
Kitap okurken en sevdiğim yolculuk bir kitaptan diğerine sürüklendiğim yolculuklar sanırım. En son aylar önce 1902 Doğumlulular isimli Ernst Glaeser romanını okurken bir anda Birinci Dünya Savaşının en coşkun zamanlarında Rusya'da Ekim Devrimi'nin başlamış olduğunu bir başka yönden - Almanların gözünden- idrak ettim. Derken bu konuda eksikliğimi fark edip John Reed'in Dünyayı Sarsan On Gün'ünü okuyarak Ekim Devrimi'ni anlamaya çalıştım ve olaylar bu yönde gelişirken tam olarak o dönemi; Rusya'nın Kazaklar'ının gözünden anlatan Durgun Don'u neden okumayım diye düşündüm. İşte bu sürüklenme ile Don nehrinde oradan oraya bazen yaya bazen at binerek bazen de öküz koşulu arabayla dolaştım.
Yazar Mihail Şolohov'un kendisi de kitabın ana kahramanı olan Don nehri kıyısındaki Vyeşenskaya köyünde 1905 yılında doğar. Ve dört ciltlik serinin ilkini henüz 23 yaşındayken yayımlatır. Birinci Dünya Savaşı'nı, Ekim Devrimini, Sovyetlerin kuruluşunu görür. Kitabın geçtiği dönemin tamamına birinci ağızdan da tanıktır aslında.

Mathias P.R. Reding
Kitabı etkileyici yapan nedir diye şimdi geriye bakıp düşünüyorum ve ilk aklıma gelen Don civarında yaşayan Kazak halkını iyisiyle kötüsüyle gerçekçi ve çarpıcı bir biçimde anlatmış olması. Ve küçük bir topluluk özelinde bir pencere açarak Çarlık Rusya'sının devrilişini, Birinci Dünya Savaşını, Ekim Devrimini ve Sovyetlerin kuruluşunu yani altı üstü 8 yıllık bir süreci ilmik ilmik örmesi.
Baş karakter Gregor Melehov'un 1915 yılında askere alınması ile başlayan ve 7 yıl boyunca 1922 yılına kadar at sırtında geçen bir serüven bu. Birinci Dünya Savaşında başarı gösterip devrimde Kızıllara yakınlık duyan Melehov, köyündeki Kazaklar'ın baskısı ile Sovyetler karşıtı olan Beyazlara katılır. Artık Beyaz Terör olarak bilinen büyük iç savaş başlar. Çarlık yanlıları Kazaklar'ı yanına alıp ordu kurar, daha yeni savaştan çıkan askerler bu sefer de birbirlerine düşman olur ve aynı köyün insanları birbirlerini öldürmeye başlar. Melehov bu karmaşada öyle sürüklenir ki zaman içinde tekrar Kızıllara oradan da asilere katılır. Ve biz yine tüm bu karmaşayı Kazakların gözünden ve çoğu zaman tek bir köyün penceresinden izleriz. Kitabı devleştiren de bence kesinlikle bu yönü.

antikvarijat-bono.com
Yaşar Kemal bu seri için 20. yüzyılın en iyi kitaplarından biridir der. Şolohov her bölümü doğa tasviri ile açar. O kadar canlı ve gerçektir ki şu an gitsem Melehov'un köyünde sıradan bir güne katılabilirim. Derler ki Rus edebiyatında köy hayatı ilk kez bu kadar çarpıcı anlatılmıştır. Özellikle ilk kitap öyle canlı öyle gerçektir ki soluk soluğa, kokularla, nehirle beraber, su taşıyarak, at sırtında bir boydan bir boya dalgalanarak okunur.
Ekim Devrimini tarihsel olarak pek çok yerden okuma şansımız var. Aynı şekilde iç savaşı da. Ama bu seriyi özel ve güzel kılan; bu karmaşaya sıradan bir köyün cephesinden bakabilmesi. Çünkü en sonunda önemli olan bu büyük kaosun sıradan bir insanı nasıl etkilediği. Tarih; kalabalıkları, bildirileri, söylevleri, dünyayı sarsan on günü yazabilir ama hiçbiri o sekiz yılın Rusya'sında Melehov'un, köylü bir askerin yaşamış olabileceklerini bize bu kadar sarsıcı aktaramaz.
Son bir not ise yayınevi tercihine. Şu an güncel olarak sadece Yordam Edebiyat tarafından basılıyor Durgun Don. Mete Ergin ve Gani Yener tarafından, Rusça aslından değil İngilizce'den yapılan bir çeviri. Ama bu çeviri Hasan Ali Ediz tarafından Rusça aslı ile karşılaştırılarak baskıya hazırlanmış. Önyargıları yakıp yıkan bir çeviri. Bazen Türkçe yazıldığını düşündüğüm anlar oldu. Çok özenilmiş ve çok emek harcanmış...
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş


