Haberden kaçınmak normal mi, duyarsızlaşmamak için ne yapmalı?

Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
“1969’da kadınları ve alkolü bıraktım. Hayatımın en kötü 20 dakikasıydı.”
Kuzey İrlandalı futbol efsanesi George Best’e atfedilen bu söz, uzun yıllar benim de haberle ilişkimin alegorisi gibiydi. Sanki her dakika haber almazsam dünya duracaktı. Sanki her şeyi herkesten önce öğrenmezsem ölecektim. Sanki her şey hakkında herkesten önce kanaat geliştirip yorum yapmazsam sakat kalacaktım. Haberleri 20 dakika bile bırakamazdım.
En az 7-8 yıl olmuştur; önce her şey hakkında bir kanaatim olması gerektiği fikrinden vazgeçtim. Başlangıçta şaşırtıcıydı: Belli bir konuda benim bir kanaatim olmasa ve onu sosyal medyadan ahaliyle paylaşmasam da oluyordu. Hatta dayanamayıp bir şeyler hakkında anlık yorum yaptığım zaman, hayali arkadaşlarım kafamın içinde “Sorduk mu?” diye diklenip sinirimi bozuyordu.
Kanaatim olan konular hakkında zaten daha uzun düşünüp, yazı yazabilir, analiz yapabilirdim. O hâlde, pekala bazı gündemlerle ilgili hiç düşünmeyebilirdim. Ardından haber sitelerinin bildirimlerini kapattım. “Sen bilirsin, ne olacak bu iş” diye soran eş, dost, hısım akrabanın organik bildirimleri hariç, habere kendi istediğim zaman ulaşma özgürlüğümü kazanmıştım işte.
Sonra Türkiye’de gündem iyice ekseninden çıktı. Tutuklamalar, gözaltılar, yangınlar, felaketler, Anayasa’ya aykırılığı alenen bilinen kararlar, bitmeyen demokrasi krizi, tepetaklak giden ekonomi derken haberlerden kaçınma olasılığım çok azaldı. Zaten haber, insanın gündelik hayatını doğrudan etkiliyorsa kaçınmak olanaksızdı. Gelgelelim, eskiden yerimde duramayacağım kadar büyük haberler karşısında sadece donuk bir ifadeyle ekrana bakıyor ve “Sırada ne var?” diye soruyordum. “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil” eşiğini bile geçmiştim. Aradığımız gönüle ulaşılamıyordu. Rızası konusunda elimizde taze bir bulgu yoktu. Sanki büyük bir kazadan sonra şoka girmiş kazazede gibiydim. Eğer siz de son zamanlarda böyle hissediyorsanız bir dertleşelim, adını koyalım isterim.
Haberden kaçınma konusunda asla yalnız değilsiniz
Bir defa haberlerin üstümüze üstümüze gelmesi ve onlardan kaçınma konusunda yalnız değiliz. Bu artık küresel bir olgu. Reuters Enstitüsü’nün son Dijital Haber Raporu’nda bununla ilgili çarpıcı bulgular var:
- 2017 yılında 49 ülkeyi baz alarak %29 olarak tespit edilen aktif olarak haberlerden kaçınma eğilimi, 2025 raporunda %40’a ulaşmış durumda. Bu oran Türkiye’de ise %57’den %61’e çıkmış durumda.
Türkiye’de 2025 Mart ayından bu yana yaşanan gelişmelerin ardından bu oranlar nerelere varmıştır tahmin bile edemiyorum. Gelecek yılın raporlarında bunu daha net olarak görebiliriz. Bu yılın raporlarında gördüğümüz şeyse şu: Haberden kaçınıyoruz ama bu bize özel bir durum değil.
Kaçınma türleri neler?
Haberden kaçınma oranları yükselse de haberden kaçınma nedenleri kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Kasıtlı kaçınmayla kasıtsız kaçınmayı, seçici kaçınmayla sürekli kaçınmayı ayırmak lazım.
Kasıtlı kaçınma deyince anlamamız gereken, bireylerin haberin içeriği, sunumu veya medya kuruluşlarına duyulan güvensizlik nedeniyle bilinçli bir şekilde haber tüketimini azaltmak olmalı. Bunun zihinsel sağlığı korumaktan siyasi kutuplaşmaya, stresten uzak durmaktan morali yüksek tutmaya kadar nedenleri olabilir.
Kasıtsız kaçınma deyince ise medyanın ve sosyal medyanın sunduğu sonsuz seçenekler içinde kaybolurken haber tüketmeyi farkında olmadan terk etmeyi anlamalıyız. YouTube algoritmaları bu konuda insanı çok etkiliyor nitekim. Pandemi yıllarında bir dönem karavan hayatı videolarına tutulup, bir süre sonra ana ekranda karavandan başka bir şey göremez olmuştum örneğin.
Seçici kaçınma ve sürekli kaçınma durumlarıysa bunların bir adım daha ötesinde. Seçici kaçınma, haber yorgunluğu nedeniyle haber tüketimini olabildiğince azaltmak ve sağlıklı kaynaklara yönlendirmek anlamına geliyor. Sürekli kaçınmaysa, haber tüketmenin artık bir anlamı olmadığına inanarak haber ekosistemiyle tamamen bağını koparmaya deniyor.
- Bu ikincisi demokratik süreçlere katılmak için oldukça tehlikeli. Bu noktaya gelmeden duruma el koymak gerekiyor ama sosyal medya insanları oraya kadar sürükleyebiliyor maalesef.
Sorun haberde mi yoksa bende mi?
Haberden kaçınma olgusu üzerine halihazırda bir kitap da yazmış bulunan akademisyen Benjamin Toff, bireyler açısından bu olguyu ikiye ayırarak kavramsallaştırıyor. Birincisi “Sorun haberde değil, bende” yaklaşımı, ikincisiyse “Sorun bende değil, haberde” yaklaşımı.
Bence özellikle şu anda Türkiye’de yükselen haberden kaçınma isteği, her ikisini de kapsıyor. Bazen kendi psikolojik zayıflıklarımız bazen de haber ekosisteminin sağlıksızlığı buna neden oluyor. Ancak şunu iyi anlamamız gerekiyor. Bu sadece bizim bireysel tercihimiz veya medyaya duyulan tepkinin ya da Türkiye’deki siyasi ortamın sonucu değil. Bilgi bombardımanı, uyanık olduğumuz saatlerin tümünde habere maruz kalma, algoritmik akışlar, yüksek seçenekli medya ortamı gibi pek çok sebebi var.
Bu da en az son 20 yılın daha geniş bağlamıyla 30 yılın dijital devriminin ve sürekli çevrimiçi hâle gelmemizin doğal sonucu. Ezici bilişsel ve duygusal tepkilerle başa çıkmak için bir dijital kendini koruma refleksi olarak da okuyabiliriz bunu.
Haber beni bulur algısından kaçınmak
Haberden kaçınma eğilimiyle ilgili araştırmalar, gençlerin, kadınların ve düşük sosyoekonomik gruptakilerin kaçınma eğilimine daha yatkın olduğunu gösteriyor. Bunun her grup için farklı farklı nedenleri var elbette.
- Gençlerin ya da başka bir deyişle dijital yerlilerin medya tüketim alışkanlıkları, kadınların toplumsal cinsiyet rolleri yüzünden yaşadıkları zihinsel yorgunluk, düşük sosyoekonomik grupların haberin diline yabancılaşması gibi pek çok neden sayılabilir.
Burada özellikle gençlerin haber tüketimini özetleyen bir algıya değinmek istiyorum. O da News Finds Me (Haber Beni Bulur) algısı. Özellikle dijital yerliler arasında, haberlerin sosyal medya akışları, bildirimler veya arkadaş paylaşımları aracılığıyla kendilerine ulaşacağı yönünde yaygın bir beklenti var. Aslında orta ve uzun vadede haberden kaçınma olgusunu hazırlayan en önemli faktör de bu. Çünkü bu pasif tüketim alışkanlığı, bireylerin gündeme dair daha yüzeysel, parçalı, bağlamdan kopuk ve yanlış bilgiyle dolu haberler almasına yol açıyor. Zaten araştırmalar da “Haber Beni Bulur” algısının haberden kaçınma ile en tutarlı ve güçlü ilişkiye sahip olduğunu gösteriyor.
Peki hepten duyarsızlaşmamak için ne yapmalı?
Bu durumda, eğer haberden hepten kaçınmak ve duyarsızlaşmak istemiyorsak, ilk olarak yapmamız gereken şey haberin bizi bulmasını beklemeden bizim habere gitmemiz. Yani pasif tüketimden kaçınıp aktif tüketime geçmemiz.
Ancak bunu yaparken de bilinçli ve sınırlı bir haber tüketim alışkanlığı kazanmamız gerekiyor. Gün içinde haber okumak için belirli bir zaman dilimi seçmek önemli. Örneğin bu yazıyı aslen bir günlük haber bülteni olan Aposto’dan okuyorsunuz. Aposto ve benzeri haber bültenleri ve günlük özetler bu konuda işinizi kolaylaştırabilir.
Haber sitelerinin anlık bildirimlerini kapatmak ya da iyi yönetmek bu konuda atılacak önemli adımlardan bir başkası. Kimi başlıklara özellikle dikkat etmek şart. Bir başlık öfke ve korku duygularınızı tetiklemek için tasarlanmışsa ve bu durum takip ettiğiniz haber kurumunda bir alışkanlık hâline geldiyse haberden iyice soğuyup duyarsızlaşmamak için o tip kurumlarla araya mesafe koymak önemli.
Bunun için de güvenilir kaynakları çeşitlendirmek gerekiyor. Böylece hem daha dengeli bir perspektif ediniriz hem de tek bir anlatı biçiminin yarattığı yorgunluktan kaçınma fırsatı elde ederiz.
Tek sorumlu haber tüketicisi mi?
Bu yazıda genellikle okuyucu ya da izleyici perspektifinden baksak da haber tüketicilerini hepten kaybetmemek için haber kuruluşlarına ve teknoloji platformlarına da düşen çok şey var. Bir defa haber kuruluşlarının daha çözüm odaklı, yapıcı ve ilham verici bir gazetecilik dili araması ve bunun için sürekli deney yapması gerekiyor.
Teknoloji platformlarının ise bilgi ekosistemi üzerindeki sorumluluklarının daha iyi düzenlenmesi önemli. Sadece etkileşimi değil, kamusal değeri de gözeten tasarımlar geliştirmeleri için hem yasal düzenlemelere hem de kamuoyu baskısına ihtiyaç var.
Türkiye’nin güncel ve öznel şartları düşünülünce, elbette bugünlerde yapıcı ve çözüm odaklı bir gazetecilik diline dönüş çok zor. Yaşanan gelişmeler hiçbir yorum yapmadan dümdüz verilse bile dehşet yaratıyor. Böyle bir ortamda, ruh sağlığımızı korumak ve demokratik süreçlere katılımı artırmak için sorumlu haber üretimi ve tüketimi çok daha hayati.
Yeniden düzeliş ve iyileşme olasılığı belki yıllara yayılacak. Bu nedenle, kasıtlı ve seçici haberden kaçınma pratikleri üzerine daha fazla düşünmeliyiz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Ümit Alan
Yazar ve iletişim uzmanı. Basın ve Yayıncılık ana bilim dalında yüksek lisans yaptı. 2000 yılından itibaren yazılarıyla basında yer almaya başladı. 2009 yılında düzenli medya eleştirisi yazıları yazmaya başladı. Yazılarının konsepti 2016’dan itibaren yeni medya ve dijital medya okur yazarlığına genişledi. Televizyonda "Heberler" (2010-2013) isimli hiciv programının senaryo yazarları arasında yer aldı. "Saray’dan Saray’a Türkiye’de Gazetecilik Masalı" (Can Yayınları, 2015) isimli bir eleştirel basın tarihi incelemesi kitabı var. Socrates Podcasts çatısı altında Can Öz ile birlikte "Yeni Medya 451"i hazırlıyor. Aposto ekibiyle birlikte ise "Ümit Alan ile Medya Tarihi" podcast serisini hazırladı. Aynı zamanda 2003 yılından bu yana iletişim sektöründe danışmanlık ve reklam yazarlığı yapıyor. Profesyonel konuşmacı olarak etkinliklere katılıyor.

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.





