Direklerarası’nda

“Miri Kelam” Hacivat Çelebi ile Karagöz-Sesli sinema devrinde Karagöz seyretmek tuhaf olurdu

Mehmet Selahattin, 16 Kasım 1929

Direklerarası’nın bir musiki salonundayım. Etrafımda hep temiz giyinmiş, mevki sahibi adamlar görüyorum. Fakat iskemle safları o kadar seyrek ki hiç kimse perdenin uzağında değil. Garsonlar bir gölge gibi sessizce aramızda dolaşıyor. Aradan çok geçmedi. Zil şıngırtıları arasında “miri kelam” Hacivat, sivri külahı ile donuk beyaz perdenin arkasından eciş bücüş bir cin resmi meydana geldi. Kuvvetli bir elektrik ampulünün yaydığı çiğ ışık bildiğimiz hayal perdesinin o esrarlı sarhoşluğunu kaybetmişti. Birdenbire hatırımda canlanan Karagöz perdelerini düşündüm. Alev alev yağ mumu yanarken perdenin kıvrımlarında deri göstermelikler, boyu uzanıp kısalan insanüstü mahluklar gibi karşımıza çıkardı. Bugün aynı perdenin önünde gülmek isteyen dudakların ne hazin bir bükülüşü var!

Meğer bu seyrettiğimiz oyun Kanlı Nigâr imiş. Hani şu dost gibi evine kabul ettiği zendostları kapının kol demirini kapatarak içerde bir güzel sopa ziyafeti çektikten sonra çırılçıplak kapı dışarı eden düzenbaz yok muydu, işte o! 

Kanlı Nigâr kırmızı hotozu başında, mini mini sahnede dolaşırken Narçın Bey ile karşılaşıyor:
“İki gözüm ne tarafa böyle?”
Narçın Bey aşığını tanımamazlıktan geliyor. Fakat Nigâr azılı bir kadın, yakasını bırakmıyor.
“Hadi gel gidelim. Yoksa karışmam ha!”
Delikanlı razı olmayıp birtakım özürler bulmaya yeltenince Nigâr bir başka kadınla bir olup zavallıyı karga tulumba eve atıyor. Narçın içeri girer girmez perde arkasından bir ses:
“Kızlar! Kapayın kol demirini!”
Narçın Bey içerde -kaba tabirle- eşek sudan gelinceye kadar tatlısı ile tuzlusu ile evlerden ırak ayrıntılı bir dayak yedikten sonra haydi yarı çıplak sokağa!
Karagöz o sırada pencerede keyif yetiştirirken Narçın Bey’i görüyor:
- Kuzum karı, bizim evin önünde deniz hamamı var mıydı?
- Aa delirdin mi herif! Bizde deniz nerde?
- Ne bileyim karıcığım. Baksana kapının önünde zağar gibi biri var, titreyip duruyor.
Nihayet dayanamaz, aşağı iner. Narçın Bey’in uğradığı felakete acır. Ben şimdi gider sana kıyafetlerini getiririm diyerek kapının halkasına yapışır ve pencereden tekerleme müsabakası başlar:
- Çekil bakayım! Bize adımızla sanımızla Şadanla Nigâr derler!
- Sana şalgamla enginar derlerse bana da tohuma kaçmış hıyar derler!
Fakat Kanlı Nigâr ne yapıp yapar Karagöz’ü kandırır, içeri alır, kol demirini kapatır, soyup soğana döndürür ve nihayet pencereden küt diye atar.

Artık bundan sonra meydana gelenler çoğalır. Dayı Manca, Arap Mercan derken Hacivat düşer. Son olarak da Tuzsuz Bekir o meşhur narasını atarak gelir. Karagöz’ü bu halde görünce sorar:
- Aman Karagözüm bu hal ne?
Hacivat akıl öğretir:
- Çıplak felaketzedeyiz de!
Karagöz anlamaz.
- “Karaköy’de kurbanız.” der.

Siz bu tekerlemede gülünecek bir şey bulamazsınız ama halk deli gibi güler. Tuzsuz Bekir devam eder:
- Siz kısrak olmalısınız be!
Karagöz tamamlar:
- Evet, kısrağız. İçimizde bir hergele eksikti sen geldin tamam olduk!
Hacivat Karagöz’e fısıldar:
- Kadınlar taifesinden ikisinin şerrine uğradık de!
Karagöz gülerek:
- Şey efendim, tarhana çorbasına şehriye doğradık.
Nihayet Tuzsuz zorlu çıkar, çıplaklara kıyafetlerini iade ettirir. Oyun biter.

***

Hacivat sahneye çıktığı zaman uzun bir nutuk atmıştı. Galiba son kıtası şu mısrayla bitiyordu: “Nice Karagözleri mahvetti devran perdesi”. Evet yalan değil. Ben bu “devran perdesi” olsa olsa sinemalardır diyordum. Hele sesli filmler çıkıp da mesela Moris Şövalye gibi yüksek bir sanatkarı ekranda konuşur, güler, şarkı söyler gördükten sonra çocukluğumuzun en tatlı gecelerini alan Karagöz’ü tıpkı unutulmuş bir sevgili gibi hasrete değil, olsa olsa acımaya benzeyen bir hisle anabiliyoruz. Doğru, “nice Karagözleri mahvetti devran perdesi”. Kim bilir, belki sinema için de aynı şeyi söyleyenler bulunacaktır. Sesli sinema devrinde Karagöz seyretmek kısaca tuhaf oluyor vesselam!


*Mehmet Selahattin Güngör’ün yazılarındaki bazı kelimelerin yerine, okumayı kolaylaştırmak için günümüzdeki karşılıkları yazıldı. Selahattin’in tüm ifadelerine katılmasak da anlamı ve anlatımı bozacak ya da değiştirecek herhangi bir değişiklik yapılmadı. Dönemin anlam dünyasına sadık kalındı. ‘İstanbul’da Nasıl Eğleniyorduk’un amaçlarından biri de, yazara hak ettiği değeri vererek İstanbul’un geçmişine dair çok zengin bilgiler içeren bu yazıları gün yüzüne çıkarmak.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Kanlı Nigâr’ın intikamı: “Akıllarını, paralarını aldım erkeklerin…” #5

Kanlı Nigâr ve Karagöz'ün bize benzeyen hikayeleri...

16 Kas 2021

Kanlı Nigar temsili

YAZARLAR

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?

1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.

İLGİLİ OKUMALAR