
“… çoğunlukla kafamdaki yolda yürürüm ben. Dünyada kaybolur kendi kafamdaki yolda yürümeye devam ederim.”
Murathan Mungan/ Paranın Cinleri
Bazı semtler; kalabalığının, hareketliliğinin yanı sıra geçmişin yükünü saklamaya çalışır. Tarihi apartmanların yıpranmış yüzleri, dönemin derin izleri derken usul usul sokakların arasında gezinmeye başlarsınız. Yeldeğirmeni’nde fısıltısını duyurmak isteyen o kadar çok şey var ki…
İstanbul’un en eski semtlerinden biri olan Yeldeğirmeni Mahallesi ismini gerçekten 1.Abdülhamid’in yaptırdığı yel değirmenlerinden alıyor. Konumu bakımından dönemin birçok ticari faaliyetine ev sahipliği yapan bu semt aynı zamanda çokkültürlü bir yapıya sahip. Sokak arasındaki kiliseler, yabancı mimarların dokunuşlarıyla sanat eseri niteliğindeki binalarıyla, son dönemlerde keyifle gezdiğim semtlerin başında yer alıyor. Bu keyif aslında kendini yer yer bir hüzne ve kaybolmuşluğa bırakıyor, kendimi başkalarının anılarında geziniyormuş gibi hissediyorum. Onlardan aldığı kırılganlıkları bana devrediyor. Aynı hisse Balat Sokakları’nda gezinirken de kapılırdım eskiden, ama buradan farkı, mahalleli ve çocukların telaşının bu hüzün duygusunu adını bir türlü koyamadığım bir samimiyete bırakması.
Birkaç yıl önce Azra Kohen’in “Gör Beni” romanının tanıtımı için, hem kitabın sayfalarında hem de semtin sokaklarında Saffet Emre Tonguç ile bir gezi yaptık. İşte orda bu hüzün duygusu ruhumun ortasına yerleşiverdi. Zamanında nice aşklara ev sahipliği yapan Valpreda Apartmanı’nın ayakta kalma çabasıyla başlayan bu yolculuk murallerin izinden devam etti. Bu tarihi dokunun sanatla birleştiği en keskin ve güzel nokta; binaların cephesinde yer alan birbirinden etkileyici muraller! Robot figürleriyle öne çıkan Pixel Pancho’nun Bambino’su, Dome’nin Nuh’un Gemisi’nden ilham olarak yaptığı “Noah”, Franco Fasoli’nin “One Against One” adlı çalışması önünden geçmeye doyamadıklarımdan.

Tabii bir de buraya gelmişken uğramadan geçemediğim mekanlar var! Günün her saati sizi tazecik kruvasanlarıyla karşılayan Mill Bakery. Samimi ortamı ve son derece lezzetli kruvasanlarıyla güne başlamak için harika bir mekan önerisi. Sokaklarda karşınıza çıkacak büyüklü küçüklü birçok kafe mevcut. Sakin köşeleri ve yeşilleri ile içimi açan Roots, kahve içmek için sıkça uğradığım mekanların başında geliyor. Sonrasında kendinizi çizgi romanların renkli dünyasına birazcık da nostalji rüzgarına bırakmak isterseniz Kuzgun Çizgi Roman Evi mutlaka uğranması gerekenlerden. Hem içini hem de dışını çok sevdiğim bir mekan; Flaneur Kitabevi. Ruhu olan kitapçılardan kitap almak, içerde biraz sohbet biraz da kitap önerisiyle bambaşka bir duygu! Tüm güzel duyularıma dokunan bir yer burası.Yeldeğirmeni’nin yenilerinden Mari'nin Çikolata Atölyesi, mis gibi çikolata kokusuyla sizi içeri çekiyor. Günlük yapılan çikolatalardan zencefil ve limelı, hurmalı ve karamelli, kahvenin yanında mutlaka tatmanız gerekenlerinden. Gezimizi bir atölye ziyaretiyle sonlandıralım. Atölye Müstakil’in her bir köşesi gününüzü renklendirecek ilhamlarla dolu!


Bu semtin bende barındırdığı birçok duyguya son bir ek, önünden geçerken istemsizce hikaye yazma isteği uyandıran, Oyuncaklı Ev. Çocukken hiç oyuncağı olmayan Ecevit Bey’in çocukluk yarasını sardığı bu ev, mahallenin en ikonik yapılarından biri. Önünde asılı duran oyuncaklar ve çevresindeki eski binalarla benim de kafamdaki bir öykünün merkezi. O zaman öykümden bir paragrafla bu turu bitirelim!

“Aynı sokaktan kaç farklı düşünceyle geçtik? Aynı basamakları çıkarken sıraladığımız sorular? İçeri attığım adım mı beni düşündüren yoksa kaçmaya çalıştıklarım mı zihnimde? İçimizde kalanları susamamamızdan mı hızlı adımlarımız? Susup da içimizde kalanlardan kaçmaktan mı? Bilmiyorum. Otuz dokuz... o günün bir gün öncesini anımsatmak istercesine gözüme çarpıyor numarası. Eskimiş iki metal harfle unutmaya çalıştıklarımı tekrar yaşıyorum, bu şehirde ne kadar kaçabiliriz ki kendimizden... Onu gördüğüm ilk eşikte yine onu kaybediyorum. Geriye çivisi düşmüş sallanan bir dokuz kalıyor, ben ona artık altı diyorum. Kendi geçmişimin izlerini silmek isterken onunkini de değiştiriyorum. Evet burası diyorum, elindeki deftere sıkıca sarılmış amcaya, otuz altı numara.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Eski binalar, yaşanmışlıklar ve dönüşümle beraber kaybolmaya yüz tutmuş anılar…Bu hafta Yeldeğirmeni Mahallesi’nde kısa bir keşif turundayız!
03 Nis 2021

YAZARLAR

1Kitap1Mekan
Gerek klasik, gerek modern edebiyattan kitap önerilerimi ve birçok yeni mekan tavsiyemi 1Kitap1Mekan bültenimde bulabilirsiniz!
İLGİLİ OKUMALAR


