Eski dünya ölüyor, şimdi canavarların zamanı: 2026'da dünya siyaseti ne yöne gidiyor?

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Küresel kapitalist sistemin düzenli bir şekilde işlemesini sağlamak için Breton Woods Konferansı sonucunda kurulan Dünya Bankası ve IMF’nin kuruluş yıldönümü için hazırlanan raporda ana metin İtalyan Marxist Antonio Gramsci’den bir alıntıyla başlıyor. İçinden geçtiğimiz dönemin çelişkilerle dolu niteliğinin bir yansıması sanki. “Gelecekle yüzleşmek: Sarsıntının üstesinden gelmek, güven oluşturmak” (Facing up to the Future: Navigating Disruption, Building Trust) raporunun yazarlarının atıfta bulunduğu söz şu:
“Eski dünya ölüyor, yeni dünya doğmak için çabalıyor. Şimdi canavarların zamanı."
Daha bizden bir deyimle tanımlamak istersek dünya sanki sırat köprüsünden geçiyor. Uluslararası düzende kurallar yıkılıyor, yerleşik kalıplar bir kenara itiliyor, belirsizlikler artıyor, güç mücadelesi sertleşiyor ve topyekun savaş ihtimali geçmişe göre daha güçlü şekilde kendisini hissettiriyor.
Eski dünyanın yapısını yıkan hamlelerin çoğu da bu yapıyı kuran ve yakın zamana kadar da kurallarının ve kurumlarının bekçisi olan kurucu devlet ABD’nin başkanı tarafından gerçekleştiriliyor. Uzun zamandan beri göreli olarak zayıflayan Batı hegemonyasının yerine neyin geçeceği tartışması sürerken, Batı’nın bugün ne anlama geldiği kurucu unsurları Avrupa ile ABD arasında giderek açılan ideolojik ve stratejik mesafe nedeniyle muğlaklaşıyor.
2. Dünya Savaşı sonrasında, o felaketten çıkarılan derslerin ilhamıyla kurgulanan liberal düzenin, her zaman sadakatle uygulanmayan ilkeleri ihlal edilirken, otoriter siyasetin yükselişi, dar milliyetçilik ve vatandaşlık anlayışının yaygınlaşması demokrasileri içeriden vuruyor. Ne var ki bu yönelimin de bir sonucu olarak devlet şiddeti her yerde artar, yabancı düşmanlığı büyür, nesiller ve cinsiyetler arası mücadele kızışırken bu gidişata karşı direnişler de tarihin akışına damga vuruyor.
Sırat köprüsünün öteki tarafında insanlığı neyin beklediği tam netleşemese bile gücün yeniden dağılacağı, Asya’nın yükselişinin süreceği, şiddetin anlaşmazlıkların çözümünde kurallar ya da diplomasiden daha fazla öne çıktığı bir yeni dünya düzeninin sureti belirginleşiyor. Bunun yanı sıra sivil toplumun gerilediği, devlet dışı örgütlere yönelik baskının arttığı, çok taraflı kuruluşların etki alanının daraldığı bir döneme de giriliyor. Bu çalkantıda devletlerin kendi kırılganlıklarını ne ölçüde maharetle yönetmeyi başaracakları onların yeni güç dağılımındaki yerini de belirleyecek.
Batı ittifakında derinleşen çatlak
Donald Trump, ikinci kez ABD başkanı olduktan sonra hem ülkenin içinde hem de dış politikada bazı yorumcularla devrimci sayılacak adımlar attı. Dış politikada ilk hamlesi gümrük vergisi savaşı ilan etmesiydi. Her ne kadar bu konuda pek çok kez geri adım atmak zorunda kaldıysa ve özellikle Çin karşısında geri adım atmak zorunda kaldıysa da korumacılığı meşrulaştırdı. Bunun ötesinde tutarsızlıkları nedeniyle ABD’yi güvenilmez bir ülke hâline getirdiği için Çin ile ABD arasında kalan ülkelerin denge politikasına daha fazla dikkat etmelerine yol açtı.
- Bundan da önemlisi 2026 yılında daha belirgin hâle gelecek şekilde ticaret ilişkilerinin farklılaşmasına, dünya ticaretinin ABD’yi tedricen dışlayacak şekilde yeniden yapılanması için gerekli şartları da oluşturdu.
Trump yönetimin yıl sonunda açıkladığı, Avrupa Birliği’ne yarı örtülü savaş açan, Çin ve Rusya’yı sakınan, Latin Amerika’yı 19. yüzyılın başlarındaki gibi yalnızca ABD’nin at koşturabileceği bir alan hâline getirme hedefini öne çıkaran Ulusal Güvenlik Stratejisi, Batı ittifakını ancak Avrupa “Batı”nın tanımında liberal değerleri bir kenara atarsa önemseyeceğini de kayda geçirdi. Bunun yanı sıra ABD’nin çoktaraflı uluslararası kuruluşlara yönelik hasmane tutumunun süreceğini de tekrarladı.
Batı ittifakındaki derinleşen çatlak en çok Şubat ayında dördüncü yılını dolduracak Ukrayna savaşının gidişatını etkileyecek. Yılın son haftalarında gündeme getirilen ve Trump’ın damadı Kushner ile özel temsilcisi Witkoff’un hazırladıkları, skandal denilecek ölçüde Rusya’nın çıkarlarına uygun olarak hazırlanmış barış planından bir sonuç çıkmadı. Amerikan tarafının açıkça Rusya yanlısı gözüken tutumu, Avrupalıların Ulusal Güvenlik Strateji belgesi ışığında ABD’ye güvenemeyeceklerini iyice anlamaları ve Ukrayna’yı Rusya’ya kurban etmeme kararını vermeleri neticesinde yıl Ukrayna krizi çözülmeden sona eriyor. Vladimir Putin’in Ukrayna’dan her istediğini almadan bir anlaşmaya razı olmayacağının anlaşılması savaşın beşinci yılına gireceğini gösteriyor.
Taviz olarak NATO üyeliği hedefinden feragat ettiğini söyleyen Ukrayna’nın asker kaçağı sorunu derinleşirken Avrupa ülkelerinden aldığı malzemeleri Rusya içlerinde kullanma izni nedeniyle hasmına daha fazla zarar verebiliyor. Bu durumda iki taraf da barışa hazır olmadıklarından Ukrayna’da çatışmalar devam edecek. Savaşın maliyetini neredeyse tümüyle yüklenen, ABD’den silah satın alarak Ukrayna’ya gönderen ve AB adına 90 milyar euro’luk kredi alıp Kiev’e destek veren Avrupalıların en büyük korkusu, Trump’ın kızarak istihbarat paylaşımını durdurması. Bu sürdüğü takdirde, sıkılaşan yaptırımların da etkisiyle, eğer Ukrayna savunması çökmezse Rusya açısından savaşın maliyeti giderek daha fazla yükselecek gibi duruyor.
- Amerikan Kongresi’nden geçen Ulusal Savunma Bütçesi, Rusya’ya yürütmeye göre çok daha hasmane bakan yasama organının Ukrayna savunmasına desteği sürdüreceğine işaret ediyor.
Avrupalılar ise kendilerine yönelik hibrit savaş uygulayan, hava sahalarını ihlal eden Rusya’ya karşı giderek daha sert tedbirler almaya yöneliyorlar. Özellikle Baltık ülkeleri ve Polonya, giderek tutumu sertleşen Almanya ile birlikte bu yönelimin başını çekiyor.
Ortadoğu'nun geleceği
Trump’ın Nobel Barış Ödülü'nü alma gayreti dünyadaki pek çok çatışmaya müdahil olması sonucunu getirdi. Bunlardan en önemlisi Gazze’ye yönelik savaşı durdurmasıydı. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun yılın başındaki ateşkes planını ihlal etmesine ses çıkarmayan Trump nihayet, İran’ın da bombalanmasının ardından sert bir tavır koyarak üç aşamalı 20 maddelik yeni ateşkes planını taraflara dayattı. Planın ilk aşaması yani İsrail’in bombardımanı durdurması karşılığında Hamas’ın elindeki tüm canlı ve ölü rehineleri teslim etmesi (bir ölü rehinenin naaşı dışında) tamamlanmasıyla ve İsrail’in Gazze’nin yüzde 53’ünü kontrolünde tutmasıyla bitti.
- İsrail Genelkurmay Başkanı bu alanın yeni sınır olduğunu söylerken, İsrail her fırsatta Gazze’yi bombalamayı sürdürdü. Hamas ateşkesten de yararlanarak tüm silahlı hasımlarını yok eder ve Gazze’de hakimiyetini yeniden yerleştirirken, uluslararası istikrar gücünün kurulabileceğine dair ümitler de, Doha’da yapılan son zirveden de bir sonuç alınamaması nedeniyle giderek zayıflıyor.
Batı Şeria’da yerleşimci şiddetini önlemeyen İsrail’in Gazze’de kontrol ettiği bölgeden çıkmaya nasıl niyeti yoksa Hamas’ın da kolay kolay silah bırakmaya niyeti yok. Bu durumda planın ikinci safhasına geçmek imkansız değilse de hayli zor gözüküyor.
Bu arada Aralık ortalarında yayımlanan bir plan damat Kushner ve benzerlerinin Gazze’yi bir postmodern tatil beldesine çevirme heveslerinden vazgeçmediklerini gösteriyor. Bu emlak planının, alandaki patlamaya hazır şiddet dengesini bozup, Gazze’nin yeniden inşasına yol açması bugünkü şartlarda mümkün gözükmüyor. Buna karşılık en geç Ekim ayında seçime gitmesi gereken İsrail’in ya da sıkıntıdaki Hamas’ın daha düşük yoğunlukta da olsa savaşı yeniden başlatmaları ihtimali var.
Suriye’nin istikrarlı geleceğine bir hayli yatırım yapan Trump, İsrail’in bu ülkedeki ve Lübnan’daki yayılmacı ve saldırgan tutumunu hayli sert bir dille eleştirdi. Lübnan’da Hizbullah’ın silah bırakması, İsrail’in ülkenin güneyindeki askerî varlığı nedeniyle örgüt direndiği için gerçekleşemiyor. Bu gerçekleşmeden de, Beyrut’ta dünyadaki ikinci en büyük sefaret yerleşkesini inşa eden ABD’nin Lübnan için öngördüğü reformların yapılması ve ülkeye yatırım gelmesi mümkün değil.
Yıl sona ererken Lübnan hükümeti İsrail ile yapılan ateşkesin gereği olarak, güney Lübnan’da Litani nehrine kadar olan alanda Hizbullah’ın silahlarını teslim edeceğini açıkladı. Daha sonraki aşamalarda Beyrut ve Bekaa vadisinde de örgütün silah bırakması gerekecek. Bu durumda Hizbullah ile İsrail arasında yeni çatışmalar yaşanmadan İsrail birlikleri de işgal ettikleri yerlerden çıkarlar.
Suriye’de ise Aleviler, Dürziler ve Kürtlerin merkezi yönetime güvenmemeleri, eş-Şara yönetiminin orduya da aldığı aşırı Cihatçıları kontrol edememesi, IŞİD’in yeniden palazlanmaya başlaması ülkenin istikrarı açısından soru işaretleri doğuruyor. Bazı gözlemcilere göre Suriye’de iç savaşın yeniden başlaması ihtimali çok zayıf değil. Ancak Trump’tan ve yalnızca Batı dünyası değil Rusya ve bir ölçüde Çin’den de tam destek alan eş-Şara yönetiminin savaşı engelleyebileceğine inanılıyor.
7 Ekim’deki Hamas saldırısı ardından İsrail’in Hamas’tan başlayarak İran’ın güvenlik kordonunu tahrip etmesi, Tahran’ı bu savaşın en büyük kaybedeni hâline getirmişti. Önde gelen komutanlarını ya da müttefiklerini Tahran’da bile koruyamayan, hava sahası tamamen İsrail kontrolüne geçen, kendisine yönelik saldırılara adamakıllı mukabele edemeyen İslam Cumhuriyeti ayrıca İsrail’in kendisine saldırdığı 12 gün savaşının sonunda ABD’nin de Firdovs nükleer tesisini ağır bombardıman uçaklarıyla bombalamasını engelleyememişti.
Suriye’den tamamen uzak tutulan, Hizbullah’a yeterince yardımda bulunamayan, saldırıya uğradığında güya dostu olan Rusya ve Çin’den destek bulamayan İran şimdi yaralarını sarmakla meşgul. Devrim Muhafızları da kaybedilen zemini hiç değilse bir oranda geri almaya çalışıyor. İsrail bu hesabın tam görülmediğine inandığı için Trump yönetimini saldırıya ikna etmek istiyor. Genel olarak tüm gözlemciler 2026 yılında İran’a yönelik bir saldırı ihtimalini güçlü görüyorlar.
Çin ile değişen dengeler
Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesinde Çin ve Rusya’yı hasım olarak betimlemediği ve özellikle Pekin’i yalnızca ekonomik ilişkiler üzerinden analiz ettiği ve Tayvan meselesine değinmediği için eleştirilen Trump yönetimi, yılın son ayında Tayvan’a yüklü bir silah satışı yapma kararı aldı. 11 milyar dolarlık pakette olası bir Çin işgaline karşı savunmayı güçlendirecek silahlar ağırlıklı olarak yer alıyor.
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in 2027 yılında Tayvan’ı anavatan ile “birleştirmek” arzusunda olduğu biliniyor. Çin sık sık bu ülkeye yönelik abluka hareketlerine de girişiyor. Çin’le tarihsel olarak hasmane ilişkisi olan Japonya’nın yeni başbakanı Sanae Takaiçi’nin Tayvan’a saldırı olması hâlinde Tokyo’nun yardıma koşacağını söylemesi, Pekin’de ciddi bir tepki yarattı. Japon başbakanı ölümle tehdit edildi. Bu kriz sırasında Trump yönetimi Japonya’yı sert sayılacak şekilde uyarmıştı.
- Bu bağlamda silah satışı paketi ABD güvenlik politikalarının Trump’a rağmen radikal şekilde değişmediğini gösteriyor. Tayvan meselesi Çin yönetiminin alacağı tavra göre dünyadaki en ciddi savaş sebebi olabilecek sorun özelliğini koruyor. Asya’da ayrıca Tayland-Kamboçya, Hindistan-Pakistan arasında şimdilik yatışmış gözüken çatışmaların canlanma ihtimali var.
Yeni çatışma alanı: Latin Amerika
Trump yönetimi, Latin Amerika’yı 1 numaralı stratejik alanı ilan etti. Uyuşturucu kaçakçılığından mahkum olmuş Honduras’ın eski cumhurbaşkanını affeden Trump uyuşturucu gönderdiği bahanesiyle Venezuela'ya yönelik abluka uygulamaya başladı ve ciddi bir deniz kuvvetini ülkenin kıyılarına yığdı.
İlk döneminde Venezuela başkanı Maduro’yu devirmeye çalışan ancak başarılı olamayan Trump bu kez, Kongre’nin ve uluslararası hukuk uzmanlarının gayrimeşru bulduğu bir yöntemle balıkçı teknelerini vuruyor. Bombalanmış bir teknede sağ kalanların bombalandığının anlaşılmasıyla savaş suçu sorgulaması da kamuoyunda başladı.
Venezuela’nın seçilmesinin pek çok nedeni var. Maduro yönetimi Küba, Çin ve Rusya’dan destek görüyor. ABD ise Batı yarıkürede başka büyük güçlerin etkili olmasını istemiyor. Bu nedenle Trump, Panama Kanalı’nı geri almak istediğini bile söylemiş oradaki Çin şirketlerinin kontrol altında tutulmasını sağlamıştı. Muhtemelen Venezuela’da orduyu bölmeye ve Maduro’ya karşı darbe yapmaya ikna etmeye çalışıyor. Bunda başarısız olduğu takdirde bir kara harekatı emri verip vermeyeceği belirsiz. Bu ihtimal güçlü gözükmüyor.
Son olarak dünyadaki en büyük insani felaketin yaşandığı Sudan’a bakmak gerekir. Daha önceki iç savaşında 400 bin kişinin soykırıma maruz kaldığı bu ülkede yeni iç savaş şimdiden 150 binin üzerinde can aldı. Daha önceki Darfur soykırımında savaşmış Janjavid gerillalarının uzantısı olan muhalif grupları Birleşik Arap Emirlikleri destekliyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
YAZARLAR
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.






