Devrim’in kara günü (Ülkenin kara günü)

Gazeteler, acımasızca kara propagandaya devam ediyorlardı. Bir karikatürde Devrim'in altında "Pahalıya Maloldu" yazıyordu. Ama Devrim projesinin öldürülmesinin daha pahalıya mal olacağını göremiyorlardı.
Devrim’in kara günü (Ülkenin kara günü)

Tüm bu karmaşanın içinde gece gündüz çalışarak arabayı geliştiren mühendislerin aile hayatları dahi bozulmuştu. Çoğu gazete okumayı bırakmıştı. Projenin müdürü Emin Bozoğlu’nun evine gelen ve oğlunun açtığı telefonda tehditler savruluyordu: “Söyle babana, milletin parasını boşu boşuna sebil ediyor. Garibin, tüyü bitmemiş yetimin parasını yiyor. Biz daha, doğru dürüst at arabası bile yapamıyoruz. Nerede kaldı otomobil?”.

Bu toprakların kaderi budur: İyi yapılan hiçbir iş cezasız kalmaz. Bunu en iyi bilen bazı mühendis ve ustalar, yakın geçmişte yerli uçak fabrikasında çalışmıştı. İyi yapılan bir işin cezasız kalmayacağını, uluslararası kalitede yerli uçaklar yapan fabrikamız kapatılıp traktör fabrikasına dönüştürüldüğünde tecrübe etmişlerdi. Bu ülkede her şeyin yapılabileceğini, ancak izin ve imkan verilirse, yapılabileceğini biliyorlardı. Ama bazen her nedense ilginç engeller çıkıyordu.

Ve proje müdürünün yüksek sesli, sert telefon konuşmalarından anlaşılıyordu ki, yine bazı engellerle karşılaşacaklardı.

Yine de tüm engellemelere rağmen arabalar 29 Ekim 1961’de, Ankara’da düzenlenecek törene yetiştirilmek üzere trene, küçük bir önlem alınarak yüklendi. Yüksek oktanlı benzinin Ankara’da bulunması nedeniyle ve trende olası bir yangın faciasının önüne geçilmesi amacıyla arabalardaki yakıt boşaltıldı. Arabaların Ankara’da yüksek oktanlı yakıtla yeniden doldurulması planlandı. Zamanla yapılan yarış o kadar büyüktü ki, iki arabadan biri olan siyah renkli Devrim’in boyasının cilası tren yolculuğu sırasında tamamlandı.

Ankara’ya varıldığında, zamanla yapılan bu yarış nedeniyle ve protokol kuralları gereği araçların yakıtları planlandığı zamanda ve şekilde doldurulamadı. Plan, araçların yakıtlarının tören alanına ulaşmadan önce doldurulması yönündeydi. Ancak protokol kuralları gereği araçların yakıtlarının tören alanında konulmasına karar verildi. Cumhurbaşkanı ve yanındakiler alana gelmeden hemen önce beyaz arabaya yakıt koyulabildi. Siyah arabaya yakıt ikmali yapılacağı sırada Cemal Gürsel tören alanında göründü.

Cemal Gürsel tören alanında Devrim’i görünce büyük gururla siyah arabanın koltuğuna kuruldu. Direksiyona geçen yüksek mühendis Rıfat Serdaroğlu büyük bir heyecanla marşa bastı. Araba sorunsuzca çalıştı, ancak 100 metre sonra durdu. Cemal Gürsel, “Neden durduk?” diye sorunca Rıfat Serdaroğlu, “Benzin bitti efendim.” diye yanıtladı.

Bu yanıt üzerine Cemal Gürsel, “Arabayı Avrupa kafasıyla yaptık, ama Şark kafasıyla ikmal ettik.” diyerek tarihe geçen cümlesini söyledi. Bu cümleler aynı zamanda Devrim otomobilinin tabutunun da çivilerini çaktı.

Cemal Gürsel’in çivisini çaktığı Devrim’in tabutunu zaten basın ve bazı çevreler el birliğiyle uzun süredir hazırlıyorlardı. Bu tabutu; bize “montaj ustası” rolünü biçmiş bazı çevrelerin uzantıları olan tüccarlar, yeniliklere karşı çıkan her tip siyasi görüşten insanlar ve basının, “Bir araba bir milyon liraya mal oldu. Bize araba değil, ekmek lazım.” dolduruşuna gelen geniş halk kitleleri hazırlamıştı.

Oysa ki bir milyon liraya 1 araba değil, tam 4 araba ve 10 tane de motor yapılmıştı. O dönemde ithal edilen arabaların fiyatları ortalama 50.000 TL iken, bir adet Devrim arabasının satış fiyatı 30.000 TL olacaktı. Devrim, cari açığı düşürecek önemli bir yatırımdı. Ayrıca atlanan bir nokta daha vardı: Ekmek almanın yolu üretimden geçiyordu, ithal etmekten değil. Üretimine ve yerli sanayine sahip çıkamayan bir millet bu dünyada zaten ekmek yiyemezdi, yiyemedi de.

Cemal Gürsel, yolda kalan siyah arabadan inerek öndeki beyaz arabaya geçti. Beyaz Devrim görevini başarıyla tamamladı ve mühendislerini gururlandırdı. Ama ertesi gün manşetlerde sadece beyaz Devrim’in başarısı, hatta bu kadar kısa sürede bir araba projesinin gerçekleştirilmesi yoktu. Alt başlıklarda siyah Devrim’in yolda kalmasının, araba yapamayacağımızın bir ispatı olduğu da yoğunca işleniyordu. İlerleyen günlerde bu propaganda daha da güçlendi.

Her şeye rağmen mühendisler, halkın Devrim’e sahip çıkacağını düşünmüştü. Bir mühendis, Türk halkının Devrim’ine sahip çıkmamasına şaşırmış, “Devrim dursa da halk onu sırtlar yürütür sanmıştım.” ifadesini kullanmıştı. Sanırım hayal kırıklığının büyüklüğünü anlatmak için bu cümle yeter de artar.

Kaldı ki o yıl at neslinin ıslahı için meclisin ayırdığı bütçe 25.000.000 TL idi (Yazıyla yirmi beş milyon lira). Bu bütçenin yanında arabaya ayrılan bir milyon lira bütçe, devede kulak kalıyordu.

Sanayi devrimini gerçekleştiren dünyada, ata ayrılan bütçe yerine motorlu taşıtlara ayrılan bütçenin basında tartışılması da bir akıl tutulmasının apaçık göstergesi gibi. Elbette biri yerine diğeri tercih edilmeliydi gibi iddiam yok. Ama yerli otomobil yatırımı bu kadar dikkat çekmemeliydi, bu kadar göze sokulmamalıydı.


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

Türkiye'nin Otomobil Devrim'i (Bölüm 2)

Bu hafta, ülkemizin 1961'de başlayıp yarım kalan 60 yıllık otomobil aşkını, Devrim'i yazmaya devam edeceğim.

13 Tem 2021

https://levtems.com/turkiyenin-ilk-yerli-araba-macerasi-devrim-arabalari-nedir/

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR