Ayrı dünyaların insanları mıyız?

Cevabımdan çok sorum ve tespitim var. Ve bunlar kendime söylediklerimden fazlası değil.
Ayrı dünyaların insanları mıyız?

Sevgili Derin ve canım hemşirem Naz,

Derin’in geçen haftaki mektubunda sorduğu soru üzerine epey düşündüm, tekrar okudum, sonra tekrar düşündüm. “Farklı farklı yerleri görüp, kültürler tanımadıkça, insan hikayelerini içselleştirmedikçe, doğayı gözlemlemedikçe gerçekten sürdürülebilirliği içselleştirmek mümkün mü?” diye sormuştu Derin.

Ben de "Sürdürmek istediğimiz şey ne? Yaşam mı, sistem mi?" diye başlamak istiyorum.  Önce bu konuda bir netlik sağlamak gerek diye düşünüyorum. Kendime "sürdürülebilirlik nedir?", diye sorduğumda kelime olarak aklıma gelen anlamla, kelimenin sistem içindeki karşılığının ne kadar farklılaştığını fark ettim. Benim için sürdürülebilirlik, ekolojik olanın korunması ve gelecekte de var olabilmesinin sağlanması.  Öte yandan sürdürülebilirliğin ne olduğuna bakınca üstüne uzun uzun makaleler yazılan, tartışılan bir kavram olduğunu da biliyorum. Sosyal, ekonomik ve çevresel olarak bir bütün şeklinde inceleniyor. Bu üç konsepti aynı cümle içinde kullanınca -bana göre- işler tamamen karışıyor. Bu üç kavrama; ister sürdürülebilirliğin sacayakları, temelleri, bileşenleri, boyutları, bakış açıları deyin; isterseniz bunları sürdürülebilirliğin amaçları olarak alın bazı kavramlar yan yana gelince tekilde sağladıkları gücü ve yitiriyorlar.  Ekoloji ve ekonomiyi yan yana getirince ortaya çıkan “sürdürülebilir seyahat" kavramı açısından da böyle bir etki oluyor bende.


Sonra kendime seyahat ne demek, diye sordum. İdealimdeki seyahat, kaygısızca gittiğim yeri keşfetmek, yürümek, insanları gözlemlemek -belki- yeni insanlarla tanışmak demek. İhtiyacım olan ise; tüm yıl çalışıp yaz gelince de ‘stres ve yorgunluğumu atmak için’ deniz, kum, güneş ve yeşil barındıran bir yerde yavaşlamak, dinlenmek ve eğlenmek. Ama çokça yaptığım -ve  çevremde de gözlemlediğim-  bir sürü blog okuyup, araştırma yapıp, “neresi in” diye bakıp, YouTube’dan öneriler izleyip, sonra da uzun bir yapılacaklar listesini ele alarak bir yere gitmek. İnsanın kabul görme, beğenilme, takdir edilme ihtiyacı her an peşinde sanki. Kimsenin bilmediği ya da seyahat için seçmeyeceği bir yere gitmek istemiyor gibiyiz.

İdeal olanıma dönünce o yolda olmanın verdiği merak, öğrenme, keşif süreci çok heyecanlı. Başka hiçbir şekilde elde etmenin mümkün olmadığı bir deneyim. Yani Derin’in önceki mailinde anlattığı videodaki amca gibi. Şimdi o amcanın Japonya’ya gitme imkânı olsa muhtemelen o cümleleri kurmayacaktı. Gidip görmek, o havayı solumak, oranın yağmurunu deneyimlemek, yemeklerini yemek muhteşem. Telaşsızca, her gördüğüme bir çocuk merakıyla gözlerimi kocaman açarak bakıp, cep telefonu hatta saat bile olmadan sokaklarda kaybolarak orayı yaşamak düşüncesi çok çekici. Ama bunu yapmak -özellikle de ailecek tatile gittiyseniz- epey zor. Hatta maddi açıdan bakınca bugünlerde imkansıza yakın bir şey.

Ama seyahat etmek bugünlerde yolda olmak değil de bir check-list ile yol yapmak gibi. Hatta -yüksek müsaadenizle biraz daha ileri gideyim- belli sıcaklığa sabitlenmiş, sahte pencereleri ve yapay ışıklandırmalarıyla ofislerimize geri döndüğümüzde “arkadaşlarımıza” anlatacağımız ya da Instagram'da ne kadar “like” alacağımız üzerinden kurguladığımız bir paket gibi. (Nasıl da herkesi aynı çuvala koyup önyargılarımla iğneledim ama, yazık oldu yaptığım onca şefkat çalışmasına).

Demeye çalıştığım pazarlanan bir ideal seyahat rotası ve konsepti var. Ve bu rotada seçebileceğiniz belli başlı ‘destinasyon’lar var. Çektiğiniz fotoğrafların bolca ‘like’ alacağı manzaralar, lüks ve rahat garantili tesisler, size bir ‘kimlik/etiket’ sağlayan şehirler ya da bir gruba dahil olmanıza alan yaratan mekanlar. Yani düşünsenize kaçımız hafta sonunu şehrin yeşil ya da deniz barındırmayan bir yerinde geçirmek istiyoruz? Bunu hem dinlendirici olmadığı için tercih etmiyoruz hem de şehrin periferi çok çekici olmadığından.

İster yıllık izinlerde çıkılan seyahatler ister günlük geziler olsun, bence bunu pek sürdürülebilir yaptığımız söylenemez. Düşünsenize, gerçekten doğa içinde bir yere gitmek istersem Bahçelievler’den toplu taşıma ile öyle bir yere ulaşmam gidiş dönüş ortalama 3 saatimi alabilir ve konforlu da değil. Kendi aracımla tek başıma gitmem de sürdürülebilir değil. Ya da hepimiz toplanıp Salda Gölü’ne gidersek bu neyi sürdürür? Ya da hep beraber Doğu Ekspresi’ne binip, sırf güzel bir kare fotoğraf çekebilmek uğruna vagonumuzun pencerelerini süsleyecek muhtelif objeler alırsak bu neyin sürdürülebilirliği olur?

photo by burcu arslan

                                                                           photo by: burcu arslan

Geçenlerde kaldığım otelden şöyle bir mail aldım; “dünyamızı kurtarmak için yanınızda termoslarınızı getirmeyi unutmayın çünkü pet şişe ile su satmıyoruz”. Maili ilk gördüğümde aklımdan, ne kadar düşünceli bir hizmet politikası, diye geçti. Sonra “dünyayı kurtarmak” sözünün içerdiği aşırı iddialı tutumun beni rahatsız ettiğini fark ettim. Elbette tek kullanımlık pet şişeler yerine sebiller çok önemli bir adım ama kabul edelim dünyayı değil, günü kurtarıyoruz. Bir tarafta her gün çöpe giden bir sürü yiyeceğin olduğu açık büfe furyası, öte yanda sebille su. Sürdürülebilir seyahat değil de sürdürülebilirlik üzerinden prim yapmaya çalışan turizm endüstrisi görüyorum. İçim acıyor gerçekten. Sanki sadece kendimizi kandırdığımız bir fanusun içinde yaşıyor gibi hissediyorum.

Benim gibi tedirgin bir ruh için, bazı şeyleri bilmek ya da tek başıma uygulamak rahatlatıcı olmuyor maalesef. Çünkü biliyorum ki, benim kaldığım yerel işletmenin ve benim özen gösterdiğim şeylerin hiçbirine, 2 kilometre ötedeki  çok yıldızlı işletme aynı özeni göstermiyor.  Ve bu beni delirtiyor. 

Sonra kendime; “sen kontrol edebileceklerine ve etki edebileceklerine odaklanmalısın. Elimden geleni yapmayı seçmeliyim" diyorum.  Yapamadıklarıma ya da kontrol edemediklerime üzülmüyor değilim. Bununla birlikte sadece üzülüp kendi içsel kaynaklarımı israf etmek yerine; “başka ne yapabilirim” diye sormanın daha anlamlı ve işe yarar olduğunu öğrendim. Çünkü son dönemde, tek başıma ne yapabilirim ki diye kendime her sorduğumda “yalnız değilsin” diyen güzel insanlar var. Ve bu bana güç, cesaret, azim ve daha bir sürü güzel his veriyor. O nedenle seyahat ile ilgili de sürdürülemeyene değil de sürdürebildiklerime odaklanıp, en azından bana iyi gelen, gezene de minimum zarar veren bir yolu seçmek en doğrusu sanki.

Siz ne dersiniz?

Sevgiler selamlar esenlikler

Merve 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

Sürdürmek istediğimiz şey ne? Yaşam mı, sistem mi?

Sürdürülebilir Seyahat Konusunda Denge Nerede?

08 Eyl 2022

Sürdürmek istediğimiz şey ne? Yaşam mı, sistem mi?

YAZARLAR

Merve Apaydın

https://aposto.com

İLGİLİ OKUMALAR