Dezenformasyon yasası yeniden gündemde: ‘Davaların %72’sinden fazlası gazetecileri hedef alıyor’

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
BirGün gazetesi muhabiri İsmail Arı’nın “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla tutuklanması, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 217/A maddesinin gazeteciler üzerindeki etkisini yeniden gündeme getirdi.
Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nin (MLSA) raporuna göre, bu kapsamda açılan davaların yüzde 72’sinden fazlası gazetecileri hedef alıyor. Uzun süren yargılama süreçleri, beraat kararlarına rağmen fiili bir cezaya dönüşüyor ve gazeteciler üzerinde baskı yaratıyor.
İsmail Arı: ‘Tek suçum bu ülkede gazetecilik yapmak’
Gazeteci İsmail Arı, haberleri, sosyal medya paylaşımları ve bir yayında yaptığı değerlendirmeler gerekçe gösterilerek "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlamasıyla 22 Mart’ta tutuklandı.
Bir adım geriden: Arı, Cumartesi günü bayramda aile ziyareti için gittiği Tokat'ın Turhal ilçesinde gözaltına alınmış ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturma kapsamında Pazar sabahı Ankara’ya götürülmüştü.
Gazeteci, hakkındaki suçlamaları reddetti ve sosyal medya paylaşımlarının gözaltı için gerekçe oluşturamayacağını söyledi. "Ben gazeteciyim ve mesleğim dışında hiçbir şey yapmadım. Tek suçum bu ülkede gazetecilik yapmak" diyen Arı, sosyal medya paylaşımları ile haberlerine konu olan iddiaların uzun süredir kamuoyunda bilindiğini ve daha önce yaptığı haberler nedeniyle herhangi bir soruşturma açılmadığını ifade etti.
- Arı, tutuklandıktan sonra Sincan Cezaevi’nden “Ancak ben susmayacağım. Beni tutuklayanlar suç işledi. Gazetecilere ve iyi gazeteciliğe sahip çıkın. Gazetecilik kazanacak” mesajını gönderdi.
Soruşturma dosyası ve ifade tutanakları, suçlamanın doğrudan Arı’nın gazetecilik faaliyetlerine dayandırıldığını gösteriyor. Dosyada Arı’nın Yunus Emre Vakfı’na ilişkin “630 milyon TL’lik vurgun” iddialarını içeren haberleri, hâkim ve savcıları atamalarına dair paylaşımları ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mezun olduğu imam hatip lisesine ilişkin haberi suçlama konusu oldu.
Ayrıca, Arı’nın bir yayında Erdoğan ailesi ve özellikle Bilal Erdoğan’ın yer aldığı vakıflarla ilgili değerlendirmeleri de dosyada yer aldı. Savcılık, söz konusu haber, paylaşım ve değerlendirmelerin “gerçeğe aykırı bilgi” içerdiğini ve "kamuoyunu yanıltma potansiyeli" taşıdığını ileri sürüyor.
DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ hakkında yürütülen soruşturmada da TCK 217/A kapsamında “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlaması yer aldı. Ancak Uludağ’ın tutuklanmasına gerekçe olarak “Cumhurbaşkanına alenen hakaret” gösterildi.
- Uludağ, 19 Şubat’ta Ankara’daki evinde gözaltına alınmış ve 20 Şubat’ta tutuklanmıştı. Bir aydan uzun süredir tutuklu olan Uludağ hakkında hâlâ iddianame hazırlanmadı.
Davaların büyük kısmı gazetecilere yönelik: MLSA raporu ne diyor?
Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), kamuoyunda “sansür yasası” olarak da bilinen Türk Ceza Kanunu’nun 217/A maddesinin uygulanmasına ilişkin yeni raporunu yayımladı.
2024-2026 dönemini kapsayan "Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu ve ifade özgürlüğüne etkisi" başlıklı raporda, 217/A kapsamındaki davaların büyük çoğunluğunun gazetecileri hedef aldığı ortaya kondu. Rapora göre izlenen davaların yüzde 72'sinden fazlasında sanıklar gazeteciler, muhabirler ve medya çalışanlarından oluşuyor.
Hangi haberler suç sayıldı?
Rapora göre, Evrim Kepenek’ten Yüsra Batıhan’a, Sinan Aygül’den Merdan Yanardağ’a kadar birçok gazeteci benzer suçlamalarla yargılandı veya yargılanmaya devam ediyor. Öne çıkan davalar, suçlamaların hangi içeriklere yöneldiğini de gösteriyor:
- Sinan Aygül, sosyal medyada bir cinsel istismar haberini paylaştığı için tutuklandı ve uzun süren yargılamanın ardından beraat etti.
