Görmezden gelinen bir sorun: Gıda İsrafı

Herkese merhaba,
COP26’nın tamamlanmış olmasına rağmen ülkelerin bazı hedeflerini 2050’den 2070’lere uzatmış olması ve elle tutulur adımlar atılması yerine geleceğe yönelik hatları çok da belirli olmayan yeni yol haritaları dolayısı ile hala gündemdeki yerini koruyor. Söz konusu karşılanamayan beklentiler içerisinde belki de en önemlisi, ama ne yazık ki en az değinilen konu ise gıda israfı. Bu nedenle Döngüsel Ekonomi 101 olarak bu haftaki yazımızı gıda israfına ayırmaya karar verdik.

Bildiğiniz gibi Paris İklim Anlaşması dolayısı ile ülkeler kendi ulusal hedeflerini hazırlıyor ve bu hedefler devamlı güncelliyor ya da güncellenmesi gerekiyor. Fakat Paris İklim Anlaşması dolayısı ile ulusal hedeflerini hazırlayan ülkelerin sadece %6’sının gıda israfı ile ilgili maddelere yer verdiğini biliyor muydunuz? “Demek ki daha önemli sorunlar var” diye düşünebilirsiniz. Fakat size kötü bir haberimiz var. Ne yazık ki gıda israfının bu denli az önemsenmesinin hiçbir mantıklı sebebi yok. Gelin buna bir de sayılarla bakalım.
Eğer gıda israfı ve gıda kaybı bir ülke olsaydı, globalde karbon salımı oranlarına baktığımızda ilk sırada yer alan Çin ve ikinci sırada yer alan ABD’den sonra global karbon salımı dolayısı ile üçüncü sırada yer alacaktı.

“Gıda israfı bir ülke değil elle tutulur örnek verin” dediğinizi duyar gibiyiz. O zaman bir de şu şekilde bakalım. Gıda israfı kendi başına iklim krizinin bir sebebi değil aslında, gıda israfı mevcut gıda sisteminin bir sonucu sadece. Globalde buzullar dışında kalan arazilerin %50’sine yakın bir miktarı gıda üretimi için kullanılmakta. Aynı zamanda COP26’nın en umut verici çıktılarından biri olarak paylaştığımız ormansızlaştırmayı geçen haftaki yazımızdan hatırlarsınız. Peki ormansızlaştırma çalışmalarının %80’inin gıda üretimi için yapıldığını söylersek ne düşünürdünüz? Bu oranların neden olduğu en önemli sorunlar; ne yazık ki biyo-çeşitliliğin azalması ve ormansızlaştırmanın artması, ki bu sorunlar bildiğiniz gibi iklim krizinin en önemli sebeplerinden.
Gıda israfının sebep ve sonuçlarını sayılarla görmenin, yıkıcı sonuçları anlamak için daha kolay bir yol olduğunuz düşünerek yazımıza devam ediyoruz. FAO’nun bu yıl yaptığı açıklamaya göre globalde 720 ile 811 milyon arası insan açlıkla mücadele ediyor. Bunun yanında ise yine globalde 3 milyardan fazla insan sağlık beslenme imkanına sahip değil. Bunun çok farklı sebepleri olmakla birlikte ana sebep elbette gıdaya erişim zorluğu. Peki globalde ortalama 1,3 milyar tondan fazla israf edilen gıda ürünü ile açlıkla mücadele ve tüketilebilir sağlıklı gıdaya erişim sorunlarına ne gibi çözümler sunabileceğimizi düşünür müsünüz?
Gıda israfı ile mücadelede aslında en etkili çözümlerin başında, gıda sistemini baştan aşağı değiştirmek ve sistem içerisindeki tüm aktörleri (üreticiden tüketiciye kadar) eğitmek dışında, aklımıza ilk gelen elbette gıda bağışları. Gıda bağışı aslında uzun yıllardır ülkelerin regülasyonlarla hayata geçirdiği bir uygulama. Fakat bu uygulamalar gıda israfını azaltma noktasında ne kadar işe yarıyor? Gelin hep birlikte bakalım.

ABD, 1967 yılında dünyanın ilk resmi gıda bankasını kurarak aslında bu uygulamada öncü. Sonrasında 1980’lerde çıkartılan yasalar ile gıda bankaları önce ABD’de sonrasında dünyanın çok farklı yerlerinde aktif olarak hayata geçirilen uygulamalar. Fakat gıda bankaları gıda israfını önleme ve elbette gıdaya erişimi destekleme noktasında ne kadar etkili?
Uygulamanın öncüsü olan ABD’de her yıl 91 milyon tondan fazla gıda israf ediliyor ve bunların neredeyse %30’u toprağa gömülüyor. Geri kalan %70 ne oluyor biliyor musunuz? %20’si gıda bankalarına veriliyor ve kalan %50 hakkında ortada net bir açıklama yok. Aslında bu tarz yazılarda en iyi örnek hep en son verilir fakat size kötü bir haberimiz var. %20’lik gıda bağışı ile ABD globalde lider… Karşılaştırma yapma adına hızlıca İngiltere’ye bakalım. İngiltere’de 2200’den fazla gıda bankasının olduğunu biliyoruz hatta bu sayı tüm İngiltere’deki McDonald’s noktalarından daha fazla olduğu için olumlu bir bilgi olarak görülebilir. Fakat İngiltere’de ortalama gıda bağışı %9’larda, bunun elbette en önemli sebebi ise herhangi bir yasa olmaması ve gıda bağışının kurumların inisiyatifine bırakılmış olması.
Belki de sayılarla en yüksek gıda bağışı olmasını beklediğimiz ülke Fransa. Bunun en temel sebebi ise 2016 yılında çıkan Garot yasası ile, belli bir büyüklükteki alana sahip olan gıda perakendecilerinin gıda israfını önlemek için satılamayan ürünleri gıda bankalarına bağışlamalarının zorunlu hale getirilmesi. Fakat medyada bu yasa çok güzel bir şekilde lanse edilse de yasanın içeriği çok da sınırlayıcı değil. Sınırlayıcı değil derken neyi kastettiğimizi de açıklayalım. Yasa gıda perakendecilerinin gıda bankaları ile anlaşmasını zorunlu kılıyor fakat ne kadar sıklıkla, israf olacak ürünlerin ne kadarını ne zaman bağışlayacakları ile ilgili bir düzenleme getirmiyor. Yasanın çıkmasıyla birlikte, Fransa’daki gıda bağışı oranlarının 2 yılda (2016–2018) mevcut oranı %30 artırdığı söylense de gıda israfını önlemek için bu oran yeterli değil elbette.
Konu hakkında biraz araştırma yapıldığında ise bu sorunun aslında dünyanın en çevreci ülkelerinden Danimarka veya Norveç’te de aynı şekilde devam ettiğini görmek mümkün. Şu soruyu da sormadan edemiyoruz; Danimarka ve Norveç gibi ülkelerde bile gıda israfı akıl almayacak seviyelerde ise dünyanın geri kalanında durum ne? Bu sorunun cevabı ne yazık ki yok çünkü yazının başında da söylediğimiz gibi gıda israfı yeteri kadar önemsenmiyor, bu da doğru sayılara erişmemizi güçleştiriyor. Fakat bildiğimiz tek bir doğru var, gıda israfı ile ilgili gördüğümüz tüm raporlar, büyük gıda perakendelerinin açıkladıkları sürdürülebilirlik raporları, ülkelerin gıda israfı oranları buz dağının sadece görünen kısmı, ki bu görünen kısım da yine doğru bilgi içermiyor.
Doğru bilgi içermemekten ne kastettiğimizi gelin küçük bir örnekle anlatalım. İsveç’in en büyük gıda perakendecisi olan ICA Group, 2020 itibari ile tüm operasyonlarındaki karbon salımını dengelediklerini açıkladı. Fakat ICA Group’un İsveç’in farklı lokasyonlarındaki mağazalarında israf edilen ürünlerin miktarı azımsanamayacak kadar fazla. Burada lütfen yanlış anlamayın, odağımız ICA Group değil, üstü kapalı eksik bilgiler.

Gıda israfını önlemek iklim krizi ile mücadelede gerçekten ne sunuyor?
ABD İklim Krizi Çözüm Organizasyonu’nun yaptığı çalışmalar neticesinde iklim krizi ile mücadelede globalde atılabilecek adımlar üzerinden farklı senaryolar üretilmiş. 2050 yılına kadar iklim krizinin ana sebebi olan sıcaklık artışını 2 derece kadar azaltmak için uygulanması gereken çözümler arasında gıda israfını önleme, 87,4 gigatonluk(milyar ton) karbon emisyonunu önleme fırsatı ile ilk sırada. Senaryolardan ikincisi 2050 yılına kadar 1.5 derecelik sıcaklık azalması için gıda israfının önlenmesi, 94,6 gigatonluk karbon emisyonunu önleme fırsatı ile üçüncü sırada yer alıyor. Fakat iklim krizinin bugün geldiği noktada 2050 yılına kadar 1.5 derecelik bir azalma yerine 2 derecelik azalmanın elbette daha gerçekçi olduğunu söylemek mümkün.
Bildiğiniz gibi döngüsel ekonomi iklim krizi ile mücadelede tüm sistemlerin tamamen sıfırdan tasarlanmasını önermekte. Global karbon salımının %55’lik bir kısmını yenilenebilir enerji sistemleri ile önleyebilecek olmamıza rağmen geri kalan materyal kullanımı ve üretim süreçleri karbon salımının %45’inin sebebi. Bu nedenle iklim krizi ile mücadelede şu anda olduğu gibi yasalar, politikalar ve finansmanlar sadece yenilenebilir enerji sistemlerine odaklanırsa, karbon salımının büyük bir kısmını göz ardı etmiş olacağız. Bu süreçte dikkat etmemiz gereken belki de en önemli nokta şu. Döngüsel ekonominin kapsadığı ekonomik, sosyal ve çevresel etkilere baktığımızda gıda üzerine en çok düşünülmesi gereken sistem. Sadece israfı önlemek tek başına yeterli bir çözüm değil. Bunun sebebi ise çok basit. Bir insanın en temel ihtiyacı elbette beslenmedir. İsrafı önlerken, gıdaya erişim sorununu çözecek sosyal çözümler de üretilmeli ve yeni tasarlanacak sistemler sosyal etkiler göz ardı edilmeden hayata geçirilmeli.
Yaşayan tüm canlıların adil bir şekilde tüm ihtiyaçlarını karşılayabildiği ve bunu yaparken de doğa ile uyumlu yaşadığı güzel günler görmek dileğiyle.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Sosyal, ekonomik ve çevresel etkileri ile en büyük sorunumuzu inceliyoruz
25 Kas 2021

YAZARLAR

Döngüsel Ekonomi
Döngüsel Ekonomi Hakkında Her Şey!
İLGİLİ OKUMALAR


