
Yazı: Oktay Tutuş
Bugünden çok da uzak olmayan bir gelecekte bir çiftçi düşünün. Size daha önce geleneksel yollarla tarım yapılan bir araziyi işaret ederek “Bir zamanlar burası hep yeşillikti” diyor.
Sonra da aynı arazi içerisinde bir hangarı gösteriyor ve diyor ki: “Şimdi sadece burası yeşillik!”
Çünkü bu çiftçi her yıl daha fazla gübre kullandığı, zararlılara karşı daha fazla ilaç attığı, buna karşılık ise verimin git gide düştüğü bu arazide tarımı bırakmış. Onun yerine akıllı sistemler tarafından kontrol edilen, toprak istemeyen ve en önemlisi birkaç kata varan oranda daha fazla verim aldığı dikey tarım uygulamalarına yatırım yapmış. Ve halinden çok da memnun.
Bu bahsettiğim gelecek aslında şu anda dünyanın farklı noktalarında yaşanıyor. Büyük çaptaki üreticiler şimdilerde bu akıllı tarım alanlarını uçak hangarları, terk edilmiş fabrikalar, alışveriş merkezleri, otoparklar, üniversite kampüsleri ve konteynerlere taşımış durumda. Hatta tüketicinin bizzat kendi eliyle yiyeceğini alabilmesi için süpermarketlerdeki bir dolap içinde bile ürünleri yetiştirilebiliyorlar. Bu iş şu anda öyle popüler ve hızlı büyüyor ki, bu konuda iş yapan start-up ya da köklü şirketlere yapılan yatırım inanılmaz boyutlarda.

Daha az kaynak derken neyi kastediyorlar?
Genel olarak iç mekan çiftçiliği yatay taşkın tepsilerden dikey kulelere, depolardan bodrumlara ve mikro yeşilliklerden domateslere kadar çeşitli ürün ve yetiştirme tekniklerini kapsıyor. Tamamen kapalı bu çiftlikler, yapay ışığa bağımlı ve çoğunlukla hidroponik, aeroponik veya akuaponik tarım yapıyorlar. Bu tür tesislerin daha az kaynak kullanmasının nedeni bu.
Peki daha az kaynak derken neyi kastediyorlar? Suyu yüzde 99’a dek daha az kullanıyor, pestisit ya da herbisit kesinlikle kullanmıyorlar. Üstelik tüketiciye yakın yerlerde konumlanabildikleri için karbon ayak izleri daha düşük. Ne kadar mı? Mesela Antalya’dan İstanbul’a gelecek bir demet kıvırcık yerine yüzde 93 daha az yol gitmiş bir kıvırcığa ne dersiniz? Ya da hangisi sizce besin değerini daha çok korumuş ve daha sağlıklıdır?

İşin sırrı kontrollü iklimlendirme
Dikey tarım aslında yeni bir yöntem değil. Onu son zamanlarda popüler kılan, start-up’ların iştahını kabartan ve onları bu alanda iş yapmaya yönlendiren şey ise gelişen teknoloji. 1970’lerden beri böyle bir tarım yapma fikri vardı, ancak enerji tüketimini ve diğer akıllı sistemleri kurmak için teknoloji yetersizdi. Bu tip kontrollü iç mekan tarım ortamları için öncelikle güneşin yerini alacak ışık gerekiyor. Yani gelişmiş, çevreci LED lambalar. Daha sonra kontrollü bir iklimlendirme şart. Bu sayede daha çok karbondioksit kullanılarak bitkileri daha hızlı büyütüyorlar. Son olarak her şeyi organize eden yapay zeka kontrollü, mahsulün büyümesinden sorumlu sistemler yapılıyor. Bu sistemler bitkilerden aldıkları, binlerle ifade edilen dataları işliyorlar.
Tüm bunları yapabilmek için muazzam olmasa da oldukça önemli miktardaki enerji tüketimini sürdürülebilir kaynaklardan elde etmek mümkün. LED lambalar sadece kırmızı ve mavi renkteki ışıklardan (bitkiler fotosentez için çoğunlukla mavi ve kırmızı renkleri kullanıyor) oluştuğu için ısınma problemi de olmuyor.

Su tüketimi zaten çok düşük ve bitkilerin büyümesi için ihtiyaç duyulan besin hazır olarak verilebiliyor. Onlar da zaten organik kaynaklardan. Hatta o kadar organik ki, bazı dikey tarım yapılan alanlarında aynı zamanda balık çiftlikleri de var. Balıkların yaşadığı besleyici su, düzenli olarak bitkilerin yetiştiği tepsilere pompalanıyor. ABD’deki Auburn Üniversitesi’nde bu yöntemle konteyner çiftçiliği yapılıyor. Daha da ilginç olanı, deniz suyunu içme suyuna çeviren tesislerin aşırı tuzlu suyunu ziyan etmeyip onunla dikey bahçelerdeki domatesleri sulayanlar bile var.
Bowery Farming'in inanılmaz yükselişi
Geçtiğimiz yaz başında ABD’deki en büyük dikey tarım şirketi olan Bowery Farming, kendisine yatırımcı ararken bir turda 300 milyon dolarlık ek finansman sağladı. Yatırımcıları arasında GV (eski adıyla Google Ventures), Groupe Artémis (Kering Group’un sahibi François-Henri Pinault’a ait) ve ayrıca LGBTQ topluluğu ve müttefiklerini temsil eden bir fon olan Amplo and Gaingels gibi büyükler vardı. Turdaki ek bireysel yatırımcılar arasında ise şampiyon yarışçı Lewis Hamilton ve Natalie Portman gibi vegan beslenme savunucularının yanı sıra dünyaca ünlü şef ve açlığa karşı çalışan José Andrés ve Justin Timberlake vardı.
Bowery diğerlerinden farklı olarak işini merkezî bir yapay zeka olan BoweryOS ve onun ağıyla yönetiyor. Tüm operasyonları düzenleyen ve otomatikleştiren bir yazılım, donanım, sensörler, bilgisayar görüş sistemleri, yapay zeka ve robotiği entegre eden bu ‘beyin’ sayesinde her yeni çiftliği göz açıp kapayıncaya dek işler hale getiriyorlar. Geleneksel çiftçilerin toplaması yüzlerce yıl sürecek, milyarlarca veri noktasından toplu olarak yararlanan çiftlikleri şu an ABD’nin en büyük zincirlerinde satılan ürünlere dönüşüyor. Arkasındaki yatırımın büyüklüğüyle bu ismi ilerleyen günlerde daha çok duyacağımızı öngörmek yersiz olmaz.

Avrupa'ya onlar hakim: INFARM
Berlin’de 2013 yılında kurulan Infarm ise Avrupa kıtasına hakim olma yolunda ilerliyor. Avrupa ülkelerinin neredeyse bütün büyük marketleriyle anlaşmalı olan bu start-up’ın yaptığı ise ürünlerini tüketicilere en yakın noktalarda yetiştirmek. Bunu yine bulut tabanlı bir sisteme dahil olan binlerce küçük dikey çiftlikte yapıyor. Tıpkı bir soğuk içecek dolabına benzer şekilde içinden ürününüzü alabileceğiniz bu seralar (tam sayısı 1300) şimdiye dek 60 milyon litre suyu ve 60 bin metrekare tarım arazisini dünyaya geri kazandırdı. Yıllık 1 milyondan fazla ürün yetiştirdi.
Ev içi dikey tarım: Rise Gardens
Aslında son yıllarda dünyadaki çoğu ülkenin tarım alanında elde ettiği ürünler ihtiyaçlarını karşılayacak miktarı yakalayamıyor. Seller, kuraklık ve doğal afet kaynaklı tarım alanlarının ve ürünlerin yok olmasına, kendi türümüzü sabote etmek için gösterdiğimiz insanüstü çaba eklenince fotoğrafın hiç iç açıcı olmadığını görüyorsunuz. Daha çok sayıdaki insanı etkileyecek büyük bir kıtlığın yaşanması an meselesi. Bu nedenle Rise Gardens isimli bir start-up daha küçük çapta dikey tarım çözümleriyle evlerimizi hedefleyen bir sistem geliştiriyor. Onların bahçeleri tezgâh üstüne sığacak kadar minik. Ancak bir ailenin ihtiyacını karşılayacak denli verimli.

Sırada çok zor yetişen kakao var
Bir başka ihtiyaç ise bu uygulamalarda yetişen ürünlerin çeşitli olmaları. Hâlihazırda sadece salata malzemesi olan yeşillikleri büyütebilen bu tarım sistemlerinin acilen çeşitli meyve-sebzeler ve tahılların nasıl yetiştirilebileceğini çözmesi gerek. Neyse ki bu alanda yapılan önemli iş birlikleri umut veriyor. En güzel örneği şu: Dünya devi Cargill şirketinin ABD’li AeroFarms ile kakao ağacı yetiştirebilmek için Ar-Ge çalışması yapmak üzere yaptıkları iş birliği, dünyanın en zor yetişen ve en kıymetli mahsulünü belki de yakın bir gelecekte herkes tarafından bolca tüketilebilir hale getirebilecek.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Yuzu Mag
Print ve dijitalde seyahat, mimari, gastronomi, yaşam, sanat ve botanik konulu yazı ve fotoğraflar yayımlayan Yuzu, geçmiş sayılarından yayımlanan yazılarından oluşan seçkiyle her cuma 11.00'de Aposto'da.
İLGİLİ OKUMALAR



