
Ayvalık-Cunda'nın bende hep farklı bir yeri vardır. Evler, sokaklar geçmişin izlerini taşır, kendine has renklerini ve dokularını korur. Geçmişe duyulan bu saygı bende de sonsuz bir aidiyet duygusu yaratıyor. Taş binaların hafif yıpranmış yüzlerinden olsa gerek bu sokaklarda gezerken melankoli duygusu kaplıyor içimi. Bu melankoli duygusunun yanına lokal lezzetlerin buraya uyumuyla ve biraz da heyecan katılmasıyla her yıl soluğu aldığım duraklardan biri oluyor bu bölge. Önceki sayıda Paleo'nun gördüğüm en güzel kahve dükkanı, Ayna'nın ise Cunda'nın müdavimi olmaya yetecek lezzetlerinden, Atölye Patika'nın bitkilerle yarattığı mucizelerden bahsetmiştim. Bu sefer yepyeni ve bende yine en az öncekiler kadar iz bırakan keşifler yapacağız.
Ayvalık sokaklarında zamanı durduran mekanlardan biri Moyy Atölye, kitlesel tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmek amacıyla kadınların yerel kalkınmadaki rolünü güçlendirme düşüncesiyle açılmış. İçerdeki ürünler bu harika düşünceden çıkarak üretiliyor, hepsi tamamen el emeği... Aslında günümüzde bunun ne kadar değerli olduğunu da anlatıyor bize. Karadeniz kültürünün izinde filizlenen bu el emeği ürünlerin dokusu insanın ruhuna dokunuyor. Geniş tavanlı eski bir evin içinde tazecik çiçekler, kahve kokusu ve doğal, pastel tonlarda tasarım ürünler sizi karşılıyor. El örgüsü sepetlerden kıyafetlere, aksesuarlardan ev tekstiline geniş bir ürün yelpazesi mevcut. Bir de ortadaki uzun masada kahve içmenin keyfi var tabii, o çok başka!
Hafif hafif güneş batmaya başlamışken Onbeş'in yolunu tuttuğumuzda yanlış bir yola girdiğimizden emindim. Çıt çıkmayan daracık bir sokağın sonunda bir pizzacının avlusuna ulaşacağımı asla tahmin edemezdim. Sizi şaşırtan, beklenmedik güzellikteki yerlerin etkisi aynen böyle oluyor. Ağaçların ve ışıkların altında, karşımızda taş fırın, masalara gelen şarap ve pizzalarla küçük bir Floransa yolculuğuna çıkmış gibiydik. Bulunduğunuz mekandan, sunumlardan bu kadar etkilendiğinizde, ona bir de yediklerinizin lezzeti eklenince bunun hafızanızda iz bırakan bir akşama dönüşmesi çok normal değil mi?
Cunda sokakları da Ayvalık kadar sürprizlerle dolu, tarihi Cumhuriyet Fırını'nın yanında bir lezzet köşesi bulacağımı pek düşünmüyordum açıkçası. Sage'de beni etkileyen ilk nokta sadelik oluyor, var olana dokunmadan küçük dokunuşlar yapabilme yetisi. Bu keyifli ortama günlük alınan sebze ve meyvelerle hazırlanan özgün tabaklar eklenince birden fazla kez gitmeniz şart oluyor. Yolun önünde sabah kahvesinin tadı başka, şeftali, fasulye, taze domates ve tahin sosun birleşimiyle yaz salatası yemenin tadı başka! Burası her yerde karşılaşamayacağınız bir menüye sahip ve bu menü bence yaşadığımız dönemde en çok ihtiyacımız olan duyguya dokunuyor: özgün olabilme ve yaratma gücü!
Dönüşüm kelimesi bana her zaman korkutucu gelir. Sanki yaşanmışlıkları yok edecek bir güce sahipmiş gibi, sanırım o yüzden. Küçükköy'deki eski evlerin birer sanat galerisi veya atölyeye dönüşümü içimdeki o yaratma gücüne dair inanışımın gerçeğe dönüşmesine bir adım oldu. Dönüştürmek, yaratabilmek, renklerin birleştirici gücüyle ruhu besleyebilmek! Özellikle Galerida'daki eser seçkisine hayran oldum. Ayşecan Kurtay'ın kolajları, Saim Erken'in resimleri ve Öznur Karadayı'nın geometrik çalışmaları, eski bir taş evin içinde aynı duvarda...
Rotanızı 1-2 günlüğüne de olsa buralara çevirirseniz kendinizi lokal ürünlerin modern tabaklarda sunulmasını, eski evlerin birer galeri olarak karşınıza çıkmasını, eskiyle yeninin bu kadar dengeli bir şekilde harmanlanmasını deneyimlemeye bırakabilirsiniz. Bu dengeyi hem içerde hem dışarda hissedebilmek çok özel ve güzel!
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
☀️ Bu hafta bir Cunda-Ayvalık gezisi eşliğinde yaz rüzgârı gibi oradan oraya savuran bir kitap seçkisi okuyacağız!
06 Ağu 2022

YAZARLAR

1Kitap1Mekan
Gerek klasik, gerek modern edebiyattan kitap önerilerimi ve birçok yeni mekan tavsiyemi 1Kitap1Mekan bültenimde bulabilirsiniz!
İLGİLİ OKUMALAR


