Ev Olabilen Okullar, Sınıflar, Öğretmenler...

Ezgi Öğretmenimizin gözünden öğretmenler günü!
Ev Olabilen Okullar, Sınıflar, Öğretmenler...

Görsel: Agent Pekka

İlkokul sıralarında, belki de daha erken yaşlarımızda büyüklerimizden duyduğumuz birtakım sorular vardır:

- Adın ne senin bakayım?

- Yaşın kaç?

- Kaçıncı sınıfa gidiyorsun?

- Büyüyünce ne olacaksın?

İki dakikada çetelemiz tutulmuştur. Tabii en manidarına gelecek olursak: 'Büyüyünce ne olacaksın?'

O arada düşünürsün… Acaba ne olsam ben ya? Biraz hayta tipliysen “dünyayı kurtaran adam” modunda küçücük yaşına bakmadan amcaları, teyzeleri şoke edersin:

'Filozof olacağım.'

Kimimiz de toplumda kulağımıza sıkça ilişen kült meslekleri bir çırpıda söyleriz: 'Öğretmen olacağım.'

Aile, Okul, Öğretmen Üçgeni…

Ailemizden sonra güvenli bağlanmayı hissettiğimiz ya da hissetmek istediğimiz ikinci yuvamız okulumuz, ikinci annemiz öğretmenlerimiz oluyor. Özellikle de sınıf öğretmenimiz. İlk defa uzunca bir vakit evden uzaklaşmanın getirdiği duygularla belki ağlak belki de sevincinden bütün dişlerini sergileyen çocuklar olarak okul sınırlarına giriş yapıyorduk. Ben, mesela, bütün duygu yükümü okulun bahçesine döken o ağlak öğrenciydim.

Kendimden epey büyük çantam ve içindeki bir dolu yükle okulun bahçesine gelmişiz. Ürkek, heyecanlı ve ağlak adımlarımla ip gibi dizilen arkadaşlarımın yanına bırakılmak için ailemle ilerliyoruz. Bir tören edası sayalım. Sonra ailem öğretmenime: “Eti sizin kemiği bizim,” diyerek beni orada, çocuk aklımla pek anlam veremediğim “et ve kemikle” bırakıyorlar. O anki acizliğime, saflığıma şu an tebessüm ediyorum.

Macera böyle başlayıp Öğretmenler Günü’nde başka bir hâl alırdı. Her yıl kasım ayına giriş yapıldığında öğretmenime en güzel hediyeyi alma hedefi ile ortalığı karıştırırdım. Çarşı didik didik edilirdi. Oturup yine ağlardım. Bana göre o muazzam hediye sonunda alınırdı. Sınıfta sıraya girerdik, öğretmenim hediyemi beğenecek mi diye gözlerinin içine dolu dolu bakardım. Beğenmesini ve sarılmasını öyle isterdim ki… Sonra bir dolu sevinçle sırama doğru ilerlerdim. Beğenmişti hediyemi! Onun gözünde ayrıydım — yani öyle olmak isterdim. Hep bana söz hakkı versin, teneffüslerde benimle sohbet etsin, düştüğümde beni kaldırsın, benimle oyun oynasın…

İşte bugün benim de böyle yüzlerce öğrencim oldu. Onların gözü, kulağı, kalbi oldum. Öyle hissediyorum. Düştüğünde kaldırdım, hediyesini verirken sımsıkı sarıldım, onlarla ip atladım, oyunlarına ortak oldum, sevinçlerini tattım, hüzünlerine kanat gerdim… Her birinin yerine kendimi koyuyorum. Bazen çekingen Ali, bazen heyecanlı Ayşe, bazen becerikli Elif oluyorum.

Öğretmen demek de bu değil mi? Onların gözünden dünyaya bakabilmek…

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

20'lik20'lik

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

🍲 Çorba! Dikkat Sıcak! 🥄

Öğretmenler günü, çorba haritası, görünmezlik

24 Kas 2022

gizem yıldırım

YAZARLAR

Ezgi Zora

Yazar - 20'lik

20'lik

20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.

İLGİLİ OKUMALAR