Edebiyatın mizantropları: Kundera, Molière ve diğerleri

Hepimizin etrafında kendi türünden pek hazzetmeyenler vardır ancak edebiyatın ve felsefenin mizantroplarını araştırınca karşımıza çıkan liste epeyce uzuyor.
Edebiyatın mizantropları: Kundera, Molière ve diğerleri

Yazı: Sibel Türker

Bu tanımı öğrenmeme vesile olan usta yazar Milan Kundera’ya bir selam gönderelim. Her şey kitap kulübümüzde onun, Gülünesi Aşklar kitabındaki hikayeleri tartışırken başladı. Kundera, kadın karakterleri öylesine zayıf, erkeğin himayesine öylesine muhtaç varlıklar olarak kurgulamıştı ki kendisini "kadın düşmanı" ilan etmemize ramak kalmıştı. Şahsi görüşlerimizin zihnimizi ele geçirmesine müsaade etmeden dünyaca ünlü bu yazarın edebiyat dünyasında nasıl değerlendirildiğini incelemeye koyulduk. Karşımıza çıkan cevap şaşırtıcıydı: Kundera’nın eserlerinde ne kadına ne de erkeğe bir ayrıcalık tanıdığı, kendisinin bir mizantrop olduğunu söyleniyordu.

Mizantrop ne mi? 

  1. Toplumdan, insandan kaçan kimse, 
  2. İnsandan nefret eden kimse, insan sevmeyen.

İngilizce karşılığını görünce daha anlamlı gelebilir: 

  • Misanthrope: mis (olumsuzluk takısı) – anthrope (insan)

Etrafımda kendi türünden pek hazzetmeyenler var ancak hiçbiri için bu terimi kullanabileceğimi düşünmezdim. Oysa dünyanın gelmiş geçmiş en önemli mizantroplarını araştırınca hatırı sayılır bir liste çıktı karşıma. Özellikle felsefe dünyasından... 

Örneğin: Jean-Paul Sartre, “Cehennem diğer insanlardır” derken bir çeşit nefret hissi size de geçiyor mu? Ya da Thomas Hobbes, "İnsan insanın kurdudur” derken insan türü için ciddi bir tehlike sinyali almıyor muyuz? Böyle bir konuda Arthur Schopenhauer’i anmadan olmaz dediğinizi duyar gibiyim. Ancak burada bir parantez açacağım. 

Mizantropi kavramını daha doğru analiz edebilmek için alt kümeleri olan iki kavrama yakından bakalım: Nihilizm (hiçlik) ve pesimizm (karamsarlık/kötümserlik). 

  • Bir nihilist için hayat, içinde anlam bulabileceğimiz hiçbir şey barındırmaz. Bir kötümser için ise acı, saçmalık, anlamsızlık, ıstırap hissi dünyada insanın mutluluğunu imkansız kılan durumlar olarak sıralanır. 

Schopenhauer “Varoluşun en mutlu hâli hiç var olmamak olurdu" derken aslında nefretten ziyade topyekûn bir yok olma hissinden bahsediyor. Her iki kavram için de insana dair epey iç karartıcı düşünme yolları olduğunu kabul ederek, Schopenhauer’in bir mizantroptan çok, ileri derecede bir kötümser olduğunu fikrine daha yakınım. 

  • Öte yandan: Mizantropi, sahibine çok ağır gelen bir yük olmalı. Kendisini eşref-i mahlukat sanan diğer Homo sapiens'ler ile beraber, onlara rağmen yaşamaya devam edebilmek hiç de kolay olmasa gerek. 

Bazı psikologlara göre ise mizantropi, hayata karşı bir çeşit kalkan görevi görüyor. Bizzat başımıza gelen ya da gördüğümüz, duyduğumuz insan elinden çıkmış kötülüklere kılıf bulmamıza yarıyor. İnsanın “kötü tohum” olduğu inancını benimseyince yaptıkları da “normal” karşılanıyor; “İnsandır, yapar” denebiliyor. 

Fakat tam da bu noktada ciddi bir tehlike doğuyor. Bu normalleşme durumu nedeniyle kötülükler ile savaşmaktan vazgeçilirse işte asıl mizantropi o zaman yaşanır.

Bakınız: Molière'in 1666 tarihli oyunu Le Misanthrope’ta (İnsandan Kaçan) Alceste karakteri ne diyor:

Değil hıncım herkese, tiksiniyorum tüm insanlardan. Kimileri kötü, zararlı olduklarından, kimileri kötülere hoş göründüklerinden... İçlerinde de, mert insanların kötülüklerden duydukları o güçlü nefretin eksikliğinden.

(Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, çev. Bedrettin Tuncel)

350 sene önce böyle bir durumda nefret ve küçümseme yeterli bir tepki olabilirdi belki. Ancak günümüzde o kadar da çaresiz ve edilgen değiliz. Yanlış olduğunu düşündüğümüz pek çok konuda, sosyal medyanın da gücü sayesinde çığ gibi büyüyen tepkilerle daha hızlı, daha etkili sonuçlar alabiliyoruz.

Gelelim mizantropların insanları sevmekten ne zaman vazgeçtiklerine. Bir hümanist ile bir mizantrop arasındaki fark, hayatta maruz kalınan olumsuzlukların sayısı ve şiddeti midir yoksa bu durum genetik yolla aktarılan kötü bir miras mıdır? Erkek ya da kadın olmanın karşı cinse mizantropi yaşatma olasılığı nedir? 

Örneğin bir adada mahsur kalan bir grup erkek çocuğun bir süre sonra aralarından birini öldürecek kadar vahşileşmesini konu alan, William Golding’in Sineklerin Tanrısı kitabını okuduğumda, adadaki çocuklar, erkekler yerine kızlardan oluşsaydı nasıl olurdu sorusunu epeyce düşünmüştüm. Ya da 2024 yılında bile ülkelerin bütçelerinin önemli bir bölümünün savunmaya harcanması, bir grubun çeşitli bahanelerin arkasına saklanarak diğerini yok etmeye çalışması bana hiç normal gelmiyor. Gerçi 3 Cisim Problemi kitabını okuduysanız bu savunma probleminin evren boyutunda da devam etme olasılığını görüp iyilik ve kötülük kavramlarını tekrar tekrar sorgulayabilirsiniz. Yine de dünyanın gittikçe iyi bir yer olduğu fikrine sadık olduğumu belirtmek isterim.

Aslında her birimizin mizantrop ile hümanist arasında gidip gelen bir ruh hâli içinde olduğumuzu düşünüyorum. Hayatın akışı içinde o kadar çok itici davranışa maruz kalıyor, o kadar çok olumsuz haberle karşı karşıya geliyoruz ki ister istemez tüm bu olumsuzlukları yaratan insana karşı hissettiğimiz sevgi ve nefret ibresinde de hızlı geçişler oluyor. Belki de sanat, yazı, resim, müzik böyle zamanlarda kurtarıcı bir güç olup içimizdeki olumsuzluğu bir tuvale, bir karaktere, bir notaya dönüştürerek ibreyi tekrar sevgiden yana döndürüyordur. 

Bir sergisinin açılışında ödüllü bir yönetmene şunu sormuştum: “Dünyayı hep daha iyiye götürmek için uğraşıyoruz, sizce dünya iyi bir yer olduğunda sanatçının malzemesi yok olmayacak mı?” Hiç düşünmeden “Evet” demişti. “Benim uğraşacak bir meselem olmayacak dolayısıyla ne filmde ne fotoğrafta ne de resimde verecek bir mesajım da.”   

Kundera yaşasaydı ve bu soruyu sorma fırsatını bulabilseydik cevabı ne olurdu sizce?

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto KitapAposto Kitap

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

🕰️ Dönüyor Zaman, edebiyatın mizantropları

Kapadokya Dörtlemesi serisinin son halkası Dönüyor Zaman'la kitapçı raflarına dönen Gürsel Korat ile son romanının hissettirdikleri, çağrışımları ve onu yazanı da aşan sözleri üzerine. Edebiyatın ve felsefenin mizantropları.

14 Haz 2024

Gürsel Korat

YAZARLAR

Liber Kültür Sanat Derneği

Liber Kitap Kültür Sanat Derneği'nin temel hedefi toplumda okuma alışkanlığını yaygınlaştırmak, okuma fırsatından mahrum kalan kesimlere erişim imkanı sağlamak, sanatı ve sanatçıları destekleyerek yaratıcı düşünceyi teşvik etmek ve gelecek kuşakların daha aydın bireyler olarak yetişmesine katkı sağlamaktır.

Aposto Kitap

Kitap incelemeleri, edebiyat haberleri, editörden okuma önerileri.

İLGİLİ OKUMALAR