- Evrim Kepenek, 6 Şubat depremleri sonrası AFAD’ın yardım faaliyetleriyle ilgili haberleri nedeniyle yargılandı ve beraat etti.
- Yüsra Batıhan, deprem haberciliği nedeniyle hapis cezası aldı, ancak hükmün açıklanması geri bırakıldı.
- Ahmet Kanbal, AFAD’ın deprem müdahalesine ilişkin eleştirel yayınları nedeniyle yargılanıyor.
- Tolga Şardan, MİT raporuna ilişkin haberinden ötürü yargı süreciyle karşı karşıya kaldı.
- Yenidoğan Davası kapsamında Nilay Can, Dinçer Gökçe ve Veysi Dündar hakkında açılan davalar ise beraatle sonuçlandı.
Bu tablo, TCK 217/A maddesinin özellikle kamu yararını ilgilendiren ve devlet kurumlarını konu alan haberlerde devreye girdiğini gösteriyor.
Raporda dikkat çeken bir diğer bulgu, davaların mahkumiyetten çok uzun süren yargılama süreçleriyle öne çıktığı. MLSA’ya göre, davalar çoğu zaman aylar, hatta yıllar süren süreçlere dönüşüyor ve bu durum gazeteciler üzerinde caydırıcı bir etki yaratıyor. Ancak gazetecilerin yargılandıkları davaların çoğu beraatla bitiyor.
- Beraat edenler dahi süreç boyunca maruz kaldıkları yargı baskısı nedeniyle haber üretiminde oto-sansür uygulamak zorunda kalıyor.
Davaların niteliği de tartışma konusu. Gazetecilere yöneltilen iddialar arasında “halkı yanıltıcı bilgi yaymak”, “provokasyon” ve “terörle iltisak” gibi kavramlar bulunuyor. MLSA, bu kavramların belirsizliği nedeniyle gazetecilerin hangi haberlerin dava konusu olabileceğini öngöremediğini, bunun da ifade özgürlüğü açısından ciddi sorunlar doğurduğunu vurguluyor.
Davalar kriz dönemlerinde yoğunlaşıyor
MLSA’nın verileri, 217/A kapsamındaki davaların özellikle siyasi ve toplumsal kriz dönemlerinde arttığını gösteriyor. Raporda bu davaların önemli bölümünün şu konularla bağlantılı olduğu tespit edildi:
- 6 Şubat 2023 depremleri ve deprem haberciliği
- Seçim süreçleri
- Yargı soruşturmalarına ilişkin haberler
Dernek, bu durumun yasanın özellikle hassas konulardaki haberciliği baskılamak için kullanılabileceğini ortaya koydu.
MLSA raporunda uluslararası kuruluşların değerlendirmelerine de yer veriliyor. Avrupa Konseyi’nin danışma organı Venedik Komisyonu, suç tanımındaki belirsiz kavramlar nedeniyle düzenlemenin ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki yaratabileceğini belirtti.
İfade özgürlüğü örgütü ARTICLE 19 ise maddenin uluslararası standartları karşılamadığını ve gazetecilik faaliyetlerinin cezai yaptırımlara maruz kalabileceğini vurguladı.
2022’de kabul edilen TCK 217/A maddesi neden hâlâ tartışılıyor?
"Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçu, 18 Ekim 2022'de yürürlüğe giren ve kamuoyunda "sansür yasası" olarak adlandırılan düzenlemeyle Türk Ceza Kanunu'na eklendi.
- Türk Ceza Kanunu'na eklenen 217/A maddesine göre (Dezenformasyon Yasası), “herhangi bir kişi tarafından halkı yanıltıcı bilgi alenen yaymak” suç sayılıyor ve ihlali halinde hapis veya para cezası uygulanabiliyor. Cezası 1 yıldan 3 yıla kadar hapis. Düzenleme daha teklif aşamasında yoğun eleştirilerle karşılanmıştı.
Özellikle “gerçeğe aykırı bilgi”, “kamu barışı” ve “elverişlilik” gibi kavramların belirsizliği, uygulamada geniş yorumlara ve keyfî müdahalelere açık bir alan yaratacağı uyarıları yapıldı. Yasa, teorik olarak dar ve istisnai koşullara bağlı bir suç tanımı içeriyor olsa da uygulamada çok daha geniş bir alana yayılan bir müdahale aracına dönüşmüş durumda.
Erol Önderoğlu: ‘Gazeteciler gözaltı ve tutuklamalarla sürekli tehdit altında’
Aposto’ya konuşan Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Temsilcisi Erol Önderoğlu, TCK 217/A maddesinin gazeteciler üzerinde baskı oluşturduğunu söylüyor.
Önderoğlu’na göre, eski Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın taslak aşamasında “zararsız” diyerek savunduğu bu düzenleme, bugün gazetecilerin haber üretme ve kamuoyunu bilgilendirme görevini sınırlıyor. Önderoğlu, TCK 217/A maddesinin gazeteciler üzerinde yarattığı baskıyı şöyle anlatıyor:
“Bu düzenleme, gazeteciliği hedef alan ‘hakaret’, ‘iftira’, ‘devlet kurumlarını aşağılama’ gibi düzenlemelere ilave olarak, kamunun yararına haberlerin gerekçesiz, potansiyel ve keyfî bir şekilde inkarına hizmet ediyor. Kamu otoritelerinin ‘dezenformasyon’ ilan ettikleri bir durumu kanıtlarıyla ortaya koysanız bile gözaltı, tutuklama ve kovuşturma ile karşı karşıyasınız.”
Önderoğlu, bu durumda gazetecilerin haberlerinin doğruluğunu ancak yargı sürecinde savunabildiğini belirtiyor ve ekliyor:
“Türkiye’de pozitif hukuk olsaydı suçlamalar nesnel bir çerçevede baştan ortaya konur, gazeteci lehinde hangi güvencelerin dikkate alındığı belirtilir, eleştiri hakkının hükme bağlandığı maddeler daha soruşturma aşamasında uygulanır ve türlü taciz durumlarının önüne geçilirdi. Bu durumda gazetecinin de halka haber ulaştırma rolünde olduğu herkesçe anlaşılabilirdi. Ancak negatif hukukla boğuştuğumuzdan, genelde kriminal unsur olarak görülen gazetecinin toplumsal rolü, yargı makamlarının pek umurunda olmuyor.”
Son dönemde gazetecilere yönelik tutuklamaların da bu tablonun bir parçası olduğunu söyleyen Önderoğlu’na göre, özellikle araştırmacı gazetecileri hedef alan sistematik bir baskı mekanizması söz konusu:
“Son birkaç yıldır, çeşitli eleştirel kamuoyuna mesaj vermek amacıyla olsa gerek, toplumda etkili araştırmacı gazetecilerin tasfiyesi için çok sistemli bir mekanizma yürürlükte. Bu baskılar, Tolga Şardan örneğinde olduğu gibi bazen 'dezenformasyon' suçlaması üzerinden, bazen Alican Uludağ’ın durumunda da olduğu gibi 'Cumhurbaşkanı’na hakaret', bazen de Merdan Yanardağ’ın dosyasında olduğu gibi 'casusluk' gibi suçlamalar üzerinden işletiliyor.”
Türkiye basın özgürlüğünde 180 ülke arasından 158. sırada
RSF'nin hazırladığı 2024 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde Türkiye, 180 ülke arasında 158. sırada yer aldı. Türkiye bu endekste 157. sıradaki Filistin'in haricinde Yemen, Venezuela, Pakistan, Somali ve Libya gibi ülkelerin de gerisinde kaldı.
Önderoğlu, Türkiye’de gazetecilik haklarındaki yapısal ve kurumsal gerilemelerin son yıllarda medya özgürlüğüne daha ağır zararlar verdiğini söylüyor:
“Medya sermayesinin ilan ve reklam gibi yollarla kamu eliyle ayrımcı tarzda desteklenmesi, eleştirel yayın kuruluşlarının keyfî tarzda para cezalarıyla hedef alınması gibi faktörler Türkiye medyasını da son yıllarda endişe verici bir kırılganlığa taşıdı. Yasal ve fizikî süregelen baskılardan usanan gazetecilik, uzun yıllar demokratik düzenleme ve güvenceden yoksun kaldıktan sonra, şimdi de ekonomik istikrarsızlığın getirdiği darbeyle zayıflama gösteriyor. Karşı karşıya bulunduğumuz tehlike, medyadaki tek seslilik.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Melisa Gülbaş
Aposto editörü

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR


