Doruk Madencilik işçileri anlatıyor: 'Bu sadece bizim değil, bütün madencilerin mücadelesi’

Eskişehir’deki Doruk Madencilik’te aylardır ödenmeyen ücret ve tazminatları için 13 Nisan’da maden sahasından Ankara’ya yürüyüşe başlayan işçiler, başkente ulaştıktan sonra Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı çevresinde polis ablukası altında sürdürdükleri oturma eylemini, Kurtuluş Parkı’nda süresiz açlık grevine dönüştürdü. Aposto’ya konuşan madenciler ve Bağımsız Maden İş Sendikası, taleplerini ve bugüne kadar yaşananları anlattı.
Doruk Madencilik işçileri anlatıyor: 'Bu sadece bizim değil, bütün madencilerin mücadelesi’

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Eskişehir’deki Doruk Madencilik’te aylardır ödenmeyen ücret ve tazminatları için 13 Nisan’da maden sahasından Ankara’ya yürüyüşe başlayan işçiler, başkente ulaştıktan sonra Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı çevresinde polis ablukası altında sürdürdükleri oturma eylemini, Kurtuluş Parkı’nda süresiz açlık grevine dönüştürdü. 

25 Nisan itibarıyla direniş 14’üncü, açlık grevi altıncı gününde. Yürüyüş, açlık grevi ve polis müdahalesiyle geçen iki haftanın ardından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, işletmede 2026 yılı içerisinde yapılan incelemelerde, işçilere ait ücret alacaklarının bir kısmının halen ödenmediğinin tespit edildiğini, alacakların 36 milyon TL'lik kısmının şirket tarafından işçilerin hesaplarına yatırıldığını duyurdu.

  • Bakanlığın 24 Nisan'da yaptığı açıklamada, işverenin kalan tüm borçları önümüzdeki hafta içerisinde ödeyeceğine dair taahhütte bulunduğu belirtildi. Bakanlık kıdem tazminatı veya işten çıkarmalarla ilgili ise herhangi bir açıklama yapmadı.

Öte yandan: Bağımsız Maden İş Sendikası’na üye madenciler ise taleplerinin yalnızca kısmen karşılandığını, verilen yeni ödeme sözlerine güvenmediklerini ve kıdem tazminatlarıyla özlük hakları ödenene kadar direnişe devam edeceklerini açıkladı.

Madencilerin talepleri neler?

Doruk Madencilik, 2016’da Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF), 2022’de ise Yıldızlar SSS Holding’e devredildi; bu süreçte artan hak kayıpları, işçiler ve sendikaya göre bugün süren krizin temelini oluşturdu.

Sendikanın aktardığına göre, şirket devralındığında 1.200 civarında olan işçi sayısı, ödeme krizleri ve işten çıkarmalarla birlikte 250-300 bandına geriledi. Yaklaşık 200 işçi zorla ücretsiz izne gönderildi; birçok madenci 12 ayda yalnızca iki kez maaş aldıklarını ifade ediyor. İşçilerin bir kısmı açtıkları davaları kazanmasına rağmen tazminatlarını tahsil edemedi.

Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu, Bakanlığın açıklamasından sonra, "Burada maden işçilerinin 15-16 yıllık özlük hakları var, uzun aylar boyu ücretsiz izne çıkarılanlar var" sözleriyle durumu anlatıyor.

  • İşçiler, ödenmeyen maaşların ikramiye, yıllık izin ve sendikal haklarla birlikte eksiksiz yatırılmasını; TMSF dönemi dahil, dava açmış veya açmamış tüm eski çalışanların tazminatlarının ödenmesini istiyor.

Buna ek olarak: Rızaları dışında dayatılan ücretsiz izin uygulamasının kaldırılması, iş sağlığı ve güvenliği kurallarına uygun bir çalışma ortamının sağlanması ve sendikal faaliyetleri nedeniyle işten çıkarıldıkları belirtilen madencilerin işe iadesi talep ediliyor. Ayrıca madenin kamulaştırılması ve iş güvencesinin devlet tarafından garanti altına alınması da talepler arasında.

Yıldızlar SSS Holding ise konuya ilişkin 23 Nisan'da yaptığı açıklamada sürecin “iş hukuku ve çalışma ilişkileri çerçevesinden çıkarılarak siyasallaştırıldığını” savundu:

“Artan maliyetler ve mevcut piyasa koşulları nedeniyle santralde elektrik üretimi Mart başında geçici olarak durduruldu. Santral ve kömür ocağında görev yapan çalışanların yaklaşık dörtte biri zorunlu olarak ücretsiz izne çıkarıldı. Görevine devam eden veya ücretsiz izne çıkarılan çalışma arkadaşlarımızın farklı aylardan kalan yaklaşık ortalama üç aylık maaşları henüz ödenememiştir." 

Eylemlerin başlangıcından bu yana neler yaşandı?

Doruk Madencilik'teki tepkiler, 13 Nisan’da madencilerin Eskişehir’den Ankara’ya yürüyüşe başlamasıyla görünür hâle geldi. Yaklaşık 180 kilometrelik güzergah boyunca işçiler, yol kenarlarında verdikleri molalarda “Açız, yoksuluz, çıplağız” yazılı sloganlarla seslerini duyurmaya çalıştı. 

Yürüyüşün dokuzuncu gününde Ankara’ya ulaşan grup, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na gitmek isterken polis barikatlarıyla karşılaştı. 21 Nisan sabahı ise aralarında sendika genel başkanı Gökay Çakır ve örgütlenme uzmanı Başaran Aksu’nun da bulunduğu 110 kişi gözaltına alındı; madenciler yaklaşık 14 saat sonra serbest bırakıldı.

Bu noktadan sonra eylem, Ankara’nın merkezindeki Kurtuluş Parkı’na taşındı ve açlık grevine dönüştü. İşçiler gömleklerini çıkararak, baretlerini yere vurarak protestolarını sürdürdü. Sırtlarında “Şimdi daha da açız ve çıplağız” ifadeleri yazan madenciler de oldu.

Fotoğraf: Barış Altun

24 Nisan sabahı ise Kurtuluş Parkı’ndaki eyleme polis, biber gazıyla müdahale etti. Sendika, altı madencinin gazdan etkilenerek fenalaştığını, üçünün hastaneye kaldırıldığını açıkladı. Daha önceki müdahalelerde de, soğuk hava koşullarında battaniye taleplerinin reddedildiği ve alana doktor heyetinin sokulmadığı iddia edilmişti.

Eylemler sırasında 110 madenciyle birlikte gözaltına alınan Bağımsız Maden İş Sendikası Örgütlenme Uzmanı Barış Altun, açlık grevinin beşinci gününde biber gazıyla polis müdahalesiyle karşılaşan işçilerin yaşadıklarını Aposto'ya şu sözlerle anlattı:

“Madenciler ve sendika, Kurtuluş Parkı’ndan Enerji Bakanlığı’nın önüne yürümek istedi. Yoğun bir polis ordusu tarafından etrafları çevrildi. Biber gazı sıkıldı. 6 arkadaşımız fenalaştı, 3 madenci şu anda hastanede. Madenciler günlerdir grevde. Önlerinin açılmasını, Enerji Bakanlığı’na giderek sorunun çözülmesini ve muhataplarının karşılarına çıkmasını istiyorlar.”

Altun, madencilerin Enerji Bakanlığı’na yürüyüşüne izin verilene kadar eylemlerine devam edeceğini ifade etti:

“Biz yolumuzun açılmasını bekliyoruz. Yol açılınca Enerji Bakanlığı’na gideceğiz. Yoksa bu sorun çözülünceye kadar buradan gitmeyeceğiz, buradan çıkmayacağız. Madenciler bu sözü slogan bellediler: ‘Ölmek var, dönmek yok’. Bedenlerini açtılar, ‘hem açız hem açız hem yoksuluz’ yazdılar sırtlarına. Yarı çıplak eylem yapıyorlar, şimdi de kendilerini betona bıraktılar, açlığa yattılar.”

Sendika Genel Başkanı Gökay Çakır da işçilerin haklarını almadan eylemi sonlandırmayacaklarını belirterek, “Bütün kamuoyu, bütün siyasi partiler şunu bilsin: Bu iş çözülmeden madenciler buradan gitmeyecek. 12 ayda iki kere maaş vermek ne demek?" ifadelerini kullanıyor.

Bir adım geriden: Doruk Madencilik işçileri, 2023 yılında da madenin TMSF’den şirkete devrinden sonra benzer gerekçelerle kendilerini ocağa kapatarak açlık grevi başlatmıştı.

‘Biz fazla bir şey istemiyoruz, sadece maaşımızı istiyoruz’

Madencilerin anlattıkları ise durumun onları ailelerinin temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaz hâle getirdiğini gösteriyor. Aylardır maaş alamadıkları için yakınlarından aldıkları borçlarla ayakta kalmaya çalışan işçiler, içinde bulundukları durumu “hayata borçla tutunmak” olarak tarif ediyor. Bir madenci, hem yürüyüş hem açlık grevi hem de polis müdahalesiyle geçen süreci şöyle anlatıyor:

“5 gündür açlık grevindeyiz, 190 kilometre yürüdük, 2 kere gözaltına alındık. Yetmedi, şimdi de biber gazı sıkıyorsunuz. Yıldızlar SSS Holding üzülmesin diye bize yapmadığınızı bırakmadınız. Siz bizden ne istiyorsunuz? Yazıklar olsun. Madenci alın terini almasın, holdingler servetine servet katsın diye işçiye yapılan muameleyi herkes görsün, duysun.”

Üç çocuğu olan ve eşi çalışmayan bir madenci, aylardır çocuklarına okul harçlığı veremediğini anlatıyor:

“Üç çocuğum var, üçüne de okul harçlığı veremiyorum. İsterseniz beni yine gözaltına alın, isterseniz burada öldürün. Ben hakkımı almadan buradan gitmeyeceğim. Biz fazla hiçbir şey istemiyoruz. Aylardır alamadığımız maaşımızı, paramızı istiyoruz biz. Gerekirse canımızı veririz ama buradan gitmeyiz. Faturalarımızı ödeyemiyoruz, ailelerimize para gönderemiyoruz. Çocuğumuzun ekmek parasını, rızkını hiç kimseye, hiçbir holdinge vermeyiz, vermeyeceğiz de.”

Adem Altan | AFP

Bir diğer madenci, aylardır maaş alamadığını ve geçim mücadelesinin artık dayanılmaz hâle geldiğini anlattıktan sonra grev sürecinde yaşanan müdahalelere tepki göstererek Ankara halkına ve tüm Türkiye’ye çağrıda bulunuyor:

“Biz suçlu değiliz; çalıştık ve hakkımız olanı istiyoruz. Başta Ankara halkı olmak üzere tüm Türkiye’ye sesleniyoruz: Ekmeğimize, onurumuza ve geleceğimize yönelen bu saldırılar karşısında sessiz kalmayın. Biz çok konuştuk, çok direndik, çok yürüdük. Artık bizim sesimizi duyun.”

O da, diğer madenciler gibi geri adım atmayacağını söylüyor:

“Hakkımızı almadan buradan gitmeyeceğiz. Bu mücadele sadece benim değil, bütün madencilerin mücadelesi.”

23 Nisan’da okulda değil, grevdeydiler

Maden işçilerinin yalnızca kendileri değil, aileleri de onlarla birlikte grev alanında. 23 Nisan, Türkiye genelinde kutlanırken Doruk Madencilik işçilerinin çocukları bayramı babalarının yanındaki grev alanında geçirdi.

Çocuklardan biri, “Okulda gösterim vardı ama ben babamın yanına geldim. Babam burada bayıldı, hastalığı var. Kaç gündür yürüyor, açlık grevinde” sözleriyle babasına desteğini anlatırken bir diğeri “8 yaşındayım, babam için geldim. Babamın maaşını vermiyorlar, o yüzden ağlıyorum" diyordu.

Fotoğraf: Efekan Akyüz

Açlık grevine devam eden madencilerden biri ise çocuklarının doğum gününü bile kutlayamadığını söyleyerek, üzerlerindeki ekonomik baskının aile hayatına nasıl sirayet ettiğini şu sözlerle anlattı:

“Çocuğumun doğum günü oldu, kızımın doğum günü oldu, hediye alamadım çocuklarıma. Ben de isterdim çocuklarıma bir hediye almak, bir pasta alıp mum üfletmeyi çok isterdim ama olmadı, paramız yok.”

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

YAZARLAR

Melisa Gülbaş

Aposto editörü

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.

16 Tem 2026

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak