Esadların iktidarında bir ailenin yükselişi ve düşüşü: Mahluflar

Tek adam ve tek parti rejimine sırtını dayayan kimi sermaye sahipleri hızla yükselirler, savaş ve kriz zamanlarında da rejimle birlikte çöküp giderler. 50 yıldan uzun süredir Suriye'yi “tek adam” olarak yöneten baba Hafız Esad ile oğlu Beşar devrinde yükselen ve düşen bir ailenin hikayesi. Olay Suriye’de geçiyor ama bu sınıfsal fenomenin evrensel bir yanı da bulunuyor.
Esadların iktidarında bir ailenin yükselişi ve düşüşü: Mahluflar

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Alan çalışmalarındaki isabetli gözlemleriyle tanınan gazeteci Hediye Levent, geçen günlerde yerinde bir kararla Arap Alevilerinin (tarihsel adıyla Nusayrilerin) yoğun yaşadıkları Lazkiye bölgesine gitti. HTŞ’nin Şam’da iktidarı alması sonrası maruz bırakıldıkları baskı, eziyet, taciz, katliam ve operasyonlar neticesinde son dönemlerde yerli ve yabancı medyanın gündemine gelen Alevilerin durumunu yerinde inceledi. Çok sayıda Alevi erkek ve kadınla yüz yüze görüştü.

Evrensel gazetesinin 23 Ocak 2025 tarihli nüshasında gözlemlerini paylaşan Hediye Levent’in dikkat çekici tespitlerinden bir kısmı şöyle:

"Birkaç ilçeyi ve köyleri dolaştım, insanlarla konuştum. Konuştuğum insanlar arasında eski subaylar da vardı, sıradan devlet memuru ya da çiftçi olanlar da.

Elbette Alevilerin en çok rahatsız oldukları ve yıllardır açıklama yapmak zorunda kaldıkları en önemli nokta Esad yönetimiyle ilişkilerine dair iddialar ve ön kabullerdi.

Alevilerin çoğu Lazkiye şehir merkezinden köylere kadar derme çatma binalarda, gecekondu diyebileceğimiz mahallelerde, oldukça mütevazı döşenmiş evlerde yaşıyorlar. Bugün bile suyu ya da elektriği olmayan köyler var.

Bazı evlerde plastik sandalye görmek bile zor. Hâlâ çeşmelerden su taşıyor insanlar. Bunun için Lazkiye’den çıplak gözle görülebilen köylere gidip bir dolaşmak yeterli.

Alevi gençlerin orduya ve kamu kurumlarına yönelmesinin sebebi de bu ekonomik faktörler. Askerî akademide az miktarda da olsa maaş verilmesi erkeklerin orduyu tercih etmelerinin en önemli sebebi.

Alevilerin, Hıristiyanların, Dürzilerin, İsmaililerin ve laikliğe yakın Sünnilerin Baas yönetimlerine yakın durmak zorunda hissetmelerinin temel sebebi ise laiklik söylemi.

Suriye birçok insanın günlük hayatına 2011’deki ayaklanma ile girmiş olsa da bu topraklarda yaşayanların hafızası katliamlarla ve sürgünlerle şekilleniyor.

Peki, Suriye’de gerçekten laik bir sistem var mıydı?

Görünüşte her din ve mezhebin devlette ve orduda temsil edildiği, kadınların birçok Arap ülkesine göre daha fazla hak sahibi olduğu bir gerçek. Mesela genelkurmay başkanları her zaman Sünni olurdu, savunma bakanları Hıristiyan. Kadınlar asker de olabiliyordu, bakan da...

Ancak dinler ve mezhepler arası evliliğin önüne çekilen set asla kaldırılmadı, medeni kanunla evliliğin önü kesinlikle açılmadı. Suriye’de erkeklerin 4 kadınla evlenmesinin önünde bir engel yoktu, hâlâ da yok.

Namus cinayeti adı altında bir kanun bile vardı. Bu kapsama giren/sokulan cinayetlerde failler çok az ceza alıyordu. Kanun, Esad yönetimi düşmeden 1-2 ay önce iptal edildi. Bu görünüşte laikliğin altını oyan bir başka faktör ise yolsuzluk oldu.

Yolsuzluk deyip geçmemek lazım!

Esad yönetimini düşüren şey, Suriye ordusunun daha Halep-İdlib kırsalında savaşı bırakması oldu. Orduya bu kararı aldıran ise ‘Ne için savaşıyoruz?’ muhasebesiydi…"

Ele alacağım konuyla ilgili bir başka alıntıya da dikkatinizi çekeceğim:

"Yıllardır savaşan insanların karınlarını bile doyuramıyor olmaları ama diğer taraftan birilerinin korkunç paralara, güce kavuşması ve kimsenin de hesap sormaya yanaşmaması insanları vatan-devlet-ülke gibi kavramlardan bile kopardı.

Lazkiye ve etrafında yaşayan Aleviler, Esad döneminde güce ve paraya kavuşan, devletin imkânlarını kendi çıkarları için kullanan Alevi oranının %5’ten az olduğunu söylüyorlar ki haklılar.

Lazkiye’deki Aleviler, Esadlar döneminde güce ve paraya kavuşan, çıkar amaçlı yani mezhep/din gözetmeden bir araya gelen insanlar tarafından oluşturulan çetelerden on yıllardır ve özellikle de savaş döneminde çok çektiklerini anlatıyorlar.

Uyuşturucudan silaha, fidye için insan kaçırmadan araç hırsızlığına her işe el atmış olan çetelerin, sahil bölgesindeki insanların tarlalarına, mülklerine, meyveliklerine çöktüklerini söylüyorlar."

'Haydan gelen huya gider' rejiminin Suriye’deki örneği

Düzenin yeterince oturup henüz sistem hâline gelmediği ve demokratik kurumların işlemediği bütün ülkelerde şu yahut bu tek adam ve tek parti rejimine sırtını dayayan kimi sermaye sahipleri hızla yükselirler; savaş ve kriz zamanlarında da rejimle birlikte çöküp giderler.

Biz de burada 50 yıldan fazla ülkeyi “tek adam” olarak yöneten baba Hafız Esad ile oğlu Beşar devrinde yükselen ve düşen bir aileden bahsedeceğiz. Olay Suriye’de geçiyor ama bu sınıfsal fenomenin evrensel bir yanı da bulunuyor.

İlk başta topluma da mâl olmuş “haydan gelen huya gider” özdeyişinin anlamı üzerinde duralım:

  • Aslı, “Hayy’dan gelen Hû’ya gider” olan bu cümledeki “Hayy” Arapçada Allah’ın ismidir ve “daima diri olan, hayat veren” anlamındadır. “Hû” ise aynı cümlede Allah’ı işaret etmek üzere kullanılan “O” zamiridir. Gerçek manası “Allah’ın verdikleri sonunda yine Allah’a dönecektir” olmasına rağmen, halk arasında “Çabasız/emeksiz kazanılanların nedensizce ve kolayca elden çıkabileceği” anlamında kullanılmaktadır.

Yeniçeriliğin makbul olduğu yüzyıllar öncesinin İstanbul Kapalı Çarşısı'nda ticaret yapan 4 bin 500 civarında Ermeni esnaf (kuyumcu, antikacı, manifaturacı, ayakkabıcı vs) vardı. Bunların da hamisi, “koruyucu meleği” dönemin yeniçeri ağasıydı. Hafta sonu olan cuma günü, saat 5.00 gibi yeniçeri ağası bir mağazaya gider, hüsnü kabul görür, kahvesini yudumlar, çubuğunu tüttürür, haracını alır, kapıya kadar uğurlanırdı. Bahsi geçen bu mağazaya başka bir yeniçeri ağası kesinlikle uğrayamazdı.

İstanbul’un bütün eğlence yerlerini (gazinolar meyhaneler, barlar, pastaneler lokantalar, çorbacılar vs) ise Rumlar çalıştırırdı. Yeniçeri ağaları Ermenilerden aldıklarını Rumların eğlence yerlerinde harcarlardı. Bir tefsire göre Ermenicede “Hay” kelimesi Ermeni, “Huyn” ise Rum demekmiş. Onun için de “(Hay)dan gelen (Huyn)a gider” derlermiş.

Mahluf ve Esad ailelerinin akrabalık ilişkileri

Bu açıklamadan sonra, gelelim Suriye’deki iki Esad iktidarının desteğiyle büyük sermayedar olan sınırlı sayıdaki Alevi ailenin önde gelenlerinden El Mahluf ailesinin encamına.

  • Mahluf ailesi, Suriye’de sadece sermaye tekelini elinde bulundurmuyordu, aynı zamanda emniyet-istihbarat ve benzeri devlet kurumlarında hem nüfuz hem de karar sahibiydi. Askerî ve sivil bürokrasideki etkisi ise tartışılmazdı.

Bu yaygın nüfuz ve etki, Başkan Beşar Esad’ı ürküttü. Esad ailesi ile dünürü Mahluf’un arasına kara kedi girdi, girince de sonuncusu zirveden aşağıya düşüverdi.

Arap Alevi toplumu sadece inançlarıyla temayüz etmez; sıkı aşiret, aile ve feodal bağlarıyla da göze çarpar. Dinî önderleri Şıhlar kadar feodal toprak ağası sayılan ünlü Kenc, Abbas, Hevvaş gibi aileler de ön plandadırlar.

Mahluf ailesi, Lazkiye vilayetine bağlı Ceble şehrindeki Bustan El Başa (Paşa) beldesinin bilinip tanınan Alevi eşrafıydı. Bunlardan Ahmed Mahluf, Hafız Esad’ın bibisi Saade ile evliydi. Yani her iki aile birbirlerine kız alıp vererek akraba olmuşlardı.

Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad ve eşi Anissah Mahluf (oturanlar), çocuklarıyla birlikte, 1985 yılında | AFP

Hafız Esad, 1957’de Hava Kuvvetleri’nden teğmen rütbesiyle mezun olduğunda Ahmed Mahluf’un kızı Enise (1930-2016) ile evlenmek istedi. Mahluf ailesi, o tarihte koyu Arap milliyetçisi Suriye Toplumcu Milli Partisi üyesiydi. Buna karşılık damat adayı Esad, Baas Partisi mensubuydu. Bu yüzden başlangıçta evlilik isteği reddedildi.

1958 yılında nişanlanmak isteyen Hafız-Enise çiftine karşı çıkan Mahlufların aile reisinin bir gerekçesi daha vardı: Sonradan El Esed soyadını alan Süleyman El Vahş’ın, dolayısıyla da oğlu Hafız’ın ailesi pek ünlü değildi.

Hafız Esad, sosyal durumunu iyileştirdikten sonra yeniden Enise Hanım ile nişanlanmayı denedi ve bu kez başardı. Enise Hanım, bütün itirazlara rağmen sevdiği Esad ile evlenmekte ısrar etti. Evlendiler ve beş çocukları oldu.

Sünni Tlass ailesinin ünlü mensuplarına göre Hafız Esad, ağırbaşlı ve içine kapanık Enise Hanım’dan hiç hoşlanmamıştı ve onu boşamayı ya da dünya liderlerini eğlendirmek için ikinci bir eş almayı ciddi olarak düşünmüştü. Neticede Enise Hanım ile fazla arkadaşlık etmek yerine, Başkan Hafız Esad dönemin Savunma Bakanı Mustafa Tlass’ın dışa dönük ve cana yakın eşi Lamia Tlass ile samimiyetini ilerletti. Lamia Hanım da zaten general eşinin tekrarlanan sadakatsizliği nedeniyle Tlass’tan boşanmayı düşünüyordu.

Dünürlerin organize işleri

Hafız Esad ile Enise Hanım'ın evliliği, Mahluf ailesinin statüsünü ve servetini yükseltti. Örneğin baba Muhammed Mahluf, ülkedeki emlak sektörünün sorumlusu tayin edilmişti. Arsa ve konut için verilen banka kredilerinden %15, geri ödemelerdeki gecikmelerden ise %10 oranında komisyon alabiliyordu. Ayrıca hayalî kredilerin alınıp verilmesinde de rolü vardı.

Mahluf ailesi zenginleşip büyüdü, büyüdükçe de birçok sektöre birden el attı. Akrabaları ülkenin emlak, elektrik, tekstil, bankacılık, petrol ve telekomünikasyon sektörlerindeki kazançlı sözleşmelerle ödüllendirildi.

