Dillerde Dolaşan Hep O
“Boza yerli malı ama azizim senin dilin yerli malı değil! Şuna boza içeceğim desen olmaz mı?
Mehmet Selahattin, 28 Aralık 1929
Bir müddetten beri her tarafta tasarrufun bahsi oluyor. Nüktelerin çoğu ilhamını ondan alıyor. Muharrirlerin kalemlerine dolaşan, ressamların fırçasına ilişen mevzu hep o: Tasarruf ve yerli malı.
Çaycıyı çağırıp ıhlamur soruyorsunuz. Bir arkadaşınız elbise ısmarlasa renginden ve biçiminden evvel yerli malı olup olmadığını araştırıyorsunuz. Kısacası, günün meselesi halinde ağızlarda çalkalanan, aileler arasında sohbet zemini teşkil eden bu bahis hepimizi ele geçirdi. Şimdiden muzun lezzetini unutmaya hazırlananları, çay güğümü ile kahve fincanını ortadan kaldıranları görüyoruz. Hele çarşamba günü İş Bankası’ndaki toplantı hepimizin gözlerini dört açtı. Dün bir arkadaş anlatıyor:
“Bizim oğlanı görme. Dehşetli tutumlu oldu. Amma iki günden beri benden beşer kuruş istemesi merakımı celp ediyordu. Para istemek âdeti yoktu. Eve öte beri yemiş alınır, onunla kanaat ederdi. Acaba bu aldığı paraları ne yapıyordu? Dün bir aralık odada sıkıştırdım. Baktım elinde teneke bir kumbara. Artık inkar edemedi. ‘Baba ben artık para biriktireceğim.’ dedi. Benim düşünmem icap eden bu işin dört yaşında bir çocuğun aklına gelmesi bir babayı utandıracak haldi. Hemen 25 kuruş çıkarıp bereket olsun diye kumbarasına attım.”
Anlaşılıyor ya yeni nesil milli tasarruf gayesini bizden daha iyi anladı ve lam cim demeden derhal icraata geçti.
***
Dün gece bir aralık evde sofanın lambasını yakmamışlar. Düğmeyi çevirirken sordum: Ne o? Tasarrufa başladık galiba?
İrili ufaklı her ferdi bu kadar şiddetle alakadar eden bir savaşın başarılı olmamasına imkan var mı? Yiyecek ve giyecek eşya satan dükkanların camekanında teşhir edilen mallara dikkat ediyorum: Bursa ipeği çorap, Yedikule fabrikasının krep dö şini, Edremit’ten Gömeç balı, Edirne’nin âlâ meyve konserveleri…
***
Bu sabah arkadaşlardan birini otomobilden inerken gördüm.
-Oo maşallah, tramvay dururken otomobil ha? Hani ya tasarruf nerede kaldı?
Tetiği bozmadan;
-Azizim, ben de zamandan tasarruf ediyorum!
Nasıl cevabı beğendiniz mi?
***
Balkanlarda boy gösteren soğuk dalgası yuvarlana yuvarlana akıbet bize kadar geldi. Bu hafta iyiden iyiye kışa girdik. Daha sıçan deliği bir paraya denecek günlerde değiliz ama hani şunun şurasında kurt sürülerinin şehre inmesine de bir şey kalmadı. Kurt dedim de aklıma geldi. Bugün öğleye doğru Şehzadebaşı’na kadar çıkmıştım. Baktım birinin arkasından “Voyvo kurta, voyvo kurta!” diye bağırıyorlar. Öteki de ellerinden kurtulmaya çalışıyor. Sordum:
-Kim bu kuzum?
-Yemişçiden bir nar çalmış da…
-Peki niye kurt diye bağırıyorlar?
-Eyüp’te bir kurtla boğuştu da adı kurt kaldı. Ama akılca noksandır biraz.
Birisi atıldı:
-Orası belli, aklı olsa kurtla boğuşmazdı!
Derken sinemaya girdik. Orada da bir sürü kurtla karşılaş mıyım mı? Fakat bu kurtlar perdede değil, koltukların arasında dolaşan iki ayaklı kurtlardandı. İşte bir tanesi; simitçiye kızdı, bir yumrukta çocuğun tablasını devirip içindekileri kül ufak etti. İşte bir başkası; tanımadığı bir kadına sarkıntılık edeyim derken yanındaki erkekten Allahlık bir sille yemesine kıl kaldı. Bunlar benim yanı başımda cereyan eden sahneler. Ön sıralarda neler oldu tabii bilemem.
Yanımdaki yaşlıca erkek bir aralık gözlerini mendille silerken dedi ki:
-Buraları Emanet hududunda değil galiba?
-Niçin efendim?
-Öyle olsa şu fosur fosur cigara içenleri bir yasaklayan bulunurdu. Sonra nedir bu gürültü efendim, ya şimdi bir sesli film oynasaydı?
***
Şehzade’nin o meşhur çayhaneleriden biri… Çırakla beraber dört kişiyiz. Zaten içerde ancak dört kişi barınabilir. Komşunun tavuğu komşuya kaz göründüğü gibi başkasının elindeki gazete de ötekine bol havadisli görünür. Bakıyorum herkesin gözü ötekinin elinde tuttuğu gazetede. “Ah bir bitirse de ben başlasam ve ta sorumlu müdür imzasının üstündeki rakı ilanına kadar okusam!”
İlave edeyim ki bu arada kapıdan bakıp bakıp giden müşterileri gördükçe yüreğinden kan giden çayhane (!) sahibinin gözü de hepimizin üstünde: “Ah bir yıkılıp gitseler de yenileri gelse!”
Dönerken Cağaloğlu’nda bir tanıdığa rastladım.
-Nereye böyle?
-Şuradan bir boza alacağım. Malum ya yerli malı!
O zaman ben de dedim ki:
-Boza yerli malı ama azizim senin şu dilin yerli malı değil! Şuna boza içeceğim desen olmaz mı?
*Mehmet Selahattin Güngör’ün yazılarındaki bazı kelimelerin yerine, okumayı kolaylaştırmak için günümüzdeki karşılıkları yazıldı. Selahattin’in tüm ifadelerine katılmasak da anlamı ve anlatımı bozacak ya da değiştirecek herhangi bir değişiklik yapılmadı. Dönemin anlam dünyasına sadık kalındı. ‘İstanbul’da Nasıl Eğleniyorduk’un amaçlarından biri de, yazara hak ettiği değeri vererek İstanbul’un geçmişine dair çok zengin bilgiler içeren bu yazıları gün yüzüne çıkarmak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?
1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.
İLGİLİ OKUMALAR



