Gmail'den Genele Stockholm Sendromu

Bilgisayar üzerinden çalışanlar daha iyi anlayacaktır; güneşli bir sabaha perdeyi açarak değil, e-posta kutusunu kontrol ederek başlanır. Ve gelen kutusu ibaresinin yanında yer alan parantezin içindeki sayının basamakları muhtemelen bir kişinin karakterine dair el falından daha fazla bilgi verir. Benzer sektörlerde çalışan insanlar olarak benzer problemlere sahip olsak da, bugün internetle içli dışlı olan neredeyse herkes Gmail kullanıyor.
Annemize Facebook hesabı açmak istediğimizde bile kalabalık mail dünyasına yeni bir üye kazandırmış oluyoruz. Keşke kazandığımız puanlar bize bir artı sağlasaydı, fakat şimdilik sadece promosyon mailleriyle yetineceğiz.

Peki günümüzde mail adresleri hâlâ iletişim kanalı olarak mı kullanılıyor?
İletişimin hayat ağacı
Her kültürde olduğu gibi her sektörde de bir hayat ağacı vardır… Ben iletişim, reklamcılık, pazarlama gibi dirsek temasında çalışan disiplinler için bu hayat ağacının mail hesapları olduğuna inanıyorum. Bir haberleşme kanalı olarak tanıdığımız fakat zamanla bambaşka şekillere bürünen mail adreslerimiz bugün sosyal medya hesaplarımızın, satın alma alışkanlıklarımızın hatta akademik çalışmalarımızın bile merkezine oturuyor.
Üyelik oluşturma aşamalarında çat diye yapıştırdığımız mail adreslerinin dijital varlığımızla bu kadar yakın temas halinde olması biraz ürkütücü değil mi?
Aktif olarak kullandığın sosyal medya hesaplarını düşün. Facebook, Twitter, Instagram hatta Medium’a bile Gmail hesabınla kaydolma ihtimalin epey yüksek. Yeni iş tekliflerini, mevcut işindeki güncellemeleri, hatta köpeğinin maması için oluşturduğun uyarı bildirimini bile Gmail adresin üzerinden alıyorsun. Açıkça söylemek gerekirse Gmail hesaplarımız özelinde mail adreslerimiz kimliğimizin bir parçası haline geldi ve bir sabah yok olurlarsa hayatımızın normal seyrinde devam edebileceğini düşünmüyorum. Elinden geldiği kadar güvenlik aşamasıyla bu ihtimali ortadan kaldırabileceğini düşünüyorsan, seni şöyle alalım.
Gizlilik paradoksu
Tessian ve Ponemon Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırma, kuruluşların yaklaşık %60'ının son 12 ay içinde e-postadaki bir çalışan hatasının neden olduğu veri kaybı veya hırsızlığı yaşadığını ortaya koyuyor. Aynı zamanda BT uzmanları mail hesaplarını kişisel veri paylaşımı adına en riskli kanal olarak görüyor. Mail hesaplarını bulut dosya paylaşım hizmetleri ve anlık mesajlaşma platformları takip ediyor.
Bir ürün için ödeme yapmıyorsanız, ürün sizsiniz demektir. Kelime oyununa oldukça yatkın bu çıkarım ne yazık ki mail adreslerimiz için de geçerli. Gmail gibi ücretsiz olarak kullandığımız e-posta uygulamaları ilk etapta bir çıkar talep etmiyor gibi görünse de, kişisel verilerimizi gelir kapısı olarak konumlandırıyor. Özellikle çevrim içi gizlilik ve güvenlik kavramlarının önem kazandığı bir çağda ücretli ve özel e-posta uygulamaları yaralarımızı bir nebze sarabilir.

Peki büyük şirketler tüm veri ve gizlilik sömürüsüne rağmen neden daha korumacı davranmaya çalışıyor? Biz dışarıdaki hırsızdan korunmaya odaklanmışken, içerideki hırsızı göz ardı ediyoruz. Google gibi büyük şirketler de bize bunu dikte ediyor. Evet, bugün Gmail hesabım çalınsa elimi kolumu kaybetmiş gibi hissederim. Muhtemelen bir sonraki hesap açışımda çok basamaklı güvenlik aşamaları oluşturur ve kendimi suni gizliliğin güvenli kollarına bırakırım. Ancak göz ardı ettiğim bir diğer nokta daha fazla güvenliğin daha büyük kilitlenme ihtimali doğurması. En sevdiğim öğretmenimin soyadını unutabilir ya da acil durumda girmem gereken kodu kaybedebilirim. Tek bir iletişim kanalına bağlı olan sosyal ve dijital varlığım, bir anlık dalgınlığımla sönüp gidebilir. Hoş, rüyama bile reklam alabiliyorsam yıllardır ilmek ilmek kaydedilen kişisel verilerimi toptan talep etmemin de bir yolu vardır herhalde.
Çare mi?
Sanırız ki şimdilik yapılabilecek en iyi şey enseyi karartmamak. Yoksa kimse bir sabah topluca mail kullanmayı bıraktığımız bir alternatif hayal edemez. Hayatımızın bu kadar merkezine oturttuğumuz bir kanalı kendi avantajımız yönünde kullanmayı öğrenerek başlayabiliriz. Hırsıza suç bulmamanın öncelikli adımı ise mail üzerinden kişisel bilgi paylaşmamaktan geçiyor. İş başvuruları ve şirket içi hareketler gibi kişisel gizlilik gardımızı düşürdüğümüz paylaşımları mail üzerinden gerçekleştirmeyerek kendimize toz pembe bir dünya yaratabiliriz.

Elbette internete dahil olan büyük uygulamaların hepsinden kaçamayız. Ancak belirli adımlarla ayak izimizi belli etmeden yürümeyi öğrenebiliriz. Kişisel verilerimizi bilgi paylaşımı amacıyla kurulan çevrim içi hizmetlerde depolamamak iyi bir başlangıç. Google Docs üzerinden bülten yazabiliriz ancak pasaportumuzun fotoğrafını ya da şifrelerimizden oluşan listeyi saklamak için en ideal platform olduğu söylenemez.
Ya da gizliliğe yönelik özel eklentiler geceleri yastıya başını rahat koymana yardımcı olabilir. Bir internet sitesine girdiğinde pazarlamacılar verilerini kapışmak için adeta yarışır. Ve ne yazık ki karanlık temasıyla gönüllere taht kuran gizli modun elinden de pek bir şey gelmez. Kaspersky gibi uygulamaların gizli tarama özelliği daha amaca yönelik bir hizmet elde etmeni sağlar.
Ne kadar verim alınabileceği tartışılır fakat mobil uygulama ve tarayıcı uzantılarının izinlerini gözden geçirmek en azından ne ile karşı karşıya olduğumuzla yüzleşmemizi sağlayabilir. Yani gizlilik endişelerini tümüyle ortadan kaldırmaz, sadece adımlarını daha güvenli atmanı sağlar. Ya da efektif çözüm önerileri bulman gerektiği gerçeğiyle yüzleşirsin. Şöyle bir göz atmaktan zarar gelmez.
Google aramalarımız, WhatsApp yazışmalarımız, Facebook beğenilerimiz dururken tüm bunlar denizden bir bardak su almak gibi olur ama başta dediğimiz gibi, enseyi karartmamak lazım.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Nur Kardelen Ay
Teknoloji haberciliği, SKA takipçisi, yavaş gazetecilik. Peynir ekmek gibi yazıyorum.
İLGİLİ OKUMALAR



