Filistinli bir çocuğun hayaleti: Adı Hind Receb

29 Ocak 2024 tarihinde İsrail askerleri tarafından katledilen Hind Receb'in davasını takip etmek için kurulan Hind Receb Vakfı, uzun süren araştırmaların ardından failler hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde bir dava başlattı. Olaya karışan İsrail askeri Yofal Fadgani ise "rahatlamak için" gittiği Brezilya tatilinde tespit edildi. Öte yandan ne Hind tek ne de Fadgani gibi yargılanmaktan kaçmak için yurt dışına giden İsrail askerleri...
Filistinli bir çocuğun hayaleti: Adı Hind Receb

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Bir insan hikayesi anlatacağız; hayatı büyük bir trajediyle sonlandırılan Filistinli küçük kızın hikayesini. Yedinci doğum gününe denk gelen 29 Ocak 2024 tarihinde İsrail askerleri tarafından katledilen bir çocuk bu. Hayaletinin katillerini hâlâ kovalamakta olduğu bir çocuk...

Bu çocuğun adı Hind Receb. Trajik öyküsünü birlikte izleyelim:

İsrail ordusu mıntıkayı boşaltma emrini açıkladıktan sonra Hind, 29 Ocak 2024 sabahı saat 07.30’da akrabalarıyla birlikte kuşatma altındaki Gazze’nin güneybatısındaki Tel Heva’dan gizlice ayrılıp uzaklaşmak üzere amcasının arabasına bindi. Gazete haberlerine göre araba fazla ilerleyemeden tanklarla ve zırhlı araçlarla yolu kesildi. Arabalarına ateş açıldı.

Kıyamet de orada koptu. Neticede yakınlarının cesetleri arasında imdat isteyen küçük Hind, çevresinin İsrail tanklarıyla kuşatıldığını gördü. Yaralı hâldeydi, bir ambulansa taşındı. Eldeki kanıtlara bakılırsa İsrail ordusuna bağlı 401. Zırhlı Birliğin komutanı olan bir Yüzbaşı, Hind’in de içinde bulunduğu ambulansa bilerek çarptı.

Olay günü Gazze’deki Kızılay, iki sağlık görevlisiyle birlikte ambulans gönderip Hind’i kurtarmaya çalışmış ancak irtibat kesilmişti. 12 gün sonra olay yerine varıldığında arabayı yanmış ve hurdahaş olmuş bir vaziyette buldular. Diğer cesetlerin yanında Hind’in cansız bedeni de vardı.

Kızılay, “olay yerine ulaşan (29 Ocak 2024) ambulansın İsrail askerlerinin ateşi altında kaldığını” açıkladı ve İsrail ordusunun bu hususta kendisiyle irtibat kurduğunu da yalanladı.

Gazze’deki Kızılay Başkanı, İsrail BBC’ye yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“İsrail ordusunun iddiaları doğru olsaydı imdat çağrısı duyulur duyulmaz bizimle temasa geçip acil ambulans isterdi. Halbuki biz Hind ile 3 saat boyunca irtibat hâlindeydik ve kendisini sakinleştirmeye çalışıyorduk. Ambulansın bölgeye güvenli bir şekilde ulaşabilmesi için İsrailli askerî yetkililerden izin de istedik. Ne yazık ki olmadı, bizleri sürekli oyaladılar.”

Tanıklar, farklı rivayetler ve anlatımlar

Hind’in ölümünü doğrudan gören, bizzat tanık olan kimse yok. Bütün anlatımlar küçük kızla cep telefonu aracılığıyla irtibat kurup saatlerce konuşan annesi Wisam Hamade, dedesi Biha Hamade ile Kızılay’da halkla ilişkiler görevlisi olan Rana Fakih’e ait. BBC Arapça sitesiyle söyleşilerinde telefondaki konuşmalarını aktarmışlar:

"Karşı taraftaki telefondan imdat istemek için gelen ses son derece kısıktı, parazitliydi. Zira konuşan kişi o sırada yaralanmış ve çevresi cesetle dolu olan Hind Receb isimli yedi yaşına girmiş bir kızdan başkası değildi. Amcasının tankla vurulmuş arabasının bir köşesine sinmişti. İnleyerek konuşuyordu:

'Şu anda yanı başımdaki tank hareket ediyor.'

