Füruğ ve Şiir

Füruğ’un hayatı tabi bu kadar kısa değil. Ama bu şairin hayatını biraz da olsa biliyorsanız şiirini okurken kendinize sormaktan alıkoyamadığınız sorulardan biri: Şiir olmasaydı Füruğ ne olurdu?
Füruğ ve Şiir

Şiir kimi şairler için var etme, kimileri içinse bir var olma hali. Füruğ sanırım ikincilerden. En başından beri yazdığı şiirle, baş etmesi zor bir hayata karşı varoluş savaşı veren bir şair o. "Şiir bilgidir, kurtuluştur, güç ve terk ediştir." O, yazdığı şiirlere tutunarak hayatta kalabilmeyi "denemiş" bir şair, kadın.

Anne olup da cezaların en büyüğüne çarptırılmış bir kalbin yürek parçalayan isyanının soylu bir ağıta dönüşmesidir onun sesi. Gencecik yaşında "ölmeden öldürülen", bir Sisifos gibi cezalandırılan bellek bir daha hiç iyileşmeyecektir. Hiçbir aşk, hiçbir "oluş" onu iyileştiremeyecektir. Özgürlüğü seçmenin, kendini seçmenin bedeli, tesellisi yok, paramparça bir ruh olarak ödetilmiştir ona. Bu ruhsal özgürleşmeyi ve kendi oluşu gerçeklediği yer, diliyle kurduğu dünyası olmuştur. Bir yerde şöyle der şiiri için: "Benim için en önemli şey şiirdir. Ve şiir, kendime ve kişiliğime karşı duyduğum en büyük sorumluluktur. Hayatıma vermek zorunda olduğum yanıtların en önemlisidir aynı zamanda.’’


"Benim için en önemli şey şiirdir." cümlesi öyle sıradan okunulacak bir sanatçı cümlesi değildir. Yeryüzü üzerinde aykırı ruhları, ayrıcalıklı ruhları susturmak pek mümkün olmamıştır. Füruğ da o susturulamayan seslerden olmuştur. Şizoid bir tine sahiptir, parçalanmış, parçalarından yeniden diliyle doğmuş bir ruhtur. Yarattığı dil evreninin içinden dışarıya bakar. O dil evrenini yaratamamış olsaydı bu kuvvetli bilinç yarılması onu çıldırı nöbetlerinin eşiğine getirebilirdi, kim bilir?

Füruğ doğurduğundan zalimce kopartılmıştır; kendini ve özgürlüğünü seçtiği için dışlanmış ve aşağılanmıştır. Toplumsal düzene başkaldırdığı için, bunda inat edebilecek kadar güçlü ve kararlı olduğu için, kadınlığını tepeden tırnağa doğallığıyla ve coşkusuyla yaşamak istediği için kendi ülkesinde, kendi evinde cezaya kalmıştır. O bir günahkardır. Üzerine yapıştırılan yaftalar nedeniyle, Füruğ, sevgi ve nefret, karanlık-aydınlık, uysallık-hırçınlık, olgunluk-çocukluk.. karşıt duyguları arasında gidip gelir. Özellikle son dönem şiirlerindeki karanlık derinlik, olgunlaşan ruhuyla dünyayı ve yaşadığı toplumu seyrettikçe belirginleşir. Zaman zaman alaysı bir pervasızlık da kazanır. Dili acılaştıkça dünyanın gerçeklerine de o denli yakınlaşır. İçini dışa çıkarırken amacı dil aracılığıyla parçalanmışlığını tümlemek, dünyayla bütünleşmektir. Ruh ancak böyle huzur bulacaktır. Ne yazık ki şiirlerinde bunu başarsa da yaşadığı sürece o huzur onun çok uzağında kalacaktır.  


Bu hayat acıdan beslenen, acıyla örülmüş bir hayattır. Ne kadar kaçmak istersen iste bir türlü peşini bırakmayan bir ağrı.. Kalbi çatlatan bir acı: "Hiçbir şey acı kadar kişisel ve paylaşılmaz değildir, acı çekmenin en kötü yanı, acının tek başına çekilmesindedir. Ama acı çekmeyenler ya da acı çektiğini kabul etmeyenler, diğer insanlardan koparak soğuk bir tecrit hırkasına bürünenlerdir. En yalnız deneyim olan acı, sempati ve sevgiyi doğurur; benlik ve öteki arasındaki köprüyü, birleşmenin araçlarını. Sanat da böyledir. Kendi içine en derinlemesine dalan sanatçı -ve çok acılı bir yolculuktur bu- bize en yakından dokunan, bize en açık seçik sesini duran sanatçıdır. " İşte Füruğ da bu hayat bilgisinin bilincindedir.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

Yıldızlı Bir HikâyeYıldızlı Bir Hikâye

BÜLTEN SAYISI

Füruğ ve Şiir

Bugün sizlere acılı bir anneden, dul bir kadından ve toplumun tüm bağnazlıklarını sırtlayan bir şairden bahsedeceğim. Bu şair İranlı Füruğ Ferruhzad'dan başkası değil.

02 Eki 2021

Füruğ

YAZARLAR

Yıldızlı Bir Hikâye

Edebiyata ve sanata yön veren isimlere, hayatlara ve eserlere tanıklık edeceğin bir yayın.

İLGİLİ OKUMALAR