
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Sağlık krizinin en önemli sorunlarından biri de kuşkusuz hekimlerin göçü. Sağlıktaki en büyük insan kaynaklarından biri olan hekimlerin, şiddet ve zorlu çalışma şartları nedeniyle yurt dışını tercih etmesi personel yetersizliğinin yanı sıra beyin göçünde de artış yaratıyor.
Türk Tabipler Birliği'nin dün yayımladığı verilere göre; temmuzda 231 hekim, yurtdışında çalışma vizesi sayılan iyi hâl belgesi aldı. 2022’nin yedi aylık sürecinde bu belgeyi alarak yurtdışına göçmeye hazırlanan hekim sayısı 1402'ye ulaştı. Böylece, 2022'nin ilk yedi ayında 2021'in tamamında iyi hâl belgesi alan hekim sayısı yakalanmış oldu.
- Hükûmetin tavrı: Hekimlerin çalışmak için yurt dışını veya özel hastaneleri tercih etmeleri mart ayında gündeme gelmiş, Cumhurbaşkanı Erdoğan ise konuya ilişkin "En az alan doktor ne alıyor dedim, '8-9 bin' dediler. En fazla alan ne alıyor dedim, '25-30 bin' dediler. Özel sektör çok veriyormuş, oraya gidiyorlar. Açık konuşuyorum, varsın gidiyorlarsa gitsinler. Bizler de üniversiteyi yeni bitiren doktorlarımızı istihdam ederiz. Biz asistan doktorlarımızla buralarda devam ederiz. Daha da ileri gidiyorum; yurtdışından dönmek isteyenlerin dönüşünü sağlar, buralarda görevlendiririz" demişti.
Hekimler ne diyor?
The New York Times'ın şubat ayında konuya ilişkin yayımladığı haberde “Doktorlar, ezici iş yükü, giderek azalan karşılık, Erdoğan yönetimi altında mesleğe yönelik azalan saygı ve giderek artan şiddet olaylarından şikâyetçi. Gelirlerinin ve statülerinin erimesi, çok sayıda doktor için dayanılmaz hâle geldi." ifadeleri kullanılıyor.
Haberde konuya ilişkin görüşlerini bildiren Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı, doktorların Türkiye'den gidişinin tek nedeninin eriyen maaşlar olmadığını söylüyor. Fincancı "AK Parti iktidarının başlangıcından bu yana yıllar içinde mesleğin değersizleştirilmesi" diyor. Fincancı, "Bazıları şart olmayan çok fazla randevu alındı ve çok fazla ameliyat yapıldı. Hastalarda başta mutluydu fakat bu sistem sürdürülebilir değildi. Hastaneler fiyatlarını artırmaya ve randevu sürelerini kısaltmaya başladılar ve bu durum da her açıdan gerilim yarattı" ifadelerini kullanıyor.
- Öte yandan Erdoğan'ın açıklamasının ardından sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda istifa kararı vermiş olan bir hekim yaşadıklarını anlattı. Hekimin "İstifa etmeye psikolojik ve fiziksel olarak neredeyse yıkım hissettiğim bir nöbetimde aniden karar verdim." ifadeleriyle başladığı yazısına buradan ulaşabilirsiniz.
"Ülke olarak borçluyuz"
Hekimlerin göçünü, Lokman Hekim Sağlık Vakfı'na da sorduk. Bu konudaki izlenimlerini, tıp fakültesinde öğrenci olan genç doktorlara destek veren bir kuruluş olarak bizlere aktarmalarını istedik. Vakfın üyelerinin bize verdiği cevabı sizlere dokunmadan aktarmak istedik:
Bursiyer seçimlerinde sorduğumuz sorulardan biri "Yurt dışı düşünüyor musun?" Bu soruya büyük şevkle ve samimiyetle "Hayır, ülkemde kalıp kendi coğrafyamdaki insanlara destek vereceğim" diyen öğrencilerin yolculukları boyunca yaşadıkları kaygıları ve kötü davranışları gözlemlemek ve 6. sınıf öğrencisi olduğunda seçimlerini yurt dışından yana kullanacaklarını bilmek bizleri çok düşündüren bir konu.
Seçim olarak çok fazla yurt dışını seçen bursiyerimiz yok, bu bize biraz da umut veriyor. Öğrencilere, eskiden eğitim olanaklarını gözlemleme, yeni insanlar tanışma ve yurt dışındaki gelişmeleri birebir takip edebilmeleri için bu ziyaretlerin kısa süreli olduğunu bilerek destek oluyorduk; ama geldiğimiz nokta artık 'temelli' gidişler. Bu da elbette bizleri üzüyor.
Mustafa Kemal Atatürk, Ord. Prof. Sadi Irmak'a Berlin'de öğrenciyken yolladığı telgrafta şöyle yazmış: Sizleri bir kıvılcım olarak yolluyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz.
Bizler yurt dışına giden, gitmek zorunda kalan tüm doktorlarımızın geri döneceğini ve önümüzdeki yıllarda hak ettikleri değeri göreceklerini düşünüyoruz. Bunun ülke olarak onlara borçluyuz. Bir uzman hekimin yetişebilmesi için 15 yıllık bir eğitim aldığını, yani bir uzman doktorun "ben oldum" diyebilmesinin 35 yaşında gerçekleştiğini ve bu bu insanı bu ülkenin yetiştirdiğini tekrar tekrar anlatmamız gerekiyor. Başka da bir çözüm önerisi mevcut siyasal iklimde sunamıyoruz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
Sağlık çalışanlarına şiddet, hekimlerin göçü, hastane ve personel yetersizlikleri, ilaç yokluğu
04 Ağu 2022

YAZARLAR

İlkim Emirler
Deputy editor @ Aposto

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Çin, Haziran 2026’da yayımladığı yeni “Beyaz Kitap”la küresel yönetişim vizyonunu daha açık biçimde ortaya koydu. Pekin, BM’nin güçlendirilmesini, Küresel Güney’in karar alma süreçlerinde daha fazla söz sahibi olmasını ve ticaret ile tedarik zincirlerinin önündeki engellerin azaltılmasını savunuyor. Bu yaklaşım, Çin’in ABD ile rekabetinde doğrudan bir hegemonya arayışından çok, ekonomik yükselişini sürdürebileceği daha çok kutuplu ve daha az korumacı bir düzen talebine işaret ediyor.

BirGün muhabiri Ebru Çelik'in "figüran" haberi, gazetecilikte kimlik gizleyerek haber yapma yöntemini yeniden gündeme taşıdı. Peki bu yöntemin kökleri nereye uzanıyor, etik sınırı nerede başlıyor ve kamu yararı bu tartışmanın neresinde duruyor?

Çin’in siyasi partiler, düşünce kuruluşları ve yayıncılık faaliyetleri üzerinden Türkiye’de kurduğu ilişki ağı genişlerken, bu hattın yeni merkezlerinden biri DÜNYA-MER oldu. Merkezin Başkanı Prof. Dr. Semih Koray, Aposto’ya yaptığı açıklamalarda DÜNYA-MER’in Çin’in Küresel Medeniyet Girişimi’yle kesişen hedeflerini, güvenlik konferanslarını neden öne aldıklarını ve “yeni bir medeniyetin Asya’dan yükseldiği” tezini anlattı.

ABD yönetimi geniş çaplı bir İran işgaline hazırlanıldığı iddialarını doğrulamıyor. Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki geçişi güvenceye almak, stratejik adaları veya askerî altyapıyı hedef almak amacıyla sınırlı kara operasyonları ihtimali gündemde kalmayı sürdürüyor. Başkan Yardımcısı JD Vance ise rejim değişikliğine ve uzun süreli savaşa karşı çıkarken, gerektiğinde sınırlı askerî güç kullanılmasını ve diplomasinin açık tutulmasını savunuyor.

Yeni Parti kurucularından Utku Çakırözer ve Burhanettin Bulut’un Aposto’ya verdiği bilgilere göre, ilk olağan kurultayın Ekim sonu ile Kasım başı arasında yapılması planlanıyor. Kurultayda yalnızca yönetim organları değil, parti programı ve tüzüğüne ilişkin son düzenlemeler de ele alınacak. Kurultayın ardından ise Yeni Parti odağını tamamen seçim hazırlıklarına çevirecek. Önümüzdeki üç aylık süreçte örgütlenme çalışmalarına ağırlık verilecek.




