Farkındalık Ödül mü Ceza mı?

Cehalet mutluluk mu?
Farkındalık Ödül mü Ceza mı?

Geçenlerde Instagram’da komik bulduğum bir twit paylaşmıştım. Benim bir farkındalık daha kaldıracak gücüm kalmadı, daha fazla bilinçlenmek istemiyorum diyordu esprili bir dille. Buna ilişkin olarak o kadar çok “aa aynı ben” diyen geri dönüş aldım ki, bir an için aldığım ve almakta olduğum farkındalığa dönük eğitimlerin kendi üzerimdeki etkisine dönüp bakmak istedim. Hatta döndüm baktım, memnun kaldım, neyse ki devam etmeye karar verdim. Şaka bir yana, meşhur bir söz vardır: “Ignorance is bliss”, cehalet mutluluktur der. Hatta bir benzeri de Fransızca’da “Imbecile Heureux” yani aptallık mutluluktur şeklinde ifade edilmiş. Bu durumda görmemek, bilmemek, farkında olmamak, farkındalığı geliştirmemek mi bir meziyet, yoksa hayatı farkındalık ile yaşamak mı?

Kendi yaşamımızın içinden, doğrudan konuya girelim. Anne-babalarımızın yaşantılarına zaman zaman göz gezdirdiğimde, ellerinde olmaksızın farkındalıkla çok göz göze gelmeden yaşamış olduklarını ve hayatlarının hızlı bir şekilde fedakarlık odaklı olarak geçmiş ve geçmekte olduğunu farkediyorum. Şu an bile birçoğu aman şuraya oturayım da güzelce bir boş boş uzaklara bakayım demekten uzak, sürekli bir yapma hali (doing-mind) içinde. Yapma hali içinde olunduğunda, farkındalığa dair hassasiyet azalıyor.

Günümüze geldiğimizde ise, şu anda dünyada en çok satanlar listesine giren kitaplar ağırlıklı olarak kişisel gelişim ve farkındalığa dair eserler. Bizlerin, anne babalarımızdan çok ileride bir farkındalık noktasına geldiğimizi savunmuyorum ancak öncelikle doğanın çağrılarından ve ayrıca teknolojinin ve bilgi çağının önümüze sunduklarından ötürü, farkında olmaya ve farkında yaşamaya daha çok itildiğimizi düşünüyorum.

Peki farkına varmak mı yoksa varmamak mı? Bilmek mi bilmemek mi? Farkındalık acı veren bir şey mi?

Yakın zamanda kaybettiğimiz kıymetli Doğan Cüceloğlu bir konuşmasında şöyle diyor:

Keşke farkında olmasaydım, ne kadar rahat ederim çok yaygın bir düşünce.” 

Sonra soruyor;

Farkına varma yolculuğuna girdiğiniz zaman, farkına varma engellenebilir mi? Bilerek kendinizi bundan alıkoyabilir misiniz? Emin değilim. İnsanın yaradılıştan bir merak etme ve farkına varmaya açık olma, öğrenme yolculuğuna çıkma durumu var. Bundan dolayı, ben farkına varmak istemiyorum demek, insanın doğasına ters.”

Düşünsenize, hayat size sürekli bir şeyler öğretmeye, bir şeylerin farkına varmanızı göstermeye çalışırken, bundan kaçmak ne kadar mümkün olabilir? Çıkmaz sokağa geldiğinizde yüzleşme ne kadar ötelenebilir?

Farkındalık sürecinin aslında derin bir öğrenme süreci oluyor. Yani gündelik hayatımızı yaşarken bir anda aydınlanmıyoruz ya da farkındalıklar kucağımıza düşmüyor. Zihin kendini yavaş yavaş arka planda hazırlıyor. Belirli bir süreç sonrasında “farkındalığımızı fark etme” düzeyine geliyoruz.

Kaldı ki öğrenme bile başlı başına bir süreç. Doğan Cüceloğlu’na göre öğrenme sürecinin 4 aşaması var:

İlk aşama, bilmiyorsun, bilmediğinin de farkında değilsin.”

Yani aslında hiçbir şey bilmiyorsun. Ne bilme var ne de farkındalık hali. Tam bir cehalet mutluluk aşaması.

“İkinci aşamada, farkındasın ama hemen davranışa geçmiyor. Farkına vardın ama davranış olarak bir şey gösteremedin. Düşünmen, niyet etmen, tekrar tekrar teşebbüste bulunman lazım.”

Burada zannediyorum cılız bir farkındalık süreci başlıyor. Öğrenme belirli bir düzeyde gerçekleşmiş, gel gör ki gidip geliyor. Üzerimize oturmuyor. Bunu meditasyon yapmayı öğrendiğimiz zamanlar gibi düşünüyorum. Biliyoruz ancak uygulamıyoruz. Tekrar tekrar niyet edip oturmak gerekiyor.

Üçüncü aşamada hem farkındasın hem de davranışında kendini gösterebiliyorsun.”

Son aşamada ise, “Dikkatle, farkında olarak yapman gerekeni yapmaya başlıyorsun.”

Diyor ki Doğan Hoca, “Bir şeyin farkına vardıktan sonra acemilik dönemi var, sonra yavaş yavaş ustalaşmaya başlayacaksın.

Gerçekten de farkındalık bizim için acı bir sonuç da doğurmuş olsa, bir rahatlama da sağlamış olsa, önemli olan aslında bilinçli bir şekilde yaşadığımız süreç gibi geliyor. Ne o acı sonuç kalıcı, ne de bizim için harika olan bir sonuç. Kalıcı olan tek şey deneyim. Ve acı deneyimlerin dahi hayata dair olduğunu söylememek için hiçbir sebep yok. Acıya dair Gönül Yangınları yazımda birkaç kelam etmiştim.

Prof. Nelisha Wickremasinghe, The Curse of Consciousness/Bilincin Laneti başlıklı yazısında şöyle diyor:

Bilinç, bize düşünecek ve endişelenecek çok fazla şey verdiği için kısmen bir lanettir. Düşüncelerimizin kalitesine daha fazla dikkat ettiğimizde, hayatta değerlendirmelerin, yargıların, ikilemlerin, anıların ve beklentilerin ne ölçüde baskın olduğunu fark ederiz - o kadar ki, çoğu zaman bulunduğumuz anın içinde neyin iyi ve yeni olduğunu takdir etmekte başarısız oluruz. 

Düşüncelerimizin çoğunun problem odaklı olması ve tehdit edici beyin duygularını tetiklemesi bizim suçumuz değil, çünkü temel bir hayatta kalma tepkisi olarak, öncelikle sorunları tespit edip öncelik sırasına koymak üzere tasarlanmışızdır.”

Aslında burada da ortaya konduğu üzere, zihnimiz öncelikli olarak negatife ve problemlere odaklanıyor. Dolayısıyla, farkındalık da söz konusu olduğunda, bilincimizin öncelikli olarak seçip aldığı kısım, eğer zorlu ve acılı bir sonuç varsa, o sonuca yönelik acı çekme hali olabiliyor.

Peki gerçekten sonucun ne kadar önemi var? Belki düşüncelerin sonuç odaklı evet ama, gerçekten o sonuca giderken yürüdüğün yollarda ayağına değen taşların veya önüne çıkan manzaraların sana kazandırdıkları şeyler sonuçtan daha değerli olabilir mi?

Doğan Cüceloğlu diyor ki:

Yaşam süreçten başka bir şey değil. Mal, mülk, mevki, makam, şöhret değil. Yaşam, şimdi burada, anlamlı, coşkulu ve güçlü bir sürecin içinde olmaktır. 

Ben kimim? Ben ne hissediyorum? Ben yaşıyor muyum?

Kuş sesi bile duymuyor musun? Oturunca neleri duyuyorsun? 

Tüm bunlar, daha fazla farkındalık yaşamak istemiyorum demeden önce kendimize sormamız gereken sorular belki de. Bana sorarsanız, farkındalık yolunda harcadığım her çaba, kalbimin attığını hissettiğim anlara dönüşüyor. O anlarsa, değerli anılar oluyor. Evet belki hediye vermeyecekler sonunda, ne kadar da güzel farkına vardın her şeyin demeyecekler ama, bir şeyleri bilecek ve hissedeceğim. Bildiklerimi coşkuyla yaşama dahil edeceğim. Gördüğümün, görebileceklerimin ancak ufak bir parçası olduğuna inançla, aşkla yaşama karışabileceğim. Bilmiyorum kulağa çok mu romantik geliyor? Öyleyse bile, emin olalım ki cahillik mutluluk olabilirse de, farkındalığın mutluluğu ile aynı kulvarda değiller.

Doğan Hoca size de sorsun o zaman: Hayatını tribünlerden mi seyrediyorsun? Sahada mısın?

Doğan Cüceloğlu konuşmasının tamamını buradan izleyebilir ve kendisini sevgiyle anabilirsiniz.  

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

İçimdeki Dünyaİçimdeki Dünya

BÜLTEN SAYISI

EYLÜL ' 1

Mevsim rüzgarları ne zaman eserse...

08 Eyl 2021

EYLÜL ' 1

YAZARLAR

İçimdeki Dünya

İçimizdeki dünyaya yakınlaşabilir miyiz? Onu merakla keşfedebilir miyiz? Pratikler, ilhamlar, motivasyonlar ve şifa dünyasından haberler iki haftada bir posta kutunda!

İLGİLİ OKUMALAR