O anda telefondaki kızın sesine kulak veren Gazze’deki Kızılay kurumuna bağlı Acil Merkez görevlisi Rana Fakih, küçük Hind’in dünyayla biricik bağlantısıydı. Rana Hanım, mümkün olduğu kadar sakin ve alçak bir tonda seslendi:

'Hind, sen gerçekten tanka çok yakın mısın?'

Küçük kız yanıtladı:

'Çok çok yakınım! Ne zaman gelip beni alacaksınız? Çok korkuyorum teyze!'"

Hind’in annesi Wisam Hamade anlatıyor: 

“O gün Gazze’de yaşadığım semt yoğun bombardıman altındaydı. Korku ve panikten ne yapacağımızı bilemiyorduk. Kaçmak istedik. Bombalar bize isabet etmesin diye oradan oraya kaçışıp duruyorduk. Korunmak için en iyi mekan olduğuna inandığımız Gazze’nin doğusundaki sivil bir hastaneye yöneldik. 

Hava soğuk ve yağmurluydu. Bu yüzden kızım Hind’i amcasının arabasına bindirdim. Ben ve büyük oğlum yürüyerek gitmeye başladık. Araba hareket eder etmez de kurşun ve top sesleri duyduk. Meğer araba, şehirde iyi bilinen Ezher Camii'ne doğru yol alırken karşısına tanklar çıkmış. Amcası yakındaki benzin istasyonuna yönelince de kurşun yağmuruna tutulmuş.

Arabanın içindekiler akrabalarıyla irtibat kurup acil yardım istemişler. Aralarından biri 80 km uzaklıktaki Kızılay Acil Yardım Merkezi'ne telefon etmiş.”

Telefon aracılığıyla olsa bile olayın en yakın tanığı Kızılay görevlisi Rana Fakih anlatıyor: 

“Telefon kayıtlarına göre saat 14.30’da Kızılay Merkezi’ndeki görevliyle yapılan konuşmada Hind’in 15 yaşındaki amcakızı Liyan şöyle demiş: ‘Annem, babam ve kardeşlerim öldürüldüler. Arabanın yanı başındaki tanktan üstümüze ateş ediliyor.’

Liyan da vurulunca yarım kalan telefon konuşmasını Hind devam ettirdi. Benimle çok kısık ve korku dolu bir sesle konuşuyordu. Onu sakinleştirip yönlendiriyordum: ‘Hemen araba koltuğunun altına gir, kimse seni görmesin’ dedim.

Minik kızın sesi korkudan pek titrek ve hüzünlüydü. Sürekli imdat, yardım edin diye inliyordu. Bu arada ‘arabadaki akrabalarının uyuyan bedenleri (cesetleri) arasında sinerek beklediğini’ söylüyordu. Ben de sakin bir sesle 'Uyuyanları (aslında ölüleri) uyandırma, rahatsız etmeyelim onları!’ diyordum."

Panik hâlindeki Hind’i teskin etmeye çalışırken ekipteki diğer görevli, İsrail ordusunun acil merkezine ulaşarak "olay yerine ambulans gönderilmesi için izin verilmesini" rica etti. Vakitlerden akşamdı. Hind, karanlığın çöktüğünü ve çok korktuğunu söyleyerek defalarca yardım istedi.

"İsrail tankının, kızın içinde bulunduğu arabaya ne kadar uzakta olduğunu sorduğumda aldığım (çok yakınımda) cevap nedeniyle gerçekten felç olmuştum ve çaresizlik içinde kıvranıyordum. Derken Kızılay ekibi Hind’in annesi Wisam Hanım ile irtibat kurarak onun üzerinden Hind ile bağlantıya geçti.

Hind, anneciğinin sesini işittiğinde fazlasıyla heyecanlanmış ve umutlanmıştı. O sırada ben gözlerimden yaşlar aka aka anne ile kızının telefon konuşmasını dinliyordum. Hem annesi Wisam hem de Hind, telefon bağlantısını kesmemem için yalvarıp duruyorlardı.

Kıza ‘Nerenden yaralandın?’ diye sordum ve bildiği duaları birlikte okumayı önerdim. Dua sözlerini sürekli karıştırıyordu. Şimdiyse onun hayali gözümün önüne geliyor veya rüyalarıma giriyor; kollarını açmış ‘Gel beni al!’ deyip duruyor.”

Annesi Wisam anlatıyor: 

“Her saniye, her dakika kalbim yanıyor. Kızımın başına gelenlerle ilgili her şey bana onu hatırlatıyor. Mesela ambulans sesi duyunca acaba yavrumu bana mı getiriyorlar diye hayal ediyorum. Kurşun, top, gülle, roket sesi duyduğumda acaba kızım hedefte mi, isabet aldı mı diye ürperiyorum. 

Her gün düzenli olarak sivil hastanenin önüne gidiyorum; sanki kızım oradan çıkıp bana koşacakmış gibi öylece bekliyorum. Kızımın elbisesini, oyuncaklarını ve renkli kalemlerini elime alıp dolaşıyorum. Bir anne olarak kırık kalbime yalvarıyorum: Bu hikayeyi asla unutma!

Hiç kimse bu acıya dayanıp katlanamaz. Çünkü ben yaralı yüreğimle kendisine ulaşmaya çalıştım. Kızım, beni kurtar anne diye bağırırken bir türlü yapamadım. Hayalimde olsa bile elini tutamadım. Aç ve dermansızdım; sürekli üşüyordum ve kızımı ısıtacak hâlim bile yoktu.”

Anne Wisam Hamede’nin dediğine bakılırsa arabayla irtibatı kesilmeden önce 9 saat boyunca telefonla kızıyla bağlantı halindeymiş.

BBC’ye konuşan Hind’in dedesi Biha Hamade anlatıyor: 

“Torunum Hind, karanlıktaki ışıkları izlerken ambulansın uzaktan geldiğini anlamıştı. Zaten annesi telefonla kızını tembihlemişti: ‘Ambulans ışığı görürsen veya sesini duyarsan bana söyle!’

Telefon takibi ve bağlantısı yoluyla edindiğimiz bilgiye göre ambulansın iki görevlisi (Ahmed ve Yusuf), olay yerine yetişebilmek için İsrail askerî kontrol noktasından geçmek zorundaydılar. Kimlik bilgileri, arama-tarama derken vakit geçmiş.

Zaten o andan itibaren her iki ambulans elemanıyla da bağlantı kesildi, bir daha ses sedaları çıkmadı. Dolayısıyla Hind’in de sesi soluğu kesilmiş oldu. İsrail askerleri imdat isteyen Hind’i öldürmekle kalmadılar, ona ulaşmaya çalışan ilk yardım ekibinden ikisini daha kontrol noktasında katlettiler.”

'Savaş ve insanlık suçu' davası için belgeleme ve başvuru

Hind’in davasını takip edip canileri yakalamak amacıyla oluşturulan kuruluşun simgesel adı, Küçük Filistinli Kız. Yasal ismi “The Hind Rajab Foundation” (HRF-Hind Recep Vakfı) olarak biliniyor.

Bahsi geçen vakıf, uzun bir süre gerekli bilgi ve belgeleri toplayıp katilin kimliğini ve bağlı bulunduğu askerî birimi tespit ettikten sonra, merkezi Hollanda'nın Lahey kentinde bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) başvurarak failleri hakkında “insanlığa karşı savaş suçu işlemek” iddiasıyla dava açtılar. Failler hakkında nerede bulunurlarsa bulunsunlar yakalanmaları için emir çıkarılmasını talep ettiler. 

  • Bu gelişmelerden sonra İsrail, sorumlu komutan ve askerler hakkında tahkikat başlatacağını bildirdi. BBC muhabiri soruşturmanın neticesinden ne çıktığını sorduğunda ise ordu sözcüsü “Tahkikat devam ediyor” demekle yetindi. Şubat 2025’te soruşturma sonucunda "Söz konusu askerî birimlerden hiçbirinin olay yerine yakın olmadığı tespit edildi" yolunda bir açıklama yapıldı.

İsrail ordusu sözcüsü basın açıklamasında “Olay, Genelkurmay Başkanlığı'na bağlı gerçekleri araştırma komisyonuna teslim edildi. Bu komisyon tamamen bağımsız olup sıradışı hadiseleri araştırıp incelemekle yükümlüdür” diyordu.

Hukukçuların yorumu ise şöyleydi: “İsrail’in olayı tahkikat komisyonuna havale etme yolundaki açıklaması, aslında uluslararası baskıların hafifletilmesine yöneliktir.”

İsrail’de İnsan Hakları Bilgi Merkezi Müdürü olan Kerim Cibran bu husustaki tecrübe ve kanaatini kamuoyuyla da paylaştı:

“İsrail’in yıllarca bu tür oyalama yöntemlerine başvurmak için kurduğu Tahkikat Komisyonları asla gerçek bir sonuca ulaşmaz ve gerekli hesap verme-sorma mekanizmasını işletmezler. Hind Receb olayı bunun en sıradan ve basit örneğidir. Gerçek anlamda haksız hukuksuz ölümlerin araştırılmasında ciddi olan hükümet veya komisyon, esasen tek bir hadise hakkında değil viraneye çevrilip katledilen on binlerce mağdur ve maktul için kapsamlı bir soruşturma başlatmalıdır.”

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği bünyesinde çalışan bağımsız bir heyetten oluşan uzmanlar, hadisenin peşini bırakmadılar ve Hind’e ve öldürülen iki ambulans görevlisine yönelik cinayeti araştırmaya başladılar. “Savaş suçu” ekseninde başlatılan inceleme ve soruşturmadan yeterli veriler elde edildiğinde suçun niteliğinin “insanın hayat hakkını ihlal” olarak tanımlanması sağlanacaktır.

Filistin Hukuk Heyeti Başkanı ve Filistin İnsan Hakları Merkezi Müdürü Avukat Raci Sorani, 29 Ocak 2025 tarihinde BBC’ye verdiği demecinde şöyle diyordu:

“Hind cinayetini, insan hakları alanındaki uluslararası yasaları ihlal etmek ve savaş suçu kapsamında görüyoruz. Bu hususta şikayet aşamasına geldik. Derlenen kanıt ve evrakları mahkemeye sunacağız. Ancak bu gibi davalar hemen sonuçlanmaz. Çok vakit alır. Biz her ihtimale karşı baş sorumlular olmaları hasebiyle İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında tutuklama kararının çıkarılmasını sağladık.

Tutuklama kararının münhasıran Hind Receb cinayeti hakkında mı yoksa benzer diğer davalar için mi çıkarıldığını bilmiyoruz. Ancak şundan eminiz ki bu dava sonuçlandığında Hind Receb’in ruhu ile imha edilen 50 binden fazla masum sivilin ruhunu da ihya etmiş olacağız.”

Avukat Sorani, Filistin Hukuk Heyeti’nin 2015 yılından bu yana benzer davaları Uluslararası Ceza Mahkemesi nezdinde takip ettiğini belirtiyor. Aynı heyet, Filistin topraklarını gasp eden Yahudi yerleşimciler ile ülkesinin doğal kaynaklarına el koyanlara dair dosya ve bilhassa Gazze’ye dayatılan son kuşatma gibi meseleleri de yakından izliyor. 

İnsanlık suçu işleyen İsrailli askerler, birçok ülkede izleniyor

Yedek kuvvetler kapsamında İsrail ordusunun Gazze’deki savaşına katılmış olan asker Yofal Fadgani’nin küçük Hind’in akrabalarıyla birlikte katledilmesi olayına da karışması sonucu ruhsal bakımdan dengesi bozulmuş. Biraz olsun rahatlamak için arkadaşlarıyla birlikte Brezilya gezisine gitmiş.

  • Muhtemelen konunun bir yanı böyledir ama diğer yanında sorgulanmak ve tutuklanmak için hakkında çıkarılmış bir karar da bulunuyor. Belki de Brezilya’ya gitmesinin nedeni yargı-polis takibinden kurtulmak içindir. 

Esasen Hind Receb Vakfı, Fadgani hakkında 500 sayfalık bir dosya hazırlayıp dünyadaki ilgili adli kurumlara ve bilhassa Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvurup firari sanığın tutuklanmasını talep etmişti. İbrani haber sitesi News 12 yöneticisi Or Rafid’in 6 Ocak 2025 tarihli haberine göre Brezilya emniyet kayıtlarında “Gazze’de işlediği suçlardan aranıyor” yolundaki mahkeme kararına istinaden Yofal Fadgani tutuklamak için hazırlık yapılıyordu. 

Brezilya’daki İsrail Konsolosluğu'nun derhal harekete geçip tutuklama emrini eski askere bildirmesi üzerine Yofal Fadgani’nin rüya gibi gezisi, kabusa dönmüş; aranan Yofal Fadgani ile arkadaşları, apar topar ülkeden çıkmanın planını yapmışlar. Batı Şeria’daki Filistin topraklarını eline geçirip Yahudilere ait yerleşim birimi kurmuş olan ailesine telefon eden Fadgani, Brezilya polisinin tutuklama için geleceğini bildirmiş.

Askerî konularda tecrübeli bir Yahudi yerleşimci, onlara hiç vakit kaybetmeden ülkeden çıkmanın yol yordamı hususunda ayrıntılı bilgi vermiş. İsrail Dışişleri Bakanlığı'nın yardımıyla ertesi sabah komşu ülke Arjantin’e geçilmiş. Oradan Miami (ABD) üzerinden İsrail’e geri dönmüş.

Başlangıçta hayli endişelenen Fadgani’nin babası kendince durumu kitabına uydurup meşrulaştırma yoluna gitmiş ve şöyle demiş: 

“Oğlum, 7 Ekim 2023 tarihli Hamas baskını sırasında NOVA müzik grubunun bir konserindeydi. Baskında kendisi kıl payı ölümden kurtuldu ancak kız arkadaşı hayatını kaybetti. Onun etkisiyle hemen askere gitti. Gafaatani Özel Tugayı’na (1947 yılında İsrailli Siyonist militanlarca kurulmuş çete misali özel birim-FB) katılarak bir yıl kadar Gazze’de savaştı.

O süreçte ciddi psikolojik rahatsızlıkları nedeniyle (büyük ihtimalle sivilleri rastgele öldürme ve benzeri cinayetler yüzünden olsa gerek-FB) Brezilya gezisine çıktı. Brezilya’da İsrail’e yönelik herhangi bir düşmanca eylem veya faaliyet yoktu. Bunun üzerine Fadgani, çok sayıda İsraillinin bulunduğu bir yerde kaldı.

Her şey yolunda gidiyordu. Ancak oğlum Gazze’deki askerlik anılarını (muhtemelen nasıl rastgele vurup kırdıklarını anlatarak) sosyal medyada paylaşınca Brezilyalı yetkililerin dikkatini çekti. Emniyet işe el koyup arandığını anlayınca da tutuklama emri çıkmış oldu.”

Burada Gazze’deki savaş ile Batı Şeria’daki operasyonlar sırasında “savaş suçu” ve “hayat hakkını ihlal” suçu işleyen tek bir askerden söz etmiyoruz. Muhalefet önderlerinden Yair Yapid’e bakılırsa kovuşturma ve yargılanmaktan yakayı sıyırmak için başka ülkelere kaçan çok sayıda asker söz konusudur. 

Öte yandan savaş kurallarına aykırı davranan düzenli askerler, ilgili tahkikat komisyonları tarafından uyarılıyorlar: "Sakın, yurt dışına çıkmayın, tutuklanma ihtimaliniz büyük olabilir!"

Örneğin Kasım 2024 yılında Filistinlilerin barındıkları sığınaklardan birini bombalayan bir asker hakkında 500 kadar belge ve evrak toplandı. Mahkeme tutuklamasın diye asker Brezilya’ya kaçtı. İki ay önce de benzer bir olaya adı karışan bir subay, bu yüzden Kıbrıs'ın Rum kesimine firar etmişti. Oradaki Filistinli örgütlerin bildirmesi üzerine kayıtları bulunup yakalama emri çıkınca da subay bu defa başka bir ülkeye kaçmak zorunda kalmıştı.

İsrail merkezli MEKAN yayın (radyo) grubunun paylaştığı bilgiler doğrultusunda Gazze’de sürdürülen savaş nedeniyle (Ekim 2023’ten bu yana) insanlığa karşı suç, savaş cinayeti gibi kuralsız ve amansız sivil katliama adı karışan yedek asker veya subay sayısında büyük artış olduğu gözleniyor. Bu husustaki toplam 50 şikayetten sadece 10 kadarının soruşturulmasına karar verildi fakat henüz fiilî bir tutuklama bulunmuyor. 

İbranice yayımlanan Haaretz gazetesi, “topraklarına ayak basan savaş suçlularının tutuklanıp yargılayacağını” beyan eden 5 ülkenin adını sıraladı: Güney Afrika, Sri Lanka, Belçika, Fransa ve Brezilya

Hind Receb cinayetinin peşini bırakmayan Filistinli ekipler, Sri Lanka gezisine giden İsrailli askerin suç dosyasını oradaki resmî makamlara bildirerek fotoğrafını dolaşıma soktu. İsrail yönetimi, hemen devreye girip askerin bir şekilde hesap vermekten kurtarılmasını sağladı. İsrail televizyon kanalı KAN 11, 5 Ocak 2025’te Filistinli örgütlerle sivil toplum kuruluşlarının bir şekilde yabancı ülkelerde bulunan suçlu askerleri tespit etme yöntemlerini açıkladı. 

Buna göre turist olarak veya başka bir gerekçeyle yurt dışına giden İsrailli vatandaşlar, bilhassa askerler, genellikle çift uyruklu pasaport taşıyorlar. Bu yüzden de tespit edilip haklarında tutuklama kararı çıksa bile farklı ülkeden çıkarılmış pasaportu kullanarak sınırı geçebiliyorlar. 

  • Dolayısıyla hiçbir İsrailli asker ve subay şu ana kadar yabancı bir ülkede yakalanmadı. 

Özellikle bu çifte pasaport taşıyan İsrailli turistler hususuna yoğunlaşan Filistinli veya onlarla dayanışma içinde olan İsrailli, Afrikalı, Asyalı, Arap, Ortadoğulu insan hakları örgütleri ile vicdani hareketler, sosyal medya ortamında kurdukları network hesapları kanalıyla suçlu asker-subaylar hakkındaki en küçük ayrıntıyı bile paylaşıyorlar. Konuya ilişkin video ve görsel-işitsel medya haberlerini ve kayıtlarını derleyip tartışıyorlar. Kanıtlar tatmin edici bulununca da dünyanın her yerindeki ilgili makam ve mercilere başvurmak suretiyle gerekenin yapılması talep edebiliyorlar. 

  • Şikayet ve talepler sadece asker ve subaylarla sınırlı değil. Karar veren makamındaki İsrailli üst düzey siyasetçiler, müsteşarlar, bakanlar hakkında da bilgi-belge topluyorlar.

İsrail merkezli Yediot Ahronat gazetesi, son aylarda İtalya’daki iktidar ve Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulan şikayet dosyalarında Filistin topraklarında İsrail Hükümeti Koordinasyon Birimi Başkanı ile İsrail Diaspora İşleri Bakanı Amihay Şikli aleyhinde “yöredeki Filistinlileri toplu açlığa mahkum etme” suçuyla dava açıldığını yazdı. Bakan Şikli’nin, bu nedenle Belçika ziyaretini iptal etmek zorunda kaldığını da belirtti.

Liberal eğilimli Thomas Friedman, 27 Mayıs 2025 tarihli New York Times gazetesine yazdığı "The Flashing Signals That I Just Saw in Israel" adlı makalesinde şu tespiti yapıyor:

“Netanyahu yönetimi, tam anlamıyla savaş suçu işliyor. Gazze’deki savaşı plansız ve hedefsiz bir şekilde inatla sürdürüyor. Rastgele, acımasız ve cani bir ruhla insanlar öldürülüyor. İsrail’deki sol, merkez  ve sağ kesimlerin bu husustaki görüşü ortaktır: Savaşmakta ısrar etmek ülkenin ahlakına, diplomasisine ve stratejisine ciddi zararlar vermektedir.” 

Sözün özü şudur: Acımasızca katledilen Hind Receb’in hayaleti, savaş ve insanlık suçu işleyenleri dünyanın her yerinde kovalamaktadır. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

YAZARLAR

Faik Bulut

Araştırmacı gazeteci, yazar

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.

16 Tem 2026

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak