği destek ilişkilerde çok önemli bir çıban başı olmaya devam edecek. Ama güven ilişkisinin yeniden kurulması ile, görüş ayrılıkları tam olarak giderilemese de daha iyi yönetilebilecek. Daha iyi yönetildiği ölçüde de bu sorunların aşılması daha kolaylaşacak.

Bu noktada özellikle dış politika anlamında biraz daha detaya girip millet ittifakının vaatlerine bakmakta fayda var. Her şeyden önce temel amaç, dış politikayı tek kişinin iki dudağına mahkum etmekten kurtarmak. Dış politika yapım ve karar alma süreçlerinde başta Dışişleri Bakanlığı olmak üzere kurumların eskisi gibi devrede olmasını sağlamak hedefleniyor. Kişiselleşmiş dış politikanın yerini kurumların katkısıyla şekillenen politikalara bırakması ise güvenirlik, inandırıcılık ve öngörülebilirliğin geri gelmesini sağlayacak. Güvenilir, inandırıcı, tutarlı ve öngörülebilir olduğunuz sürece, başka ülkelerle anlaşmazlıklarınızı daha iyi yönetebilirsiniz.

Batılı başkentler Türkiye’de muhalefetin seçimleri kazanmasının önemini ne ölçüde idrak edecekler; bu konuda bazı tereddütlerim var.

Hâlihazırda Batı’da vizyoner lider eksikliği yaşanıyor. Kimi Batılı liderler popülizme teslim oldu. Erdoğan Batı karşıtlığını deştiği ölçüde, onlar da Avrupa’daki İslam karşıtlığı, Türk karşıtlığından beslendi.

Bu anlamda Erdoğan yönetimi, Avrupalı liderlere muazzam bir konfor alanı sundu. Erdoğan Batılı liderleri, Türkiye’nin Avrupa’ya nasıl entegre edileceği, Avrupa demokrasi ailesinin içinde nasıl konumlandırılacağı sorusuna yanıt bulma müşküliyetinden kurtardı. Erdoğan’ın otokratik yönetiminde demokrasiden uzaklaşan bir Türkiye’ye “değerler Avrupa’sında” yer bulmaya elbet gerek kalmadı.

Muhalefetin iktidara gelmesi ve demokrasiyi yeniden inşa etmeye başlaması, Avrupa’nın yıllardır ötelediği, “Türkiye” meselesinin yine önlerine gelmesine neden olacak. Zihnî bir tembellik içinde olan, stratejik vizyon eksikliğinden muzdarip Batılı liderlerin ve hükümetlerin demokrasiye dönüş yapmış bir Türkiye’nin karşılıklı çıkarlar için bir kazan kazan durumu yaratacağına ikna edilmeleri gerekir. İktidar değişikliğinin yaratacağı fırsatın kaçırılmaması için Batılı çevreleri bir nevi omuzlarından silkeleyip, sarsma görevi başta düşünce kuruluşları olmak üzere Türk sivil toplumuna düşecek.


Not: Serbest Kürsü'de yer alan tüm görüşler yazarlara ait olup, Aposto'nun editoryal bakış açısını yansıtmamaktadır.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto GündemAposto Gündem

BÜLTEN SAYISI

📰 2500 yıl hapis, yenilebilir böcekler

Fadıl Akgündüz, 2 bin 504 yıl 2 ay hapis cezasına cezasına çarptırıldı. İskoçya'da yenilebilir böcekleri viski çeşitleriyle eşleştiren tadım etkinliği yapıldı. PJ Harvey, 7 yıl sonra yeni albümle dönüyor.

29 Nis 2023

Mey Diageo ile birlikte
Başaran Dilek

YAZARLAR

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR