8 Mart Dünya Kadınlar Günü: Genç kadınlar geleceği nasıl görüyor?

Belli bir yaşın üzerindeki kadınlar, halen 80'lerle birlikte yükselen kadın hareketinin deneyimini ve ümidini bugüne taşıyabiliyorlar. Peki ya bu dönemi görme fırsatı olmamış genç kadınlar? Bir önceki jenerasyonun verdiği mücadele onların hayatlarını iyileştiremeyi başardı mı? Genç kadınlar ve ilk gençliğe adım atanlar bugün ne sorunlar yaşıyor; geleceği nasıl görüyor ve Türkiye'de hayatta kalmak için hangi yolları deniyorlar?
8 Mart Dünya Kadınlar Günü: Genç kadınlar geleceği nasıl görüyor?

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

Türkiye’de kadınlar bu 8 Mart’ı bir önceki yıldan daha endişeli, daha tedirgin kutluyor. Şiddetin önlenmesine ilişkin vaatlerin tutulmadığı, cezasızlığın yaygınlaştığı bugünlerde, sosyal medya üzerinden adalet aranıyor; vakalar üzerinden hak talebi yaygınlaşıyor. 

Belli bir yaşın üzerindeki kadınlar, halen 80'lerle birlikte yükselen kadın hareketinin deneyimini ve ümidini bugüne taşıyabiliyorlar. Peki ya bu dönemi görme fırsatı olmamış genç kadınlar? Bir önceki jenerasyonun verdiği mücadele onların hayatlarını iyileştiremeyi başardı mı? Genç kadınlar ve ilk gençliğe adım atanlar bugün ne sorunlar yaşıyor; geleceği nasıl görüyor ve Türkiye'de hayatta kalmak için hangi yolları deniyorlar? 

16 yaşındaki Defne, yoklama alıyor: “Asla yalnız yürümeyeceğiz ama nasıl yürüyeceğiz?” Bu sorunun cevabını arıyoruz.

Güven artık yalnızca kavramsal olarak bildiğimiz bir 'durum'

Bir zamanlar kız çocukları her ne kadar yine baskı çemberinde olsalar da kendilerine ait alanlar bulabilirdi. O alanlar giderek daraldı; site bahçeleri, apartman önleri ve hatta herkesin birbirinin tanıdığı köylerde bile güvende hissedilmez oldu. Narin Güran’ın el birliğiyle “yok edilmesinin” toplumsal hafızaya etkisini nasıl inkar edebiliriz? Güven artık kadınların yalnızca kavramsal olarak bildiği bir “durum.”

9 yaşındaki Zeynep’le “tekme atmacılık” oynuyoruz. Sınıfta oğlan çocukları tarafından rahatsız edilen arkadaşından bahsediyor. Bu olay bütün kızları endişelendirmiş. Sonuçta “Oğlanlar güçlü ve velileri de öğretmene kızıyor.” Bu koşullar altında biz büyüklere düşen, öz savunma tekniklerini oyunlaştırmak.

Peki okulda kendini korumak için nasıl tekme atması gerektiğini öğrenen, hemen her gün yanında yöresinde bir şiddet vakası konuşulan kız çocukları ve genç kadınlar açısından durum nasıl? Onlar kendilerini nasıl tanımlıyor, bu açık ayrımcılıkla nasıl başa çıkıyorlar?

Daima bir kasanın, bir bankonun arkasında mı duracağım?

40'lı yaşlarını süren benim çocukluğumda kadınlar çoktan kamuya karışmıştı ancak çalıştıkları yerlerde erkekler kadar mesai yapsalar da aldıkları ücret başkaydı. Evde oturan kadın, çalışan kadından makbuldü. 

Kapının dışındaysa sabahın köründe otobüse binmek, otobüste tacize uğramak ve ama “edepten”, ama “utançtan” susmak vardı. 1989’da yakalarda görülmeye başlayan mor iğneler tam da bunun içindi. Çocukluk anılarımda kendisini taciz eden erkeğin elini yakalayıp “Bu terbiyesiz el kimin?” diye ifşa eden kadınlar var.

O günlerde tehditkar olan toplu taşıma yolları, geçen 30 yıllık süre zarfında daha güvenli hâle gelmedi. Aksine Özgecan Aslan’la beraber şiddetle özdeşleştiler.

24 yaşındaki Sema, kendi tabiriyle “havalı” bir markette çalışıyor. Aslında Tıbbi Dokümantasyon ve Sekreterlik mezunu ama özel hastanelerde bir süre çalıştıktan sonra devlet hastanelerine geçmek için uğraşmaya karar vermiş. Bu arada yine kendi tabiriyle onu “finanse edecek bir ailesi” olmadığı için kasiyerlik yapıyor: 

“Buradaki altıncı ayım ve aslında zaten bu tür yerlerde insanlar kısa süreli çalıştığı için ben kıdemli sayılıyorum. Bulunduğum mağaza evime yakın ama dönem dönem rotasyona tabiyiz, böyle olunca sabahın çok erken saatlerinde çıkmam ve toplu taşıma kullanmam gerekiyor. Otobüs kullanmak bende bir travma oldu artık. Bir kere çok kalabalık. İnsanlar kaba. Otursam bazen yanındaki erkekler o kadar yayılıyor ki kendi yerimde küçülüyorum. Oturmasan sürekli tedirginsin.”

Sema otobüste ya da toplu taşımada herhangi bir sorunla karşılaşmamış. O yaşadığı şeylerden değil, yaşama ihtimali olan şeylerden gergin:

“Ben anne, baba, kardeşlerimden oluşan ailemde şiddetle karşılaşmadım. Ailem Sivaslı ama kaç yıldır İstanbuldalar. Bizim içimizde olmadı ama mesela amcamın kızı geçen yıl evlendi, bu yıl boşandı. 22 yaşındaki kızı o kadar ezmişler ki, sürekli bayılıyor. Sonra iki ay önce işten ayrılan bir çocuk gelip benim üzerime yürüdü. ‘Bana zamanında gelmiyor demişsin’ dedi, tehdit etti. ‘Çıkışta bekleyeceğim’ dedi. Zaten ayrılma nedeni sorunlu tavırlarıydı. Sürekli müşterilerle kavga ediyordu. Benden önce de başka bir kasiyer kıza sataşmıştı. Böyle durumlarda mağaza müdürü bizi kolluyor ama biliyorum ki bu durum büyüse, şirketin farklı kesimlerinde duyulsa işten çıkartılırım.”  

Çıkartılsa çok mu kötü olur? Bir sendika, bir dayanışma bulamaz mı? Bu soruyu kendine çok sormuş:

“Bizim mağazalarda çalışanları da kapsayan sendikalar var ama ben bunlara güvenemiyorum. Ailemde hiç böyle bir gelenek yok. Babam söylemiyor ama bu işte çalışmamdan memnun. Şimdi bizimkilere otobüste ya da işte geriliyorum desem, ‘Ne var korkacak’ derler. Kendimi bazen şöyle hissediyorum: Daima bir kasanın, bir bankonun, bir veznenin arkasında duracağım ve gelen herkesi mutlu etmek için elimden geleni yapacağım. Benim vazifem bu kadar. Kadınlarmış, haklarıymış, ne bileyim? Bunlar bana uzak geliyor.”

Bir tür sandalye kapmaca

31 yaşındaki Aslı öfkeli, çok öfkeli:

“Bazen mesela babama, bazen sürekli bana akıl veren erkeklere, bazen trafikte karşılaştığım sürücüye böyle avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum. O kadar sinirleniyorum ki bu sürü saçmalığın kadınlara mal edilmesine. Erkeklerin başarısızlıklarının hasır altı edilmesine, kadınların suratına her fırsatta çarpılmasına.”

Bekar bir annenin aktivizm deneyimi olan kızı Aslı. Annesinin boşanma sürecinde yaşadıkları, onda erken dönem bir farkındalık yaratmış ve bu farkındalıkla örgütlü mücadelenin yollarını aramış:

“Aktivizm ailemden çok yabancı olduğum bir şey değildi ama toplumsal cinsiyet üzerinden bir farkındalık da yoktu. Hep 80’ler ve sonrasındaki insan hakkı ihlallerine yönelik bir örgütlü mücadeleyi biliyordu bizimkiler. Bense cinsiyet eşitsizliği üzerine konuşmak ve çalışmak istedim.” 

Üniversite döneminde başlayan örgütlü aktivizm süreci bugünlerde devam etmiyor:

“Okulu bitirince mücadeleyi bırakırsın diye bir laf vardır ya. Ben aslında mücadeleyi bırakmadım sadece bunun temsilcisi mecraları bıraktım. Onların benim adıma konuşmasını, benim gayretim üzerinden politika yapmasını uygun bulmuyorum. O kadar acayip şeylere tanıklık ettik ki oralarda olduğumuz süre boyunca. Mesela tacize karşı bir toplantı yapıyoruz, kadın kadına markaj yapıyor, onun üzerinde bir tahakküm kuruyor. Bunu gösterip itiraz ettiğinde de seni örgütlü yaşama adapte olamamakla suçluyor. Belki senin örgütlü yaşam diye bildiğin şey, başka tür bir hiyerarşidir?”

Aslı’ya göre ageizm (yaş ayımcılığı) bu tür kurumlardaki en büyük sorun:

“Ben bunu bir tür sandalye kapmaca olarak görüyorum. Bazı insanlar zamanında bazı sandalyeleri kapmışlar ve onlara o kadar iyi sahip çıkıyorlar ki yeni bir insanın gelmesi ihtimali bile yok. Ben orada kendimi ispat etmek için gece-gündüz çalışacağım, eylemde gözaltına alınacağım ve bizim yaptığımız şeylerin hiçbiri Adana’da şiddet gören bir kadına çare olamayacak. O yüzden örgütsüz bir insan olarak kendimi temsil etmeyi ve bu konuda ısrarcı olmayı daha doğru ve politik bir tavır olarak görüyorum.”

Asla yalnız yürümeyeceksin, peki kiminle yürüyeceksin?

16 yaşındaki Defne’nin annesini zaman zaman çileden çıkartan çıkışlarının ardında hep şu sav var:

“Bence kadınlar ya da erkekler Türkiye’de bugüne kadar bir şey yaptılarsa bunun çok iyi sonuç vermediği belli. Başka bir şey daha yapmaları lazımmış demek ki.”

Üniversiteye hazırlanan, K-Pop hayranı, derslerine sıkı sıkıya sarılan Defne toplumsal olayları sorgulamayı kendine uzak buluyor:

“Benim için notlarım çok önemli çünkü çok ciddi bir rekabet içindeyiz. Ben de hayatımı farklı bir yönde kurgulamak istiyorum. O yüzden notlarımı da derslerimi de önemsiyorum. Hayatımı da buna göre hayal ediyorum. Başka bir yerde, başka koşullarda yaşamak istiyorum.”

Ona bu yaşta bu sorumluluğu hissettiren, başka bir yerde başka bir hayat düşleten ne? 

“En yakın arkadaşlarımdan biri erkek arkadaşı tarafından zorbalandı. Biz iyi bir okulda okuyan çocuklarız. Okulda yönetim de bunu bildiği hâlde sessiz kaldılar. Kız çok zor günler geçirdi, bir ara hastaneye yattı. Benim ailem, özellikle annem toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda bilinçli insanlar. Bana her zaman bir alan açtılar. Annemin bir ara eve getirdiği dergilerde ‘Asla yalnız yürümeyeceksin’ yazıyordu. Bence de bu konularda yalnız olmak kötü ama kiminle yürüyeceğiz? Sana inanmayan müdürle mi, okul aile birliğiyle mi, rehberlik hizmetleriyle mi?” 

Defne için dünyadaki kadın hareketlerini izlemek, Türkiye’nin gündeminden daha etkili: 

“Ayrımcılık dünyanın her yanında var ama mesela İran’daki kadınlar daha cesur geliyor bana. Ya da Kore’dekiler. Onların koşullarını bilmiyorum tabii, uzaktan bir gözlem bu.”

Ben eşek miyim de eşim ipimi çekiyor

Büşra, ilk feminist gece yürüyüşüne geçen yıl gitmiş. Tabii ona gitmek denirse:

“Tophane üzerinden Cihangir’e çıkmaya çalıştık, olmadı. Ara sokaklara girdik, Çukurcuma’da dolandık. Gaz atıldı arada gözlerimiz yandı. Ama kadınların arasında böyle her tarafımın morlarla, renklerle dolduğu bir an vardı. O kadar iyi o kadar iyi hissettim ki... ‘Oh be dünya varmış’ dedim.”

28 yaşında ve İstanbul’da çalışan Büşra için taşradan çıkmak, şehre karışmak, kendi hayatını istediği gibi kurgulamak hayal gibi:

“Dışarıdan bakıldığında muhtemelen insanlar bana deli diyordur. Küçük bir şehirde yaşadıktan sonra evlilikle buraya geldim. Ailem eşimi seviyor ama onların tabiriyle ‘bana karışmamasını’ biraz ilginç buluyorlar. Geçen sene bayramda eve gittiğimizde babam ‘Arada bir ipini çek ama’ diye uyardı. Bu çok ağırıma gitti.”

O güne kadar babasıyla hiç sorun yaşamayan Büşra için bu aslında hayatında taşlarını yerine oturtan hadise:

“Ben hep sessiz ve uyumlu bir kızdım. Okulumu okudum, okuldan hemen sonra atandım, hemen sonra evlendim. Hiç sorun çıkarmadım. Buna karşılık daima soran, sorgulayan bir yanım da vardı. Eşim de beni bu konuda kısıtlamadı, alan açtı. Fakat onun bu uyumlu tavrı, beni şımartmak olarak görüldü. Bunu yapan da babam oldu. Babam bilmiyordu ama onu söylediği sırada eşim işsizdi, ailenin geçimi benim üzerimdeydi. Hayatta bu kadar şeyi başarmış biri olarak, başımda bir otoritenin bulunması isteği çok kırıcıydı. Babama ‘Ben eşek miyim ipimi çekiyor ya’ dedim ama çok alındım.”

İstiyorum ki öğrencilerim bizden şanslı olsun 

Üniversitede asistanlık yapan Senem, 28 yaşında ve bu yıl yurt dışına gitmek için projesinin onaylanmasını bekliyor:

“Türkiye’de kadın olmak nedir derseniz, şunu derim, sizin yaptığınız işin yüzde 1’ni yapamayan insanlardan akıl almak. Okula ilk başladığım zamanlarda özellikle yaşım yüzünden çok aşağılanıyordum ama beni en çok şaşırtan şey bir öğrencimin bana ‘genç kadın hoca’ demesi oldu. Şimdi orada çocuğu düzeltsem bu sefer ‘Sen de amma kompleks yaptın’ olacak. Ses çıkarmasam hareketini sineye çekmiş olacağım. Nihayet duymazdan geldim.”

Senem için kadınlarla çalışmanın hem çok yüceltici bir yanı var hem de zorlayıcı:

“Bazı hocalarım var ki, onların emeğini asla ödeyemem. Beni yaptığım işte o kadar cesaretlendirdiler, hayatımı o kadar kolaylaştırdılar ki... Buna karşılık geldiği yere nasıl geldiğini, yaşadığı zorlukları hatırlamayan hocalarım da çoktu. Referans mektubu yazacağını söyleyip ‘O işi o yapamaz’ diye erkekleri kayıranlar, bizim işe alınmamızı ‘kadın kotası’na bağlayanlar, makalelere erkek akademisyenlerin ismini ekleyenler… O kadar acayip ayrımcılıklara maruz kaldık ki. Bir hocamız sürekli terfi alamayınca babasını nasıl devreye sokmak zorunda kaldığını anlatır, ‘Kadın olunca böyle’ diye gülerdi. Bunu normalleştirmiş ve kendinden sonrakilere yapmayı da uygun buluyor. Buradan bakınca kadınların da iştirak ettiği toptan bir kötücüllük söz konusu.”

Bu nasıl düzelir? Ya da düzelir mi? Senem’e göre bundan sonra daha zor:

“Bundan önce en azından akademide daha iyi işleyen bir itiraz sistemi vardı. Bu giderek azaldı, kadınlar için neredeyse kalmadı. Ailem beni hep ‘Akademisyen ol, rahat edersin’ diye şartladı ama akademisyenlik de kadınlar için sömürüyle eşdeğer.”

Senem öğrencisinin aşağılamasından bahsedince Ceren Damar’ı soruyorum:

“O kadar her şeyi özetleyen bir olaydı ki. Bir kadın akademisyene reva görüldü bu şiddet. Ondan sonra ne oldu? Davasına sahip çıkıldı mı? Hatırası anılıyor mu? Böyle teker teker vakalar düştüğü yeri yakıyor. Emin olun, kadın öğretim görevlilerinin zihninin bir kenarına yazıldı o olay.”

Öğrencilerin kurduğu kulüpler, kadın eylemleri Senem’i duygulandıran anlar:

“Yurtta sürekli sıkıntı yaşayan kız öğrencilerim vardı. Onların daha iyi koşullara sahip olması için akademisyen arkadaşlarla uğraştık ve yeni bir yere yerleştirdik. İstiyorum ki onlar bizden şanslı olsun ama sanki her geçen gün daha zor bu.”

Uğraşarak, yani inatla...

9 yaşındaki Zeynep’e dönelim biz. 

“Sınıfta kızlarla erkekler eşit mi?” diyorum, “Tabii” diyor. “Peki toplumda kadınların durumu nasıl sence?” deyince “Ayrımcılık var” cevabını yapıştırıyor. “Nasıl çözeceğiz bu meseleyi?” sorusuna cevabı net: “Uğraşarak.” 

Türkiye’de 7’den 70’e bütün kadınlar umudun, umutsuzluk kadar yaygın olmadığının farkında ama bu engeli nasıl aşacağız sorusuna yine en iyi cevabı 9 yaşında duru bir akıl veriyor: Uğraşarak. Yani, inatla.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto Gündem

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

YAZARLAR

Ayça Örer

Editör ve yazar. 1998'den itibaren çeşitli dergi ve gazetelerde yazdıktan sonra 2003 yılından itibaren profesyonel gazeteciliğe geçiş yapan Örer; Kanal D, Anka Haber Ajansı, bianet, Taraf, Radikal, Ot Dergi ve Tuhaf Dergi’de röportajlar, izlenim haberler ve özel haberler hazırladı.

Aposto Gündem

Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.

İLGİLİ OKUMALAR

Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

18 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

11 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

04 Tem 2026

10 maddede bu hafta
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine

“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.

Suha Çalkıvik

·

28 Haz 2026

‘Gibi gibi gibiyim’: Şarkılarla, şiirlerle 'gibi' edatı üzerine
Aposto GündemAposto Gündem

HİKAYE

10 maddede bu hafta

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

27 Haz 2026

10 maddede bu hafta