Gecekondu Sorununun Meslek Dergilerine Yansıması: Mimarlık ve Arkitekt Örneği (1950-1970)

Bir mimarlık lisans öğrencisi tarafından yazılmış bu makale artık neredeyse unutulmuş gecekondunun medyadaki yansımalarını ele alıyor. Genç kuşağın bugün bambaşka vecheleri belirmiş ve eskisinden çok farklı yorumlanmakta olan bir kentsel olguya historiyografik bakışını örnekliyor.
Gecekondu Sorununun Meslek Dergilerine Yansıması: Mimarlık ve Arkitekt Örneği
(1950-1970)

■ Metin Berk Süer


Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren mimarlık meslek ve üretim alanı, oldukça önemli bir vizyonun parçası haline geldi. Bu vizyon büyük ölçüde, Osmanlı İmparatorluğu sonrasında kurulan yeni yönetim sistemi ve bu sistemi sürdürecek ulusun dinamiklerinin inşasının ideolojik olarak yeni normlarla dizayn edilmesini içermekteydi. Mimarlık bu vizyonun içerisinde, gerek Cumhuriyet’in yeni yapılarını çağa uygun olarak tasarlama süreçlerinde gerekse yeni kentleşme politikalarını şekillendirme aşamalarında sözsahibi oldu. Meslek dergileri de, yeni bir ulusun kentleri ve mimari pratikleri inşa edilirken; mimarlık meslek alanı içinde eksik bir kanadı kapatmak adına bu süreçte kendini varetti. Mimari üretim alanı ve kent ile ilgili teorik ve pratik tartışmaların ve deneyimlerin taşınabileceği yeni platformlar olarak mimarlık meslek dergileri, Cumhuriyet sonrası yayıncılığın yeniden biçimlendiği bir dönemde, kendine meslek alanı içinde yer buldu. Kentleşmenin genel gidişatı içinde varolan olumlu ve olumsuz yansımaların gözlemlenebildiği bu dergiler, dönemin güncelliğinden beslenerek farklı alanlara dair fikir sahibi olabileceğimiz içerikler üretti. Burada, Cumhuriyet tarihinde kendine yer bulmuş önemli yayınlardan olan Arkitekt ve Mimarlık dergileri özelinde; dönemin kentleşme evreleri içerisinde başgösteren gecekondu fenomeninin nasıl sorunsallaştırıldığına dair 1950’li ve 1960’lı yıllardan tarihi bir kesit sunacağım.

l. Mimarlık ve Arkitekt Dergilerinin Ortaya Çıkışı

1931 yılında “Mimar” ismi ile yayın hayatına başlayan ve ardından 1934 yılında “Arkitekt” adını alan dergi, Cumhuriyet döneminde mimarlık meslek alanına dair varlık gösteren ilk süreli yayın oldu. Derginin kurucusu Zeki Sayar, Arkitekt’in kuruluşunu ve sonrasındaki vizyonunu şöyle tanımlıyor: “Türk mimarlarının ülkede seslerini duyuracakları, meslekle ilgili sorunları, olayları ve tartışmaları dile getirecekleri bir ortam sağlamak; diğeri ise, dönemin Avrupalı ve Türk mimarlarının çalışmalarını yaygınlaştırmak ve daha geniş kitlelere duyurmak olmak üzere, iki temel misyon edinmiştir” (Sayar, 1988:47). Arkitekt ilk sayısından başlayarak Cumhuriyet’in yeni mimarlık kültürünü temsil etme ortamını da yarattı. Cengizkan ve İnan’a göre, “Arkitekt, zaman zaman milliyetçi bir ton taşısa da temelde modernleşmenin hatırı sayılır bir aracı olarak, 1930’lar boyunca, dönemin mimarlık kültürünün oluşmasında kuşkusuz çok önemli bir rol üstlendi” (Cengizkan, İnan ve Cengizkan, 2015:149). Bu anlamda önemli bir açığı kapatan Arkitekt’in yarattığı etki mimarlık meslek alanında farklı yayın denemelerinin de önünü açtı. Günün politik atmosferi ile bağlantılı olarak Cumhuriyet’in gelişim hedeflerini güncelleyen yazılara yer açmasıyla bu hedeflerin yaygınlaşması adına önemli bir ilk adım olan Arkitekt, barındırdığı içerik ve tartışma konularını uzun yıllar boyunca meslek alanının merkezinde tutmak için bir araç olma misyonunu da üstlendi.

Arkitekt’in yayına devam ettiği yıllarda başka mimarlık dergileri de yayın hayatına başlama şansına erişmişse de Cumhuriyet’in kuruluşu ve sonrasındaki gelişimi içerisinde uzun süre varlık gösteremediler. Arkitekt’ten yıllar sonra yayın hayatına başlayacak bir başka derginin ortaya çıkışı ise mimarlık meslek alanı içinde önemli bir dönüm noktası teşkil eden meslek odalarının kurulması ile mümkün oldu. 1954 yılında TMMOB’nin kurulması sonrasında Mimarlar Odası’nın bir yayın organı olarak şekillenen Mimarlık dergisi 1963 yılında çıkmaya başladı. Arkitekt’in kuruluşundan yaklaşık 29 yıl sonra kendine uzun süreli bir yayın hayatı vareden Mimarlık dergisi, 1960’lı yılların atmosferi üzerinde önceli meslek yayınlarının yapamadığı bir etki yarattı. Akay’a göre, “Mimarlık Dergisi’nin çıkarılmasıyla birlikte ülkenin en uzun ömürlü mimarlık yayınının ortaya çıkması ve bir mimarlık yayınının kurumsal kimlik kazanarak sürekliliğin sağlamasıyla farklı bir boyut kazanmıştır” (Akay, 2018:45). Özellikle 27 Mayıs Darbesi’nden sonra oluşan görece yeni sayılabilecek kültürel ve mimari üretim alanını da önplana çıkaran bu iki dergi, dönemin mimarlık ortamına azımsanmayacak bir etki yaparak mimari tartışmaların odağını belirledi. Akay’a göre, “Arkitekt ve Mimarlık, yapı üretimi açısından bir başka altın çağ olarak tanımlanabilecek dönemin yerel esinlenmeli modernist ürünlerini ve güncel eğilimlerini birbirlerini tamamlayarak yansıtırlar” (Akay, 2018:46). Sözkonusu “altın çağ”, kent ve mimarlık alanına dair yapılan teorik ve pratik üretimlerin dergilere yansımasına; ayrıca gelişen kentlere ve mimarlık ortamındaki diğer tartışmalara dair de en kapsamlı tespitlerin bu dergilerde kendine yer bulabilmesine olanak sağlamıştır. Gelişmekte olan kentlerde Cumhuriyet’in belirlediği hedef ve odaklar belirli dönemlerde yakalanabilmişse de özellikle göç gerçeğini deneyimlememiş, sanayileşme evresindeki Türkiye açısından bakıldığında, büyüyen sanayi iş kolunun kentlerde yarattığı etkilerin, birçok sorunu da beraberinde getirdiği söylenebilir. Bu konuların başında iş bulmak amacıyla kırdan kente göç edenlerin yarattığı nüfus hareketlerinin kentlerin barındırmaya hazır olmadığı bir şekilde keskinleşmesi ve akın akın kente gelerek işçileşen halk kitlelerinin karşı karşıya kaldıkları konut sorunu sayılabilir. Özellikle 1950’li yıllardan itibaren yükselmeye başlayan göç; kentlerde ciddi bir barınma ve konuta erişim sorununu ortaya çıkararak kentsel yaşamı hiç olmadığı kadar güç bir hale getirdi. Bu durumun ulusal çapta belki de en gözlenebilir etkisi de “gecekondu” sorunu olarak karşımıza çıkmakta. İçerikleriyle yarattıkları etki açısından öncü konumları düşünüldüğünde iki derginin, bu konu üzerine eğilmelerinin de, o dönemde “gecekondu sorunu”nun daha sık ve detaylı tartışılmasının önünü açtığı söylenebilir. Arkitekt ve Mimarlık dergilerinde, gecekondulara dair tespit ve önerilere odaklanan yazılar, zaman zaman bir sayının tematik çerçevesini oluşturacak şekilde birarada yayınlanmış; zaman zamansa farklı yıllara yayılan bağımsız makaleler halinde yer bulmuştur.

ll. Mimarlık ve Arkitekt Dergilerinde Gecekondunun Durumu
Türkiye’de özellikle 1945’li yıllardan itibaren kendini toplumsal ilişkiler içinde oldukça kuvvetli şekilde hissettirmeye başlayan “gecekondu” kavramı uzun yıllar boyunca kentleşme olgusuna dair tartışmaların da merkezinde yer aldı. Gecekondulaşma sorunu ortaya çıktığı ve kırdan kente yaşanan göçlerle birlikte daha da arttığı evrelerde kentlerin içinde bulunduğu durumu ve geçirdiği değişimleri etkileyen önemli bir odak yarattı. Fakat bu sorunun o yıllarda, yarattığı etki ile ters orantılı bir şekilde tam olarak kavranamadığını söyleyebiliriz. Kıray’a göre “Uzun süre Türkiye’nin büyük kentlerinde, hem gecekondulara, hem de gecekonduda oturanlara geçici diye bakılmıştır” (Kıray, 1973: 562). Bu gidişatı oluruna bırakma hali ise doğurduğu olumsuz sonuçlarla kentlerde yaşayanların gündemine girerek toplumsal tartışmaların alevlenmesine neden oldu. Kentsel alana dair sözü olan herkesin bir şekilde üzerine konuşma gerekliliği hissettiği bir ortamda; mimarlık mesleğini icra edenler de bu konudaki tartışma ve fikir yürütme süreçlerinin parçası olmaktan geri durmadılar. Kentin biçimlenişine ve barındırdığı nüfusa doğrudan etkisi olan konu, uzunca bir süre sorun olarak algılanıp detaylı irdelenmekten uzak kalırken, mimarlık yayınlarında ise daha hızlı gösterilen reaksiyonlara sebep oldu. Bu süreçte mimarların fikren kendilerini yansıtabildikleri Arkitekt ve Mimarlık dergileri, gecekondu alanında da epeyce yazının kaleme alındığı uzun bir döneme tanıklık etti. Bu dönemde gecekondulara dair yürütülen kamu politikalarından kentsel alandaki özel girişimlere uzanan oldukça geniş bir perspektif, dergilerin içeriğinde gözlenebilir bir süreci de mümkün kıldı. Dergilerde yer alan tartışmaların genel hatları incelendiğinde “gecekondu sorunu”nun iki farklı yansıma alanına sahip olduğu görülür: Bunlardan ilki, gecekondunun bir barınma hakkı sorunu olarak diğeri ise gecekonduların çarpık kentleşme ve kentsel yayılmanın sebebi olarak ele alınması üzerinedir.

Bir barınma hakkı mücadelesi ve kalkınma sorunu olarak gecekondu
Türkiye açısından erken kapitalistleşmiş ülkelere oranla görece geç bir dönemde yaşanan kamu ve özel sektörleri kapsayan sanayileşme hamleleri özellikle kırsal alanlardaki nüfusu 1950’li yıllardan itibaren daha etkili bir şekilde kentlere çeken bir emek piyasası ortamı yarattı. Kırsaldaki emek faaliyetini terk edip kentteki emek piyasasına yani farklı bir gelir seviyesine dahil olma sürecinde yeni kentsel nüfus, daha önce olmadığı ölçüde kırsaldan beslenerek büyüdü. Göç edenlerin kente geldiklerinde ellerinden alınan haklar bir yana; öncelikle karşılanması gereken en önemli iki ihtiyaçları vardı: Barınabilecekleri bir konut ve çalışabilecekleri bir iş. Kıray’a göre “Gecekondu yapmaktaki temel amaç, göçen kimsenin satınalma gücü çok kısıtlı olduğundan, olanak ölçüsünde ucuza konut sahibi olabilmektir” (Kıray, 1973: 563). Burada gözden kaçırılmaması gereken noktalardan biri, barınmanın temel bir hak olduğudur. Gecekonduları, kentlere gelen ve yabancı oldukları bir fiziksel çevre ve emek piyasasına uyum sağlama sürecinde olan halk kitlelerinin birer barınma alanı olarak ele almak da bu sürecin gidişatı açısından gözle görülebilir bir yansımaya sahip oldu. Bu dönemde hem Arkitekt hem de Mimarlık dergisinde konuya bu minvalde yaklaşan yazıların önplana çıktığını görürüz. Özellikle 1950’lerin ikinci yarısından itibaren Arkitekt dergisinde yayınlanan gecekondu ile ilgili yazılarda barınma hakkı kavramına değinilmiş ve barınmanın bir hak olduğu savunulmuştur. Bu hak savunusu aynı zamanda o dönem sık tartışılır hale gelen gecekondu bölgelerinin yıkımı gibi doğrudan müdahale meselelerine de yanıt niteliğindedir. 1962 yılında Arkitekt’in 309. sayısında Şevki Vanlı, “Toplum Düzeninin Şehir ve Yapıya Etkisi” başlıklı makalesinde bu konuya ilişkin oldukça önemli bir kesit sunar: “Eğer insanlara yaşama hakkı tanıyorsak, bunun önemli bir bölümü de barınma hakkı olacaktır. Eğer bir aileye, toplum, bir ev sahibi olacak kadar bir kazanç temin edemiyorsa, bir barınak temin etmek zorundadır. Bunu temin edemediğimiz takdirde, onların yaptığı gecekonduları yıkmaya hiç hakkımız yoktur” (Vanlı, 1962:180). Burada da görülebileceği gibi kitleleri gecekonduda yaşamaya iten nedenlerin anlaşılması ve bunun barınma hakkı temelinde değerlendirilmesi döneminde önplana çıkan bir yaklaşım şekliydi. Bu süre zarfında devlet ve yerel idareler tarafından müdahaleye ve yıkıma maruz kalan gecekondu alanlarında yaşayanların itildiği şartların, Arkitekt dergisinde çeşitli eleştirilerle karşılık bulduğu görülür. 1959 yılında derginin 294. sayısı için Zeki Sayar tarafından yazılan “Gecekonduların Yıktırılması Münasebetiyle” başlıklı makalede bu konuya dair dönemine göre güncel bir tespite yer verilir: “Belediyenin, barakaları yıktırılan halka tek yardımı ise, yer göstermekten ibaret kalmaktadır. Turistik Sarayburnu-Florya sahil yolu üzerinde kulübeleri yıktırılan ailelere, Belediye, Beykoz’da 50’şer metrekare yer göstermiş, burada yeniden gecekondu yapmalarına izin vererek, güya ıztırabın önüne geçmiş, öte yandan, yeni bir sefalet mahallesinin doğmasına meydan vermiştir” (Sayar, 1959: 3). Belediyelerin gecekondular için başlattıkları yıkım ve dönüşüm faaliyetlerine karşın bütçe sorunu dolayısıyla meselenin daha da derinleştiği ve bu dönüşümün genel idarenin gücü ile yapılması gerektiği bir tespit ve öneri olarak dergide yer alır. Ayrıca, gecekondu sorununun çözümü konusunda kimin yetkili olacağı ve hangi araçlarla gerçek anlamda bir çözümün varedilebileceği konusu da tartışılmıştır. Bu konuda da örneklere rastladığımız yazının devamında Sayar “Belediyemizin, bu sefalet topluluklarını kaldırarak buralardaki halkı en basit ölçülerle medenî bir şekilde iskân edebilecek imkânları yoktur. Bu itibarla bu dâvanın bir hükümet işi olduğu muhakkaktır” (Sayar, 1959:3) der. Yerel belediyelerin geniş çaplı bir dönüşüm faaliyeti ile gecekondu sorununa çözüm getirebilme ihtimali hayli düşük olduğundan dönüşüm hedefinin nihayete erdirilebilmesi adına kamunun daha büyük sorumluluk alması gerektiğine işaret edilir.

Mimarlık, sayı 11 (1964/5) kapak görseli (Mimarlık’ın izniyle).

Aynı yıllarda Mimarlık dergisinde de benzer tartışmalar önplana çıkar. Gecekondu mahallelerinde yaşanan yıkım ve insanların evsiz bırakılma süreçlerini barınma hakkının ihlali olarak ele alan tartışmalar, sadece tek taraflı kuramsal değerlendirmeler olarak değil aynı zamanda konunun toplumsal yansımalarıyla da kendine yer buldu. Bu durum, mimarlık dergilerinde, meslek alanının etiğini etkileyen görüşlerin, tek bir eksenden değil bir yandan sosyolojik olarak da, toplumun nabzının da aktarıldığı bir şekilde varolabilmesini sağladı. Özellikle yıkım süreçlerinde gecekondularda yaşayan halkın tedirginliği, 1964 yılında Mimarlık dergisinin 11. sayısı için Mimarlar Odası Komisyonu tarafından yazılan “Memleketimizin İmar Bakımından Arzettiği Durum ile Bu Halin Islah Konusunda Çözüm Teklifleri” adlı makalede kendini gösterir. Komisyon’un raporuna göre, “Zira sık sık halka gecekondusunun yıkılacağı yolunda huzursuzluk veren haberler gelmekte veya gecekonduların ıslahı gibi tatbiki zor ve büyük paralar isteyen meseleler ortaya çıkmaktadır” (Mimarlar Odası Komisyonu, 1964:18). Bu yıkım endişesi, aynı zamanda gecekondu alanlarında bulunan yapıların barınma hakkı düşünülerek müdahale kapsamına alınması fikri ile de bütünleşerek özellikle gecekondu alanlarındaki alt sınıflardan oluşan toplulukların konutlarından mahrum kalmaması adına devlete önemli çözüm yolları sunuldu. Gecekonduların barınma hakkı ekseninde değerlendirilmesi her iki dergide de yaygın bir yaklaşım olarak öne çıktı.

Çarpık kentleşmenin nedeni ve dönüşüm potansiyeli taşıyan bir değer olarak gecekondu
Özellikle daha yoğun göç alan büyük şehirlerde gecekonduların plansız bir şekilde inşası, düzensiz yapılaşma alanlarının giderek büyümesine yol açtı. Hem yapısal hem de sınıfsal olarak artan işçi nüfusunun yaşadığı ve giderek merkezileşen alanlar, özellikle 1960’lı yıllarda İstanbul, Ankara, Kocaeli gibi kentlerin gelişimlerini olumsuz etkiledi. Arkitekt’in 1968 tarihli 332. sayısında Ertuğrul Menteşe, “Hızlı Şehirleşme Olayı Karşısında İdari Reform Zorunluğu” başlıklı makalesinde gecekondulaşma konusunu İstanbul’u kapsayan istatistiki verilerle detaylı bir şekilde değerlendirir: “İstanbulda bugün nüfusun %45’i gecekondu mahallelerinde oturur ve (Ankara % 59,22 si) bu rakamın artmayacağını kime katiyetle söyleyemez” (Menteşe, 1968:149).

Gecekondulaşma oranının yükselişini beslemekte olan yeni sanayi havzalarının emek gereksinimi arttıkça; gecekondu alanları da hızla değişerek emekçi kesim için kötü yaşam koşulları yaratır hale geldi. Bu dönemde mimarlık alanında şekillenen tartışmaların ikinci odağını, gecekondu alanlarının kentlerin morfolojik yapısında ve altyapı sistemlerinde yarattığı olumsuzluklar oluşturur. Arkitekt’in 1963 tarihli 310. sayısında Zeki Sayar, “Kontrolden Çıkan Şehir” başlıklı makalesinde bu yıllara ait önemli tasvirlere yer verir: “Yeşilliği ve güzelliği ile ressamlarımıza yıllarca konu olan Kurbağalıdere şimdi on bin gecekondunun lâğımlarının akıtılması yüzünden pislik, koku, hastalık ve ölüm saçan bir hal almıştır. Derede, artık ne balıklar, ne kurbağalar yaşayamaz olmuştur” (Sayar, 1963:3). Gecekondular, kentsel planların bağlayıcılığını yitirmesi dolayısıyla da kentler için oldukça önemli bir tehdit unsuru olarak görüldü. Kentsel planlamanın gecekonduların varlığı ile işlevsizleşmesi ve bununla birlikte çarpık kentleşmenin önlemez şekilde meşrulaşması dikkate değer bir konu olarak kendine yer bulur. Arkitekt’in 1963 tarihli 313. sayısında Kemal Ahmet Aru tarafından kaleme alınan “İstanbul’un Planlaması Nasıl Yapılmalıdır?” adlı makale, planlama ve imar kararlarının etkisizleşmesiyle birlikte gelen sorunlara değinen bir pencere açar: “Diğer taraftan son yıllar içinde gecekondular sürekli artmış ve şehrin çevrelerinde plân düzeni dışında bugün sayısı yüzbini çoktan aşan gecekondulara, çalışmaya gelen yarım milyon nüfus yerleşmiştir. Bir şehrin plânının var olması da bu şekilde bir hücum karşısında bir şey ifade etmemektedir. Bu suretle plân otoritesi sarsılmaktadır” (Aru, 1963:148). Yine aynı makalenin devamında Aru, bu plansızlık durumunun kentsel başkaca değerler üzerinde yarattığı baskıya da değinir: “Bir taraftan imar organları, şehirde imar tatbikatının plânlara göre yapılıp yapılmadığını sıkı bir şekilde kontrol etmeye gayret ederken, diğer taraftan şehir kenarındaki yeşil alanlar, dağlar, bayırlar, kırlar üzerinde, kamu topraklarında 10 binlerce yapının hiç bir imar ruhsatı almadan inşa edilmesi niteliği, bir şehrin imar organlarının otoritesini altüst etmekte, ve bütün imar tatbikatının kontrolünü da iflâs ettirmektedir” (Aru, 1963:148). Buradan anlaşıldığı ölçüde gecekondular, kentin temel sorunlarından bağımsız ve plansız genişleyen kentsel alanların önünün kesilememesinin en önemli nedeni olarak algılanmıştı. Bu yaklaşım, genel tartışmalar içerisinde önemli ve özgül bir ağırlığa sahip olsa da tek bir noktadan öteye geçememiş ve kendine alan açmamıştı. Gecekonduların yarattığı sorunların veya kentsel alanda neden olduğu dengesizlik ve çarpıklığın tespiti kadar sorunun hangi farklı mekanizmalar dahilinde çözülebileceği de önemli bir çıkış yolu olarak tartışıldı. Gecekondu alanlarının yeni politikalar ile entegre edilerek nasıl dönüştürülebileceği de bu dönemde önplanda olan konular arasındaydı. Özellikle genel idarenin gecekondu gerçeğini, çözülecek bir sorun olarak algılaması ve bu sorunu çözümleme gayretine girmesi gerektiği öne çıkan bir görüş olarak savunuldu. 1959 tarihli Arkitekt’in 294. sayısında yer alan “Gecekonduların Yıktırılması Münasebetiyle” adlı makalesinde Zeki Sayar, bu konuda bazı örnekler verir: “Büyük şehirlerimizin etrafında mantar gibi peyda olan bu sosyal sefalet mahalleleri ile uğraşmak üzere, kurulan İskân ve İmar Vekâleti maalesef, bu sahada henüz hiçbir şey yapmamıştır” (Sayar, 1959: 29).

Açıkça görülebileceği gibi, kamu sorumluluğunun müdahale etmekte yetersiz kalışı, sorunun büyümesine bir sebep olarak gösterilmiştir. Sorunun tespitinden öteye gitmek hedefiyle yeni bir içerik alanı da bulan mimarlık yayınlarında, gecekondu sorununa nasıl müdahale edilebileceği ve sorununun hangi ölçüde düzeltilebileceğine dair farklı eleştiriler de gündeme geldi. Çözüme yönelik farklı tartışma odaklarının olduğu bu dönemde, konut sorununa çözüm öneren birtakım mevcut proje ve uygulama örneklerine de cephe alınmıştı. Mimarlık dergisinin 1964 tarihli 11. sayısında Mimarlar Odası Komisyonu tarafından yazılan “Memleketimizin İmar Bakımından Arzettiği Durum ile Bu Halin Islah Konusunda Çözüm Teklifleri” adlı makalede zamanında yapılmayan sosyal konut projelerinin gecekondu sorununu derinleştirdiği ve uygulanmadığı ölçüde kentlerin çehresini değiştirmenin ötesinde maddi olarak da zarar edildiğinden bahsediliyor: “Eğer zamanında yeterli bir plan yapılmış olsaydı: Halka ihtiyacı olduğu zaman mesken yapacağı yerler gösterilebilecek ve gecekondular yerine ‘sosyal mesken’ mahalleleri teşekkül edecekti. Böylece 80.000 gecekondu icin yatırılan 2 milyar lira civarındaki para heder olmayacaktı. Ayrıca, halkla Devlet otoritesi karşı karşıya gelmeyecekti” (Mimarlar Odası Komisyonu, 1964:18).

Gecekondular karşısında teşvik edilmesi gereken sosyal konutların yerini kentteki sınıf ayrımını güçlendirecek lüks konutların alması da eleştirildi. Yine 1959 yılında Arkitekt’in 294. sayısı için yazılmış “Gecekonduların Yıktırılması Münasebetiyle” adlı makalesinde Zeki Sayar’ın doğrudan isim vererek yaptığı bir örneklendirme göze çarpar: “İmar Vekâleti, henüz kuruluş gayelerine uygun olarak teşkilâtlanmamış ve dâvaya el koyamamıştır. Bu Bakanlık çalışma ve imkânlarını asgarî mesken ünitesi üzerine teksif etmeli, Ataköy gibi teşebbüslere mâni olmalı, her şeyden önce mesken sefaletini önleyecek malûm metodları tatbik etmelidir” (Sayar, 1959: 29). “Ataköy teşebbüsü” olarak tanımlanan durum, İstanbul’un belirli bölgelerinde oluşan, yüksek gelir grubuna yönelik konut alanlarına dair bir polemiğin mekansallaştırılmış haliydi. Gecekondularda yaşayan alt sınıfa mensup hane halklarının karşı karşıya kaldığı koşulların ve bunun kentsel etkilerinin konut problemi bağlamında ele alınması yerine; yüksek gelir gruplarına ait mekansal ihtiyaçların kamu tarafından karşılanıyor olması başlı başına bir sorun olarak kendini gösterdi. Gecekondulaşma fenomeninin önüne geçmek için, sosyal konut üretiminin ve gecekondu alanlarının hak temelinde dönüşümünün devlet eliyle yapılması gerektiğine dair tartışma, bu dönem yayıncılığında kısa aralıklarla kendine yer buldu. Sorunun tespitinin net bir şekilde yapıldığı, çözümün işaret edildiği bu türden yazılarla birlikte, gecekondu sorununun mimarlık dergilerine yansıdığı haliyle çözümsüz bir teori alanı olarak varlık göstermediği söylenebilir.

Arkitekt’e 1965 yılında Zeki Sayar tarafından yazılan “Günün Konusu: Gecekondular” başlıklı makalede bu durum açık şekilde formüle edilir: “Bundan sonra yapılacak gecekonduları ‘sosyal meskenler’ diye mütalâa etmek lâzımdır. Birincilerin ıslahına uğraşılırken, yeni yapılacakların eskilere benzememesine bilhassa gayret göstermek zaruridir. Mütehassısların hesaplarına göre her yıl yurdumuzda 120.000 meskene ihtiyaç varken, ancak yarısı, yani 60.000 i yapılabilmektedir. Geri kalan ihtiyacı ise halk kendi kendine gecekondu olarak inşa etmektedir. Bu da memlekette en basit bir hesapla yılda 250 milyon liraya mal olmaktadır. İşte, kendi kendine plânsız bir şekilde her yıl yapılmakta olan bu 50-60 bin konutun inşasına Bakanlığın elini uzatması ve bilhassa teknik yardım ve teknik gücü iletmesi en âcil bir zarurettir” (Sayar, 1965: 100). Tüm bu açılardan bakıldığında dergilerde önplana çıkan yaygın kanı; gecekondunun olumsuz etkileri olduğu ama aynı zamanda fiziksel müdahale araçlarının devreye girmesi halinde bu alanların sınıfsal dezavantajlara sebebiyet vermeden dönüştürülebileceği yönündedir. Bu imkanların kamunun elinde varolduğu fakat doğru bir düzlemde değerlendirilmediği tespiti; kamu otoritelerine genel bir uyarı niteliğindedir; aynı zamanda imar planlarına bağlı kalarak kentlerin geleceğinin garanti altına alınabileceğine işaret eder.

lll. Sonuç
Türkiye’nin kentleşme pratiğinde oldukça önemli bir olgu niteliği taşıyan gecekondular, ortaya çıkışından yayılmasına kadar geçen sürede politik ve ekonomik olarak değişkenlik gösteren şartlar içerisinde kentler ve kentliler adına derinleşen bir sorun haline geldi. “Gecekondu sorunu”nu yaratan şartlar bağlamında, Türkiye’nin kapitalist iktisadi gelişim seyri içinde konumlanan sanayi atılımları ve buna bağlı emek gücü gereksinimiyle özellikle 1950’li ve 1960’lı yıllar önplana çıkmakta. Bu yıllarda kırsaldan kentlere akan işgücüyle kentlerde yeniden biçimlenen emek piyasalarının ana öznesi halini almaya başlayan işçi sınıfı başta olmak üzere tüm alt sınıf kitlelerin barınabileceği konut alanlarının göç hızı ile örtüşecek şekilde kentlerde varlık gösterememesi ciddi bir barınma sorununu beraberinde getirdi. Bu gereksinime yönelik üretilmiş dönemsel çözümlerden en yaygını halini alan gecekondular da kendine özgü sorun ve yansımaları, 50’li ve 60’lı yıllarda görünür kıldı. Kentlerin biçimlenişine ve mimari üretimin seyrine yadsınamaz etkisi bir yana, gecekondu sorunu mimarların ve mimarlık kuramcılarının daima gündeminde kalan bir toplumsal gerçeklik olarak Türkiye’nin önde gelen meslek yayınlarından Arkitekt ve Mimarlık dergilerinde de geniş yer buldu. Mimarlık meslek yayınları arasında gerek süreklilik gerekse kapsam açısından önplana çıkan her iki dergide de gecekondu sorununun iki tespit odağında ele alındığı söylenebilir. Bunlardan ilki, gecekonduların bir barınma hakkı olarak toplumsal bir zorunluktan ortaya çıktığı tespitidir. Her iki yayında da bu görüşü destekleyen; gecekonduların yıkılması, burada yaşayanların evsiz bırakılmaları gibi teşebbüslere karşı noktada konumlanan bir iradenin ortaya çıktığı görülür. İkinci tespit ise gecekonduların kentleri yaşanamaz kılan sonuçları olduğu gerçeğidir. Bu noktada, gecekonduların yarattığı yakıcı sorunlar ortaya konurken eleştiriler, sözkonusu sorunların emekçi hane halkından değil, planlama ve imar eksikliklerinden kaynaklandığı üzerinden şekillendirilir.

Sorunun asıl kaynağı olarak uygulanmayan imar planları ve bu planları sistematik olarak gündemine almayan kamu kurumları gösterilir. Kamu politikaları sistemli olarak eleştirilirken kentlerin günden güne içine düştüğü olumsuz atmosfer de acilen giderilmesi gereken bir sorun olarak önplanda tutulur. Ayrıca gecekonduların kentte yarattığı sorunların aşılabilir olduğu ve çözüm potansiyeli taşıyan dönüşümlerin merkezinde yer alabileceklerine, bu anlamda sosyal konut üretimini garanti altına alan politikaların gerekliliğine vurgu yapılır.

Mimarlığın meslek alanına dair görüşleri yansıtan Arkitekt ve Mimarlık dergileri dönemin şartları çerçevesinde mimarların tespitler, öneriler ve eleştiriler üretmekten çekinmedikleri bir alan açmıştır. Böylece gecekondulara bakışın olumlu ve olumsuz yanları ile birlikte irdelendiği, sözkonusu tartışmanın tüm meslek üyelerine de aktarılarak genişletildiği bir düşünsel üretim ortamı sağlamışlardır.


Kaynaklar:

Akay, Z., “Kişisel Çabalardan Profesyonelliğe: Türkiye’de Mimarlık Dergilerine Kısa bir Bakış”, Mimarlık, sayı 400, 2018, s. 46.
Aru, K.A., “İstanbul’un Planlaması Nasıl Yapılmalıdır?”, Arkitekt, sayı 313, 1963/4, s. 148.
Cengizkan, İ. vd. “Zeki Sayar ve Arkitekt, Tasarlamak, Örgütlemek, Belgelemek”, Mimarlar Odası Yayınları, 2015, s. 149.
Kıray, M., “Gecekondu; Az Gelişmiş Ülkelerde, Hızla Topraktan Kopma ve Kentle Bütünlesememe”, SBF Dergisi, Cem Sar’a Armağan, 1973, s. 562-563.
Menteşe, E., “Hızlı Şehirleşme Olayı Karşısında İdari Reform Zorunluğu”, Arkitekt, sayı 332, 1968/4, s. 149.
Mimarlar Odası Komisyonu, “Memleketimizin İmar Bakımından Arzettiği Durum ile Bu Halin Islah Konusunda Çözüm Teklifleri, Mimarlık, sayı 11, 1964/5, s. 17-21.
Sayar, Z., “Gecekonduların Yıktırılması Münasebetiyle.” Arkitekt, sayı 294, 1959/1, s. 3-4, 29.
Sayar, Z., “Kontroldan Çıkan Şehir”, Arkitekt, sayı 310, 1963/1, s. 3.
Sayar, Z., “Günün Konusu: Gecekondular”, Arkitekt, sayı 320, 1965/3, s. 100.
Sayar, Z., “Zeki Sayar: Çizdiğini İnşa Etmeyen Bir Mimarı Tasavvur Edemiyorum.” Arkitekt, sayı 4, 1988, s. 47.
Vanlı, Ş., “Toplum Düzeninin Şehir ve Yapıya Etkisi”, Arkitekt, sayı 309, 1962/4, s. 180.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Arredamento MimarlıkArredamento Mimarlık

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Gecekondu Sorununun Meslek Dergilerine Yansıması: Mimarlık ve Arkitekt Örneği (1950-1970)

Bir mimarlık lisans öğrencisi tarafından yazılmış bu makale artık neredeyse unutulmuş gecekondunun medyadaki yansımalarını ele alıyor.

28 Mar 2023

Mimarlık, sayı 11 (1964/5) kapak görseli (Mimarlık’ın izniyle).

YAZARLAR

Arredamento Mimarlık

Mimarlığın disiplinlerarası yapısının sağladığı olanakla sanat ve kültür alanlarına da hitap edebilen Arredamento Mimarlık, iki haftada bir salı günü yayımda.

İLGİLİ OKUMALAR