
Bu sayının karşılaşmaları biraz yorgun. Arada hepimizin yorulmaya hakkı olsun… Bunu bizi okuyan ve üretmek için umudunu, sağlığını ayakta tutmaya çalışanlara hatırlatmak isterim. Sahi… Siz de biraz karışık değil misiniz takip edecek, okuyacak, dinleyecek tonla şeyin içinde?
Kısıtlanmış ve sıkışmış hayatlarımızla bir yılı çoktan geride bıraktık. Umutla, her şeyin alışkın olduğumuz yaşam düzenine dönmesini beklerken, o umudun ayakta kalması için her neredeysek iletişimde ve üretimde olmaya çabaladık, çabalıyoruz. Mevcut sosyal / insani sorunların tıkadığı boruların açılması için hepimiz birer kılavuz haline geldik. Üstelik kaygı sebeplerimiz bir türlü azalmıyor…
Bir süredir, sesli kitap - podcast dinleyemediğimi, telefon ya da bilgisayar ekranından bir şey okumaya oturduğumda yalnız aşağı doğru sayfayı kaydırdığımı fark ediyorum. Defterlerdeki notlar gittikçe artıyor… Tıklanmayı / incelenmeyi biraz beklesin diye kenara iliştirdiğim linkler için yeni sekmelerden vazgeçip ayrı bir not köşeciği açıyor; saati gelince büyük bir özlem ve iştahla Zoom üzerinden gerçekleşen seminerlere, atölyelere koşuyorum. Bu bir şikâyet asla değil. Aksine uzun zamandır özlediğim bir yoğunluktu. Tuhaf olanı, bedensel olarak hep aynı noktada oturup buncasına koştuğunu hissetmek. Pandeminin aramızdaki fiziksel mesafeyi açması düşünsel mesafeleri kapadı, uzaklık algımızı epey törpüledi. Ama bazen de bu kadar kaygının, hastalık haberinin, çöküşlerin ve açıklanan sözüm ona yeni önlemlerin getirdiği bir yorgunluk hâli vuruyor insanı.
Bazen durabiliriz… Bazen durmak, yeniden okuyabilmek ve dinleyebilmek için iyidir.
Bu yüzden ben de karşılaşmaların bu sayısında sizlere link dolusu bir liste serpmektense, durmaya ihtiyaç duyduğunuzda dinlediğiniz albüm şarkı, o her neyse, ona yeniden sarılmanızı naçizane önermek, hatırlatmak istiyorum. Ben hâlim böyle olunca buna çabalıyorum.
Benim durma albümüm, Camel – The Snow Goose… Bir çocuk kitabından esinle bestelenmiş enstrümantal bir albüm. Kitabı okuyan okumayan kendi sözünü iliştirebiliyor parçalara. Zaten çevirmenine göre bu bir çocuk kitabı da olamaz, öyle incelikli bir hikâye. Neyse… Kiminin de benim gibi yalnızca durmak, sakinlemek için dinlediği bir albüm The Snow Goose.
Camel, yılların ardından 2013’te, bizlerin müzik dünyasına bu albümü yeniden çalarak döndü. Ben de ne zaman durmak istesem, o zamana bir uzanıyorum. Londra’ya indiğimizde saatlerce havaalanında soğukta beklemiş olmamıza rağmen, elde bavullar Barbican Konser Salonuna koştur koştur gidip de yerlerimizi alırken heyecanımı ölçmeye çalıştığım anları yeniden hissetmeye çalışıyorum. Aslında dinleyeceğim her konser öncesi hissettiğim, şimdilerde özlemekten yorulmaya başladığım o hisse uzanıyorum. Heyecan da tartılır mı, demeyin… Sevdiği müzisyenleri canlı dinlemek üzere yola çıkınca, insan olağanlık hâlini kaldıramıyor bazen. Didiklemeye başlıyor. Sonra ışık bir göz kırpıp ilk nota, vuruş neyse o duyulunca heyecan da yerini alıyor... Bana olan bu en azından. İşte ben bu tatlı üretim ve yol arayışı kalabalığının / yoğunluğunun içinde biraz durup dinlenmek isterken, böyle bir hâle sığınıyorum bu ara...
Orada, bu albümden akanlarla biraz durmak istiyorum.
Siz hangi albümde, hangi şarkıda ya da anda durmayı seviyorsunuz? Bize bu maili cevaplayarak yazar mısınız? Ya da doğrudan [email protected] adresimize? Okurumuzun dinlediklerini listeye çevirip orada bir karşılaşma isteği, fikri hep masamızda…
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Tuğçe Hakarar
Müzikli Mevzular

Müzikli Mevzular
Müzik dünyalarının farklı bakış açılarını; tarzlardan ve kalıplardan bağımsız haberler, okumalar ve dinleme alışkanlıklarıyla tartıştığımız paylaşımlar e-posta kutunda!
İLGİLİ OKUMALAR




