Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar?

Haftanın konuğu Mehmet Erduğan.
Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar?

Sevdiğimiz isimlere “içinde yaşamak istedikleri film ya da diziyi” sormaya devam ediyoruz. 49. konuğumuz Mehmet Erduğan.

Aposto ve Ters Ninja başta olmak üzere çeşitli sinema mecralarına harika içerikler hazırlayan sevgili Serkan Çellik, “en beğendiğim değil de atmosferiyle içinde yaşamak isteyebileceğim bir film ya da dizi” hakkında bir şeyler yazmamı istediğinde doğrusu bu anlamda kendimi hiçbir filmde tam olarak konumlandırmamış olduğumu fark ettim. Dolayısıyla bu açıdan bana bir düşünce kapısı araladığı için öncelikle ona teşekkür etmek isterim.

Bu konuda bir şeyler yazabilmek için bu zamana kadar izlediğim filmleri gözümün önüne getirdiğimde aklıma ilk anda; hayata çocuksu gözlerle bakan bir yönetmen olan Wes Anderson’ın renk paletleri, kostümleri, set tasarımı ve teknolojisi ile büyülü bir dünya yarattığı filmlerinden birinde ama özellikle de 1965 yılında küçük bir kasabada geçen hikâyesinde ilk aşk ve büyülü bir yazı anlattığı Moonrise Kingdom’a mesken olan New Penzance adlı o kurgusal adada veya yönetmenliğini Luca Guadagnino’nun yapmış olduğu Call Me By Your Name filminin çekildiği İtalya’nın Lombardiya bölgesinde, Cremona isimli bin kişinin altında bir nüfusa sahip sakin ve sevimli kasabanın yakınındaki Moscazzano’da, doğal ortamı, hayranlık uyandıran bahçesine yerleştirdiği karakterleri ve insana hem huzur veren hem de yer yer hüzünlendiren olay örgüsüyle aklımda yer edinen bir dünyaya mesken olan eski bir kalenin kalıntıları üzerine inşa edilmiş o 16’ncı yüzyıldan kalma, gerçekte Villa Albergoni olarak adlandırılan o evde ve büyüleyici yerleşkesinde ya da Jim Jarmusch’un tablo görünümündeki iç mekanlarla dünyanın değiştiğini ve havalı olmanın artık eskisi gibi olmadığını savunduğu, yirmi birinci yüzyılın başlarında ölmüş ya da ölmekte olan çeşitli şeylere de biraz nostaljiyle yaklaştığı Only Lovers Left Alive evreninde veyahut çok yakın zamanda izlediğim Mia Hansen-Løve’ın hikâyesini anlatırken neredeyse kıpırtısız duran sadeliğin içinde akışı, ritmi, doğayı ve ilişkilenme biçimiyle kusursuz bir atmosfer yarattığı Bergman Island filminin atmosferinde yaşamak isteyebileceğimi düşündüm.

Aslında bu filmlerde bahsettiğim yerler gerçek dünyamızda ulaşılabilir yerler olduğundan kimimiz için bu atmosferleri kısmen yaşamak mümkün olabilir, ama bahsettiğim filmler aracılığıyla gördüğümüz bu yerlerin söz konusu yönetmenlerin oralara yerleştirdiği karakterleri ve hikâyeleri olmadan oldukça yavan görüneceğine eminim.

Sonra şunu fark ettim; evet, bahsettiğim bu filmler atmosferleriyle gerçekten içinde yaşamak isteyebileceğim bir dünyaya sahip, ama diğer taraftan eğer böyle bir imkanım olsaydı içine girmek isteyeceğim çoğu film, hayal gücümün sınırlarını zorlayan ve heyecan arayan bünyeme adrenalin pompalayan yapımlardan oluşurdu: Alfonso Cuarón’un Gravity'si, Christopher Nolan’ın Inception ve Interstellar’ı, Andrew Adamson’ın The Chronicles of Narnia’sı, David Yates’in Fantastic Beasts and Where to Find Them’i, James Cameron’ın Avatar’ı ve Wes Craven’ın A Nightmare on Elm Street filmleri gibi.

İzlediğimde dahi ayaklarımı yerden kesen ve uzay boşluğundaki yalnızlığa beni ortak eden Gravity filminin ölümle yaşam arasındaki o soluk kesen atmosferi; Inception’ın katman katman açılan ve her defasında daha da derinleşen o aklın sınırlarını zorlayan imgelemi; Interstellar’ın uzay, evren, zaman kavramlarına dair ütopik olmayan argümanlarla beslenen hikâyesiyle zihin açan ve insanı paralel bir dünyada dolaştırarak beşinci boyuta çıkaran evreni; izleyicisine dolaptan çıkarak karanlık güçlere karşı mücadele etme cesareti veren, hayvanların konuşabildiği, büyünün ve sihrin gerçek olduğu ve iyiyle kötünün birbirleriyle savaştığı “Narnia” adlı o büyülü dünyanın içi; Fantastic Beasts and Where to Find Them adlı filmin komik, şefkatli, beklenmedik sürprizlerle dolu ve yer yer korkutucu dünyası; Avatar’ın kurgusal bir güneş dışı gezegenin uydusu olan ve ekolojisiyle büyüleyen, Na’vi ve diğer tüm canlıların bağlanabileceği tüm ay yüzeyini kapsayan geniş bir sinir ağına da ev sahipliği yapan Pandora’nın o göz alıcı jeolojisi ve A Nightmare on Elm Street’in kâbuslar ile gerçeğin birbirine karıştığı o tekinsiz atmosferinde yaşama ihtimalini düşünmek beni şu an bile oldukça heyecanlandırıyor.

Evet, başta da söylediğim gibi sevgili Serkan Çellik “atmosferiyle içinde yaşamak isteyeceğim bir filmden” bahsetmemi istedi ama böyle düşününce tek bir filmden çok daha fazlasına sahip olduğumdan bu vesileyle hepsinde kendimi bir an da olsa konumlandırmak istedim.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Bu Hafta Ne İzlesem?Bu Hafta Ne İzlesem?

BÜLTEN SAYISI

Bu Hafta Ne İzlesem? -127-

Sevmek Zamanı, The Crown, Enola Holmes 2 ve İlgi Manyağı

03 Kas 2022

Bu Hafta Ne İzlesem? -127-

YAZARLAR

Bu Hafta Ne İzlesem?

Dijital platformlardan izleme önerileri her perşembe e-posta kutunuzda ve Aposto uygulamasında.

İLGİLİ OKUMALAR