Eğitimde fırsat eşitsizliği

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Türkiye’deki eğitimin kalitesinin ülke geneline homojen olarak sirayet edememesi hep var olan bir sorun olsa da sistem en azından yeterince çaba harcamaya hevesli tüm öğrencilere, ailevi ve ekonomik imkânlarına bakılmaksızın eşit koşullar sunacak biçimde tasarlanmıştı.
Gerek merkezî sınav sistemi marifetiyle gerek de devletin sunduğu parasız yatılı yurt ve burs imkânları sayesinde, maddi durumu iyi olmayan birçok öğrenci ortaöğretimden yükseköğretime kadar devletin sunduğu imkânlar neticesinde iyi okullarda okuma ve iyi mevkilere erişme fırsatına sahip oldu.
Takvimler 2021’i gösterirken, yurt ihtiyacı olan öğrencilerin bilinçli olarak cemaatlerin insafına terk edilmesi, nominal değeri kağıt üzerinde artan kredi ve bursların reel enflasyon karşısında eriyen alım gücü nedeniyle öğrenciye değil bir sosyal hayat sunabilmek, karnını doyurmakta yetersiz hâle gelmesi, niceliği artan üniversitelerin sunduğu eğitimin niteliğindeki düşüş gibi yüksek öğrenimin, üzerine her geçen gün bir yenisi eklenen sorunlarına serinin önceki yazılarında değinmiştik.
Bu yazıdaysa bir adım geriye atarak yüksek öğrenime giden yolda, orta öğrenimde yaşanan fırsat eşitsizliklerine eğiliyoruz.
Fırsatlarda eşitsizlik, fırsatsızlıkta eşitlik
TÜİK’in 2018 Tüketim Harcamaları Araştırması verilerine göre, Türkiye’nin gelir diliminde ilk %20’likte yer alan grup, ülkedeki eğitim harcamalarının %63,6’sını gerçekleştirirken, en az kazanan son %20’lik dilimse ülkedeki eğitim harcamalarının %2,8’ini gerçekleştirebildi.

Kaynak: SODEV
Eğitimde fırsat eşitsizliğinin temelini oluşturan harcama standartları arasındaki bu uçurumu kapatmanın tek yoluysa devlet okullarında sunulacak ücretsiz eğitimin kalitesini yükselterek gelir durumu zayıf olan öğrencilerin gelir dağılımı farkı nedeniyle mağduriyet yaşamasının önüne geçmek.
İmam hatip dayatması
Millî Eğitim Bakanlığı verilerine göre, akademik eğitim veren liselerin (fen, sosyal bilimler ve anadolu liseleri) öğrenci sayısı 2015-2019 yılları arasında %12 oranında artarken, aynı dönemde akademik lise sayısıysa %30 oranında arttı. İmam hatip liselerinde (İHL) 2015-2019 döneminde okul sayısındaki artış %43,7 olurken, öğrenci sayılarıysa %10 azaldı.
Yani 5 yıllık dönemde toplumun imam hatip liselerine olan talebi azalırken, kontenjanları artırılmaya devam edildi.
MEB, 2021 yılının ilk yarısında akademik liselere kayıtlı 3 milyon 900 bin öğrenci için 6,8 milyar TL harcama yaparken, imam hatip liselerine kayıtlı 666 bin öğrenci için 6,6 milyar TL harcama yaptı. Böylece Anadolu ya da fen liselerine giden bir öğrenci başına ortalama yapılan harcama yaklaşık 1,750 lira olurken, bu rakam İHL öğrencileri için beş buçuk misli katlanarak 9 bin 900 lirayı buldu.
İmam hatip ısrarının eğitim kalitesine etkisi
OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü ) üyesi olmamız münasebetiyle dâhil olduğumuz ve her üç yılda bir, 15 yaş grubundaki öğrencilerin bilgi ve becerilerinin değerlendirildiği PISA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) raporlarına göre Türkiye, okuma alanında 2018 tarihli güncel raporlara göre 37 üye ülke arasında ancak 31'inci sırada bulunuyor. Türkiye aynı raporda matematik alanında daha da geride kalarak 33'üncü sırada, Fen Bilimleri alanındaysa bir basamak yukarıda, 30'uncu sırada yer alıyor.

Kaynak: Doğruluk Payı
Türkiye’nin puanları, 2003’ten beri düzenli olarak her üç alanda da OECD ortalamasının gerisinde kalıyor.
İmam hatip liselerinin puanlarını izole ederek incelediğimizdeyse durum daha da vahim bir hâl alıyor.
OECD ortalaması 487 olan ‘okuma’ alanında fen liseleri 583 ve Anadolu liseleri ise 495 puanla ortalamayı aşarken, imam hatip liseleri 444 puanda kaldı. OECD ortalaması 489 olan ‘fen bilimleri’ndeyse fen liseleri 584 puan alırken liselerinin ortalama puanı 446’da kaldı. Ancak en büyük fark matematik alanında yaşandı. Fen liseleri matematikte 593 puanla lider Çin’i geride bırakırken, OECD ortalaması 489 olan branşta imam hatipler 425 puanı aşamadı.
Türkiye’de 186 okuldan 6 bin 890 öğrencinin katıldığı PISA testine katılan öğrencilere bir memnuniyet anketi de yapılmıştı. “Kendini okuluna ait hissediyor musun?” sorusuna imam hatiplilerin %54’ü, yani çoğunluğu “Hayır” dedi. İmam hatiplilerin %46,9’u yani yarıya yakını ise “Okulda kendini garip hissediyor musun?” sorusuna “Evet” yanıtını verdi.
Özetle, kaynakların öğrencilerin akademik olarak daha başarılı ve mutlu oldukları fen ve anadolu liselerinin kontenjanını ya da bu kurumlarda verilen eğitimin kalitesini artırmaya harcanabilecekken, başarısızlığı 2018’de evrensel ölçütlerle kanıtlanmış imam hatiplere harcanmasında ısrar ediliyor.
Geçtiğimiz yıl SODEV’in gerçekleştirdiği bir ankette “Sizce Türkiye’de öğrenciler dünya standartlarında bir eğitim alıyor mu?” sorusuna “Evet” cevabı verenlerin oranı %13,6 olurken, “Sizce Türkiye’de eğitim almış bir genç dünyanın her yerinde iş bulabilir mi?” sorusuna “Evet” cevabı verenlerin oranıysa %19,1’de kaldı.
Bir başka deyişle, geleceğe umutla bakma fırsatında da eşitlik sağlanamadı.
Eşitsizliğin en çok hissedildiği an: Uzaktan eğitim
Pandemi döneminin yol açtığı eşitsizliklerin bir diğer sonucuysa uzaktan eğitim için gerekli cihaz ve internet bağlantısı gibi araç gerece erişimi olmayan ya da kısıtlı olan hanelerde gözlendi.
TUİK verilerine göre 9 milyon 374 bin hanede sabit internet bağlantısı yokken hanelerin yalnızca %61,9’unun sabit genişbant internet bağlantısına erişimi var. Hatta 1 milyon 968 bin hanenin internete hiçbir şekilde erişim imkânı yok. 2021 yılında hanelerin yalnızca %16,8’inde masaüstü bilgisayar bulunurken, taşınabilir bilgisayar olan hane sayısı %38,3’te, tablet bulunan hane sayısıysa %26,3’te kaldı.
Bunun bir sonucu olarak da Eğitim Sen, Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre zorunlu örgün eğitime dâhil olan 18 milyon öğrenciden 4 milyonunun pandemi döneminde ne yüz yüze ne de uzaktan, hiçbir şekilde eğitime ulaşamadığını açıkladı. Özetle her 5 çocuk ya gençten biri, 1 yıldan az olmamak şartıyla eğitim hakkına erişimini yitirdi.
Eğitim Sen’in raporunda 3 bin 743 öğretmenin katıldığı bir anketin sonuçları da yer aldı. Buna göre pandemi süreci boyunca eğitimcilerin yaşadığı en önemli üç sorun; %46 ile öğrencilerin internet ve cihazlara erişememesi, %17 ile öğrencilerin uzaktan eğitimde konuları yeterince öğrenememesi ve %16 ile öğrencilerin uzaktan eğitimde odaklanma ve motivasyonlarını yitirmeleri olarak ortaya konuldu.
İnternet erişiminin olmaması gibi esas sorunların haricinde 1 öğretmene 100’ün üzerinde öğrencinin atanması, dijital kaynakların yetersizliği, müfredatın uzaktan erişime göre yeniden planlanmamış oluşu, EBA alt yapısı kaynaklı erişim problemleri de eğitimin kalitesini olumsuz etkileyen diğer unsurlar olarak kayda geçti.
MEB’in 2019’da gerçekleştirdiği ABİDE (Akademik Becerilerin İzlenmesi ve Değerlendirilmesi) araştırmasının sonuçlarına göre öğrencilerin eğitim hedefleri yükseldikçe sınav başarılarının da arttığı belirlendi. Eğitimlerini lisans, yüksek lisans, doktora seviyesine kadar devam ettirmek isteyen öğrenciler, hedefi liseden mezun olmakla kısıtlı olanlara kıyasla alanlarında daha yüksek puanlar aldı. Geçtiğimiz yıl düzenlenen YKS’deyse imam hatip mezunlarının sadece %16’sı 4 yıllık bölümlere yerleşebilmişti.
Bunlar henüz daha üniversiteye yerleşmeden yaşanan sorunlar. Elbette işin bir de üniversiteden mezun olduktan sonraki boyutu var. Öğrencilerin staj ve iş imkânları konusunda karşılaştıkları zorluklarıysa önümüzdeki yazıda ele alacağız.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bugün, eğitimdeki fırsat eşitsizliğini ve hükümetin imam hatip dayatmasının sonuçları ile İYİ Partili Lütfü Türkkan'ın bir vatandaşa küfür etmesini ele aldık.
09 Kas 2021

YAZARLAR

Atilla Büyükurvay
Haber Koordinatörü

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




