
Doğum günümde, Kadıköy Sineması'nın o zaman tüneli görünümündeki salonundayım. Filmin birçok sahnesinde sessizliğin gücünü ve hiçbir şey söylemeden söylenenlerin değerini kavrayışımın sağlamasını yaparcasına, sessizlik, gözyaşları ve sessiz gözyaşlarıyla geçen iki saat elli dokuz dakikanın sonunda, sessizce bir hediye bırakılıyor kucağıma: Haruki Murakami'nin Drive My Car'ın da içinde bulunduğu öykü kitabı Kadınsız Erkekler'i birkaç hafta sonra açıp, filmle aynı adı taşıyan o ilk öyküyü okuduğumda, filmden yeterince etkilenmemiş, Hamaguchi'nin sinemasından yeterince büyülenmemişim gibi, bu kez uyarlamanın kusursuzluğuna hayran kalıyorum. Ryûsuke Hamaguchi ve Takamasa Oe'nin senaryosunun, öyküdeki her satırı, her diyalogu kullanarak, üstelik olabildiğince az değiştirerek aynı anda hem kökler salan hem de dallanıp budaklanan bir anlatı yarattığını görüyorum.
Hamaguchi'nin diyalog yazmaktaki başarısını ve tek mekânda kısıtlı sayıda oyuncuyla geçen sahnelerin kendi içinde ne denli içine çeken hikâyeler anlatabildiğini görmek için çok uzaklara gitmeye gerek yok. Geçtiğimiz yılki Berlinale seçkisinde izlediğim Wheel of Fortune and Fantasy'i tamamen bu formüle sahip üç kısa hikâye üzerine kurgulayan yönetmen, Drive My Car'da yine bol bol diyalogla beslenen, bunun üzerine Rus edebiyatına aşina olmayanları dahi derinden yaralayacak Çehov referansları ve sessizliğin gücünden beslenen duygu yüklü sahneler ekliyor. Defalarca aynı yolu gidip gelen bir otomobille - öyküdekinin aksine sarı değil, kırmızı bir otomobil bu - izleyicisini upuzun bir yolculuğa çıkarıyor. Durakları arasında her karşımıza çıktığında biraz daha derinine inilebilen karakterler, ana karakterin geçmişine ve geleceğine dair ipuçları veren, her şeyi onun gözünden izlediğimiz ana karakterini kısa süreli ters köşelerle yardımcı karakter rolüne iten sahneler, Murakami dünyasından beslenen büyülü bir gerçeklik ve enfes görüntüler... Yalnızlık ve birliktelik, kaygı ve huzur, hayaller ve kurgu...

İki kişi arasındaki bağda sessizliğin her zaman olumsuz bir yük değil, huzur veren bir köprü de olabildiğini hatırlatıyor bana film, sessizliği seven biri olduğumdan, içimi rahatlatıyor. Birini gerçekten tanımanın, sahiden görmenin belki de en iyi yolunun sessizlikten geçtiğini, kendi içimize bakmamız olduğunu öğretiyor üstelik, mutlu oluyorum. Drive My Car, yılın en iyilerinden biri oluyor benim için; birkaç gün sonra En İyi Film dâhil aldığı dört Oscar adaylığına sessizce seviniyorum.
"...birbirine büyük aşk besleyen eşlerin bile, birbirinin yüreğindekileri bütün çıplaklığıyla görmesi mümkün değildir bence. Böyle bir şeyin olması için çabalasanız bile kendinizi üzmekle kalırsınız, o kadar. Ama bu niyetinizde samimiyseniz, gayret ettiğiniz takdirde, gayret ettiğiniz ölçüde karşınızdakinin içini görebilirsiniz. Zaten nihayetinde hepimizin yapması gereken kendimizle açık yüreklilikle uzlaşmayı başarmak değil midir? Karşımızdakini sahiden görmenin, kendi içimize, taa dibimize kadar dosdoğruca bakmaktan başka bir yolu yoktur." - Haruki Murakami
★★★★★
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
BÜLTEN SAYISI
Murakami'den Tolkien'e, New York'tan Beyrut'a dopdolu bir aydan geriye kalanlar, Oscar yarışında son durum, gitme/kalma ikilemine dair filmler ve daha fazlası...
06 Mar 2022

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı ve editör. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor.
İLGİLİ OKUMALAR