  • İsviçre bankalarından sızdırılan bazı belgelere (Swissleaks) göre aynı zat, devletin eski görevlisi olmasından ötürü HSBC bankasına sunduğu beyanında, Philip Morris (L&M), Mitsubishi, Coca Cola gibi firmaların Suriye’deki temsilcisi olduğunu söylemişti. (Gerçi Philip Morris, yaptığı tahkikat sonucu böyle bir temsilcisinin olmadığını belirtmişti.)

Hafız Esad’ın kudretli eşi Enise Hanım’ın yeğeni Mahluf’un, 2012 yılı itibarıyla 5 milyar dolarlık net servetiyle Suriye’nin en zengin adamı olduğuna inanılıyordu.

Hafız Esad’ın oğlu Basil’in 1994’te ölümünün ardından Enise Mahluf, en küçük oğlu ve Suriyeli bir general olan Mahir Esad’ı kocasının olası halefi olarak tercih etti. Ancak evdeki hesap tutmadı; Mahir’in yerine Beşar Esad Londra’dan döndü, orduya katıldı ve 2000 yılında Suriye Devlet Başkanı oldu.

Hükümetin etkili üyelerinden biri olan Enise Mahluf, Suriye İç Savaşı sırasında Beşar Esad’ın düzenli olarak danıştığı birkaç kişiden biriydi. Devam eden iç savaş sırasında Suriyeli protestoculara ve isyancılara yönelik ağır bir askerî baskıyı savunduğuna inanılıyor.

The Economist dergisinin Esad ailesi ve Baas hükümeti nezdinde “zorlu bir figür” olarak tanımladığı Enise Mahluf, 6 Şubat 2016 tarihinde açıklanmayan bir nedenle Şam’da hayatını kaybetti.

2012 yılında Mahluf ve Esad ailesinin diğer üyeleri, ülkedeki iç savaş ve Suriye hükümetinin protestoculara yönelik saldırıları nedeniyle Avrupa Birliği tarafından yaptırıma tâbi tutulmuştu. AB yaptırımları arasında seyahat yasağı ve malvarlığının dondurulması da yer alıyordu.

Mahluf ailesinin iktidarla ilişkisi, baba Muhammed ve oğlu Rami ile sınırlı değildi. Söz gelimi ailenin yakın akrabası Adnan Mahluf, Hafız Esad’ın Cumhurbaşkanlık Muhafız Alayı komutanıydı. Adnan’ın oğlu Haldun turizm sektöründeydi ve bilhassa Halep ile Şam’da lüks oteller zincirinin sahibiydi. Kendisine bağlı şirketleri ve başka firmalarla ortaklıkları da bulunuyordu.

Enise Hanım’ın amcaoğlu Mahluf Mahluf ise 20 yıl boyunca Tarım Bakanlığına bağlı tavukçuluk tesislerinin baş sorumlusuydu. Hakkında pek çok yolsuzluk söylentisi çıkmıştı.

Rami Mahluf’un ticari hegemonyası

Beşar Esad, babasının tahtına oturunca dünürünün iktidarı sayesinde Suriye’nin en zengin ailesi hâline gelen Mahluf ailesinin veliahtı da Rami Mahluf oldu.

1969 doğumlu, hırslı ve ihtiraslı bir dolar milyoneri (sonradan milyarderi) olan Rami, Devlet Başkanı Beşar’ın dayısının oğluydu. Suriye’nin en büyük ekonomi ve mali gücünü tekeline alan Rami, aynı zamanda ülke çapındaki biricik iletişim kuruluşu sayılan Syriatell şirketinin de kralıydı.

AB, 2011 yılında Esad rejimini “finanse ettiği” gerekçesiyle Rami Mahluf'a yaptırım uygulamıştı | AFP

İngiltere merkezli Financial Times, şirketlerinin faaliyet gösterdiği alanları şöyle sıralıyor:

“Çokboyutlu ve çeşitli ticari çıkarlarına istinaden telsiz ve telli iletişim araçları, petrol, doğalgaz, inşaat, bankacılık hizmetleri, uçak firmaları, emlak-gayrimenkul alım satımı, Lübnan sınırındaki serbest ticaret bölgesi işletmeleri, genel anlamda serbest bölge alanları.”

2008 yılında toplam serveti yaklaşık 6 milyar dolardı. Uzmanlara bakılırsa belirtilen alanlarda tekel kuran Rami Mahluf’un izni ve onayı olmadan yerli veya yabancı hiçbir şirket Suriye’de ticari faaliyette bulunamıyordu. Küresel ölçekte küçük çaplı tekelci sermaye sahipleri arasında sayılan Mahluf ailesi, Esad iktidarı sayesinde 1990’ların başında Hafız Esad’ın önünü açtığı özelleştirme furyası sürecinde aslan payını kapmıştı.

Hafız Esad, yürüttüğü iç ve dış politikaya karışmaması şartıyla Mahluf ailesini deyim yerindeyse maddi bakımdan ihya etti. Aile sermayesinin veliahtı sayılan Rami ile kardeşleri, her türlü gümrük vergi ve harcından muaf tutuldu. Bu imtiyazı nimet sayıp faaliyet gösterdiği alanlarda yeri geldikçe şantaja da başvuran Rami’nin yaptıklarından birkaç örnek verelim:

  • Mercedes şirketinin Suriye’deki acenteliğini almayı aklına koyan Rami Mahluf, siyasi-ticari bürokrasideki nüfuzu sonucu Mercedeslerin yedek parçalarının Suriye’ye girişini yasaklatmayı başardı. Şantaja boyun eğmek zorunda kalan üretici firma, arabalarının acenteliğini Rami Mahluf’un şirketine vermeyi taahhüt etti. Böylelikle yedek parçalara konulan yasak kanuni yollarla kaldırılmış oldu.
  • Suriye genelinde ve bilhassa Şam’daki lüks seyahat araçlarıyla turistik tesisleri elinde tutan büyük bir firmanın da sahibidir Rami Mahluf. Bu alandaki yatırımların (restoranlar, turistik konutlar, tesisler vs) çoğu kendisine aittir.
  • Suriye Havayolları gibi kamu şirketindeki hisselerine ilaveten Lulu (İnci) isimli özel bir havayolu şirketi kurarak, gereken uçuş izinlerini koparmıştı.
  • Suriye bankacılık sektöründeki yatırımların önemli bir kısmı Rami Mahluf’a aittir. Suriye Byblos Bankası (Biyblos Bank Syria S.A., Uluslararası Suriye İslam Bankası, Al Baraka, Katar Uluslararası Bankası, Ürdün Bankası, Şam Bankası bunlar arasındadır.
  • Lüks emlak ve park-bahçelerle iştigal eden iki büyük şirketi bulunmaktadır. Ayrıca sigorta ve mali hizmetlerle ilgili firmalara da sahiptir. Ülkenin petrol ve doğalgaz işletmelerini bir İngiliz firmasıyla ortak yönetmekteydi.
  • Medya alanında El Vatan, Ninar TV, Dünya TV kanalına sahipti ve bunun için Promedia isimli bir şirket kurmuştu. Özel bir kuruluş olan International School of Choueifat aracılığıyla eğitim alanına girmişti.
  • El Arabi El Cedid isimli gazetenin ulaştığı belgeler, Mahluf imparatorluğunun sadece Suriye ve Avrupa’daki şirketlerle iş tutmadığını aynı zamanda denizaşırı ülkelerde de kayıtdışı birtakım faaliyetlerde bulunduğunu gösteriyor. Offshore faaliyetleri kapsamında İngiltere’ye bağlı Virjin Adalarında beş ayrı şirketi bulunuyor.
  • Kendi şirketlerinin dünyaya açılan yüzünde vitrinlik iş dünyası şahsiyetleriyle ortak işler yaptığını; Mahluf ailesiyle iş tutanlardan birinin de Freddy Zinger (Freddie Singer veya Fredy) isimli İsrailli iş insanı olduğunu kaydetmek gerekiyor.
  • Nitekim Panama belgelerinde ortaya çıktığı gibi Mahluf’a bağlı şirketlerin ünlü para aklayıcılarına (Jose Jaime Melendez ve Lizet Morina gibi) kadar ulaşabildiği de görülüyor.

Beşar Esad-Rami Mahluf kapışması

1749’dan beri yaptığı süreli yayınlarla rekor kıran Danimarka-Kopenhag merkezli ve liberal eğilimli Berlingske gazetesi, 12 Mayıs 2020 tarihli nüshasında “Suriye’yi mafya gibi yöneten Esad ailesi arasındaki servet kavgası” başlıklı bir yazı yayımladı. Yazıdan alıntılayıp yorumlayan ise Washington’da yaşayan Lübnan kökenli yazar ve gazeteci Joe Macaron oldu. Özetini birlikte okuyalım:

“Bundan 22 yıl önce Muhammed Mahluf ile Beşar Esad, Lübnan sermayesinin güçlü isimlerinden eski Başbakan Refik Hariri’nin bulaştığı yolsuzlukları şantaj olarak kullanıp yeni bir nüfuz ve etki alanına kavuştular. Maksat, Beşar’ın Şam’daki yönetim kademelerinde hızla yükselmesinin yolunu açmaktı. Nitekim de öyle oldu.

Aynı şantaj kozunu, bu sefer başkanlık koltuğuna kurulan Beşar Esad, Mahluf ailesine karşı kullanıyor. Başkan Esad iktidara geldiğinde babası zamanında annesi Enise Hanım’ın kudreti sayesinde imtiyazlar elde etmiş belli çevrelerin, bilhassa dayı tarafı Mahluf ailesinin millî servetin dağılımındaki denklemini kendi lehine bozduğunu fark etti.

Denklemde kaybeden diğer taraf ise Sünni inançlı Tlass ailesi (ki ailenin bilinen temsilcisi dönemin Savunma Bakanı Mustafa Tlass idi) ve benzerleriydi. Beşar, iktidarını sağlama almak için anne tarafından nüfuzlu ailelerden kurtulma yoluna gitti.

Rusya’nın 2018 yılındaki tavsiyesiyle, o vakte kadar ticari açıdan tekelcilik peşinde koşan güçlü aileleri devre dışı bırakmak suretiyle millî gelir dağılımını yeniden düzenlemeye çalıştı. Rejimin çarkına sıkı sıkıya sarılmış yeni bir zengin ticari seçkin tabaka ve zümrenin yolunu açtı. İlk adımda Körfez’deki Arap ülkeleriyle Rusya’nın mali yatırımlarına alan yaratmaya uygun ticari kanunlar çıkardı.

O tarihteki muhtemel Rusya-Amerika anlaşması çerçevesinde Esad ailesi ile sadık taraftarları, Moskova’daki 'Büyük Patron'dan gerekli izni alma yolunda itibar (akredite) belgeleri sunmak için sıraya girdiler.

Beşar’ın kardeşi General Mahir Esad, müttefiki bazı İranlılarla Bukemal (Suriye-Irak) sınır kapılarındaki kaçak malların haracını almaya başladı. Aynı şey Ürdün-Suriye sınır kapısı için de geçerliydi.

Beşar Esad ise aynı sırada Şam’daki tekelci sermaye sahiplerinin peşine düştü. Rusya, aileler arası kavgayı fırsat bilerek Savunma Bakanı Mustafa Tlass’ın temsil ettiği Tlass ailesinin sermaye grubunun (başında Menaf Tlass’ın bulunduğu şirketler grubu) önünü açtı.

Aynı zamanda Rusya Mahluf ailesinin inşaat firmalarının başkent Moskova’da gökdelenler dikmesine de izin verdi. Mahluf ailesinin veliahdı sayılan Rami’nin mali-ekonomik gücünün budanması için Esad yönetimini teşvik etti. Çünkü onun büyümesi, Esad iktidarına faydadan çok zarar veriyordu…”

Beşar Esad ve Rami kılıçlarını çektiler

Sıkıştırılan Rami Mahluf ilk aşamada sadece kendisinin değil, eşi ve çocuklarının da mal ve mülklerine el konulduğuna ilişkin haberleri yabancı basına sızdırdı. Suriye Maliye Bakanlığı haberi yalanladı. Her iki hadise de Şam yönetiminde sarsıntı yarattı. Hesaplaşma salt mali-ekonomik alanla sınırlı kalmadı; siyaset, iktisat, güvenlik ve ailevi zemine yansıdı.

Böylesi bir kriz ortamında 9 yıldan beri sürmekte olan iç savaşın yol açtığı çokboyutlu kriz neticesinde Esad yönetimi, yeni bir askerî hamle yaparak daha önce kaybettiği toprakların bir kısmını geri aldı. Bu ikinci aşamada rejim, daha önce kendisinden sayılan sermaye kesimleri ve savaş vurguncularının fırsattan istifade servetlerine servet katmaları üzerine onlarla hesaplaşma yoluna gitti. Öncelikle ülkenin iç ve dış istihkaklarında kesinti yapıp bütçeye aktardı.

Özellikle süper zengin Mahluf ailesini mali ve ticari açıdan adeta budamaya başladı. Ailenin servetine el koydu. İyice zayıflatıp dışlanmalarına yol açtı. Rami Mahluf, 11 Mayıs 2020 tarihinde elde edilen ses kaydında toplam 234 milyar Suriye lirasına (yaklaşık 180 milyon dolar) el konulması nedeniyle Esad rejimini ve emniyet güçlerini suçladı.

Mahluf’un Suriye’deki iş ve siyaset dünyasındaki son görüntüsü 2011 yılında kaydedilmişti. Sahneden çekilmeye mecbur edilince ABD merkezli The New York Times gazetesine konuştu. O tarihlerde sivil itaatsizlik babından kitlesel protestolar vardı; henüz iç savaş yoktu. Mahluf söyleşisinde “Esad rejiminin çöküşünün çevre ülkelerde ve bilhassa İsrail’de büyük yansımasının olabileceğini” söyledi.

2011-2020 yılları arasında Mahluf’un siyasi, ekonomik ve mali gücü azalmış, sermaye seçkinlerindeki yeri marjinal kalmıştı. Hayırseverlik gibi sosyal faaliyetlere yoğunlaşan Mahluf, sivil protestoların ilk dönemlerinde Suriye rejimini destekliyor, emniyet ve askerî kuvvetlere mali yardımlarda bulunuyordu. Dışlandıktan sonra ise rejimi üstü kapalı olarak tehdit etmeye başladı.

İlk adımda tekeline aldığı telekom şirketi Syriatell’den vazgeçmek zorunda kaldı. Bu firmaya el konulmasında Beşar Esad’ın eşi Esma Hanım'ın da parmağı olduğu söyleniyordu. Suriyeli muhalif Bessam Yusuf, “Esas meselenin Syritell olmadığını; bu firmaya el koymanın Mahluf imparatorluğuna yönelik mali-siyasi operasyonun zirvesi olduğunu, başka sektörlerde de iktidarın zorla aldığı milyarlarca dolar olduğunu” ileri sürdü. Yusuf’a göre, “O tarihte rejim fazla ileri gidip tekelleşen akraba şirketlerine operasyon yapıp hacimlerini küçülterek, iktidara daha sadık kalan yeni sermaye sahiplerinin önünü açmayı amaçlıyordu.

Bu noktada Suriye İletişim ve Kültür Bakanlığı ile mağdur konumundaki Rami Mahluf arasında sosyal medya üzerinde söz düellosu yaşandı. Bakanlık iddiasına bakılırsa Mahluf, millî hazineyi dolandırma girişiminde bulunmuştu.

Kriz dönemlerinde ve bilhassa çatışma hâllerinde yolsuzlukların artması, ahlakın bozulması ve toplumun yozlaşmasına bağlı olarak sermayedarlar ve savaş vurguncuları hiçbir kaide kural tanımaz; güçlünün yanında yer alırlar. Bu da onları ya uçuruma ya da küresel piyasanın sömürü cennetine götürür.

Ölümcül hayat kumarlarının oynandığı yukarıdaki hikaye, sadece Mahluf ve Esad ailelerine mahsus değildir, olamaz. Küresel ölçekte sayısız örnekleri, benzerleri bulunmaktadır.

Ders alınması umuduyla...

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

YAZARLAR

Faik Bulut

Araştırmacı gazeteci, yazar

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR