
Geçtiğimiz aylarda kendimi sıklıkla “Anneliğe alıştım ama ev içi sorumluluklara alışamadım” derken buldum. Bu sorumlulukların paylaşılır olduğu bir dünyada bile ev, evin düzeni, buzdolabında neyin olduğu/neyin bittiği, daha kadınlara ait bir alan. Tek başıma yaşarken bir şekilde “skip” ettiğimi fark ettiğim bu sorumluluklar, “Çocuk akşama ne yiyecek?” sorusunun cevabını vermekle yükümlü olduğum mevcut hayatımda artık skip edilemiyor.
Eğer evimi sürekli düzenli tutmaya çalışsaydım, yazı yazmak da dahil başka hiçbir şey yapamazdım. Sıkıcı olduğu kadar sonsuz, sonsuz olduğu kadar karşılıksız ev işlerinden çocukluğumdan beri nefret ediyorum. Türkiye’deki çoğu çocuk gibi haftada beş gün elektrik süpürgesinin çalıştığı bir evde büyüdüm, tam da bu sebeple süpürge sesini duyunca hâlâ kapıyı kapatıp çıkmak isterim. Eskiden bu kaçma hâli, karar sürecine dahil olmadığım bir temizlik çılgınlığıyla annemi baş başa bıraktığım için bir de suçluluk hissiyle katmerleniyordu. Bugünlerdeyse, mevcut hayatımda anlamlı gördüğüm herhangi başarıya giden zamanı yaratmanın yolunun ev işlerini mümkün olduğunca az (“bare minimum”) yapmaktan geçtiğini biliyorum.
Son zamanlarda adını daha sık duyar olduğum bir kelimeyse “ev işi adaletsizliği” diye Türkçeleştireceğim “housework gap.” Tahmin edeceğiniz gibi bu iki kelime sistemin görünmez kıldığı, çok zaman alan ve sürekli tekrarlanması gereken bu işler bütününün bir ayrımcılık formu olarak her zaman kadınların işi gibi görülmesini anlatıyor. Diğer yandan Tiktok’ta “tradwife” (“geleneksel ev kadını”) “homesteading” (sebze, meyve ve gıda da dahil eve tüketilen her şeyi yine evde üretmek, bu insanların tavuğu var) gibi trendlerin yükselişi biraz kafa karıştırıcı. Tradwife videolarında, zaten zengin kadınlar, manikürlü tırnakları ve pahalı, yeni kıyafetleriyle saçmalık derecesinde zaman alan görevleri hedefleyip tamamlarken (örneğin: evde cornflakes yapmak); homesteading belki dünyanın her yerinde yükselen gıda fiyatları ve iklim-gıda geleceğimizin belirsizliğiyle açıklanabilir.
Bu haftanın bülteni, ev içi emek üzerine düşünen kadın sanatçı ve düşünürlerin işleri, bir Wim Wenders cameosu ve TÜBİTAK destekli bir araştırmayla maaşlı olması gereken bir işi bedava yaptığımızı hatırlatıp bulaşıklara karışmıyor.

1
'Bakım Manifestosu' (1969)
Mierle Ladermen Ukeles
ABD’li sanatçı Mierle Ladermen Ukeles’in “Devrimden sonraki Pazartesi sabahı çöpleri kim toplayacak?” sözleriyle aklıma kazınan Bakım Manifestosu, 1969’da dört sayfalık bir rehberle başlayıp çok sayıda sergi ve performansa dönüştü. Ukeles’in kendisi anne olduktan sonra, sanatçı kimliğiyle emeğinin değerli, anne kimliğiyle tamamladığı uzun görevler listesiyle değersiz diye ayrılmasını sorgulamasıyla ortaya çıkan bakım performanslarında sanatçı kimi zaman günlük işlerini müzede yaptı, kimi zamansa müzelere bakım veren emekçilerin eylemlerini—örneğin eserlerin tozunu alıp merdivenleri yıkamayı—tekrarladı. Ukeles aynı zamanda 70’lerden bu yana New York’taki sokak temizliği, çöp ve geri dönüşüm toplamadan sorumlu DSNY'de misafir sanatçı. (Çalışmalarını hevesle takip ettiğim sanatçı ve akademisyen Eda Çekil’in son sergisi “Bakım Haritası” da Ukeles’in manifestosuna atıfta bulunarak ev içi emek konusuna odaklanıyordu.)
2
'İşçi Sınıfı Perspektifinden Ev İşinin Eskimeye Yüz Tutması' (1981)
Angela Davis
Birkaç ay önce aktivist ve düşünür Angela Davis’in Kadınlar, Irk ve Sınıf kitabını bir workshop hazırlarken okuduğumda, en çok etkilendiğim noktalardan biri Davis’in ev işi ve ev kadınlığını tarihsellik bağlamından çıkarması oldu. Kendisinden bir kuşak önceki bir başka sendikacı, Barbara Wertheimer’ın araştırmasını kullanan Davis, bizim aklımızdaki her şeyi dört dörtlük yapan, evi ışıldayan ev kadının en fazla yüzyıllık bir hikaye olduğunun altını çiziyor; “eskiden”, kadınlar gözlerini açık tutabildiği sürece ayakta kalır, kumaşa dönüşecek iplerden masadaki ekmek ve peynire her şeyi evde üretirken temizliğin mevsimde bir yapıldığını, ziyafet sofralarınınsa bayram seyran dışında zaten kurulmadığını dile getiriyordu. (Metnin tamamına buradan ulaşabilirsiniz.)
Ev işi de dahil, cinsiyetle ilgili tüm mücadelelerde beni en çok şaşırtan şey, konularımızın ne kadar yavaş ilerlediği. Aradan geçen yıllara rağmen hem Ukeles hem de Davis’in metinleri dün yazılmışçasına güncel. İster istemez geçtiğimiz haftalarda Instagram’da sıklıkla paylaşılan “AI yazı yazsın istemiyorum, AI ev işlerini yapsın ben yazıyı yazarım” post’unu düşünüyorum (+1.)

3
'Eve giderim, önce halıları süpürürüm. Ama sonra yemek nasıl yetişecek?'
Berlin Üzerindeki Gökyüzü (1987)
Wim Wenders
Berlin Duvarı yıkılmadan önce şehrin sokaklarında gezinip ölümlülerin düşüncelerini duyan iki melekten biri, çamaşırhanede Türkiyeli bir kadının yanına oturduğunda ev işlerinin yetişip yetişmeyeceğiyle ilgili kaygılarına kulak misafiri oluyordu. Ben sadece oturduğum yerden Wim Wenders’ın konuya ne derece hâkim olduğuna şaşırıyorum.

1 Ocak 1974, Hayat Dergisi. Ev Teknolojileri Arşivi.
4
Ev Teknolojileri Arşivi / 'Bu Ev İşlerini Kim Yapıyor Kuzum?' (2017-2024)
Bektaş, Karaosmanoğlu, Emgin et al.
TÜBİTAK destekli akademik bir çalışma olan “Ev Teknolojileri Arşivi”, 1930’lardan 2000’lerin sonuna Türkiye pazarına giren elektrikli ev aletleri (ve etraflarında gelişen pazarlama/reklam) ile değişen ihtiyaç ve algıların kıymetli bir kaydını tutuyor. Üniversite yıllarımda tanıştığım Esra Atalay Tuna aracılığıyla haberdar olduğum (Esra’nın araştırması süpürge üzerineydi) proje, daha sonra bir meyvesini de Mart ayında çıkan Bu Ev İşlerini Kim Yapıyor Kuzum? kitabıyla verdi. Akademisyenler Leyla Bektaş Ata, Defne Karaosmanoğlu ve Bahar Emgin’in kaleminden çıkan ve aynı dönemden medya içeriklerini inceleyen kitabın alt başlığı “asrileşmeden robotlaşmaya ev ve kadınlık tezahürleri.”
Kadın Olmayı Anımsama, Csilla Klenyánszki, 2018.
5
'Kadın Olmayı Anımsama' (2018)
Csilla Klenyánszki
Çalışmalarında anne-sanatçı rolleri arasındaki gerilim, kadının ev içindeki emeği ve kimlik temalarına odaklanan Macar sanatçı Csilla Klenyánszki, “Kadın Olmayı Anımsama” serisini "kadının geleneksel toplumdaki rolü üzerine kişisel bir araştırma" diye niteliyor. Sanatçı, ev işlerini görselleştirip somutlaştırırken, “kadın bedeniyle nesneler arasındaki sınırı kasıtlı olarak bulanıklaştırıyor” ve yine kasıtlı olarak sureti denklemden çıkarıyor. (Klenyánszki, 2017’de annelerin birbirlerinin çocuklarına da bakım vererek sanat pratiklerini devam ettirebildiği “Mothers in Art” misafir sanatçı programını da projelendirmişti.)
“Kadın Olmayı Anımsama,” izleyiciyi yara izi gibi bir soruyla baş başa bırakıyor: Kişinin kimliği nerede biter, vücudu ne zaman sadece işleyen, verimli bir nesneye dönüşür ve bunun tam tersi neye benzer?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş





