Halk siyasete dönüyor: ABD’de Zohran Mamdani’nin zaferi bize ne anlatıyor?

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Seçimlerden seçimlere hayatımıza uğrayan politika, 20. yüzyıldan bildiğimiz şekliyle gelecek vadeden, dönüştürücü niteliğe sahip, kolektif bir tahayyülü merkezine koyan ve ütopik bir ufuk sunan yapısını uzun süredir geride bırakmıştı. Söylem ve jestlerin vaatlerin önüne geçtiği bu siyaset anlayışı, bir halka ilişkiler faaliyeti olarak değerlendirilen, teknokratların hamleleriyle ölçülen, savrulmaya tamamen açık kitlelerin davranış örüntüleri üzerine inşa edilen bir çeşit sosyal-mühendislik faaliyeti olarak işliyordu.
Seçimler, siyaset bilimcilerin topluma dair basmakalıp yargılarından oluşan şablonların baskın olduğu bir yönetim piyesine indirgenirken herkes seçim sahnesinde yürütülen kampanyadaki teatral performanslara bakıyor; söylemler, gerçekle araya mesafe koyularak “siyaset potası”nda eritiliyor ve herkesin farkında olduğu ama “mış gibi” yaptığı bir çerçeve ortaya çıkıyordu.
- Leonard Cohen’in meşhur şarkısında söylendiği gibi “Herkes kaptanın yalan söylediğini biliyor.”
Nitekim son ABD seçimlerinde, Demokratların adayı Kamala Harris’in büyük bir hezimetle sonuçlanan kampanyası da statükonun dilini terk etmeyen, hatta “aşırı sağcı” ve "demokrasi düşmanı" olarak nitelenen diğer adayın diliyle giderek benzeşen bir tonda ilerlemişti.
Karşı taraftaki Trump ise dile getirilemez gerçekleri doğrudan söyleyebilen, halkın artık güvenmediği diplomatik üsluba karşı “şeffaf” bir ton benimseyen, mevcut idare anlayışının dışında bir siyaset yürüten tavrıyla “siyasi elit” olarak nitelenen kesimin temsil ettiği liberal demokrasinin çıkmazından bıkan kitleler için bir anti-tez olarak öne çıkmıştı.
Harris’in yaşadığı büyük yenilginin ardından Demokratların önemli isimlerinden Bernie Sanders’ın da söylediği gibi parti, müesses nizamın ve statükonun söylemini sürdürerek önce beyaz işçi sınıfını, ardından da Latin ve siyah işçi sınıfını kaybetmişti. İsrail’in sürdürdüğü soykırım savaşına verdiği tam destek ve sınıfları tamamen dışarı bırakan politik ajandasıyla Demokrat Parti, büyük bir hezimetle iktidarı “demokrasinin başlıca düşmanı” diye adlandırdığı Trump’a bırakmıştı.
Politik iklimde bir kırılma
Ancak son dönemlerde ABD’nin politik ikliminde bir kırılma olarak değerlendirilen yeni bir isim öne çıktı: 33 yaşında, Müslüman ve demokratik sosyalist Zohran Mamdani. Demokrat Parti’nin New York belediye başkanlığı adaylığı ön seçimlerinde eski vali Andrew Cuomo'ya karşı %43'e %36 oranıyla zafer kazanan Mamdani, 4 Kasım’daki seçimlerde Demokrat Parti'nin New York Belediye Başkan adayı oldu.
Söz konusu kırılmayı anlamak için öncelikle Mamdani’nin kişisel öyküsüne yakından bakmak gerekiyor. Sömürgecilik üzerine çalışmalarıyla bilinen Columbia Üniversitesi öğretim üyesi Mahmood Mamdani ile ünlü film yönetmeni Mira Nair’in çocuğu olarak 1991'de Uganda'da dünyaya gelen Zohran Mamdani, yedi yaşındayken ailesiyle birlikte ABD’ye göç etmişti. Bowdoin College'da Afrika Çalışmaları bölümünde okuyan Mamdani, burada politikaya ilk adımını atarak Filistin'e Adalet için Öğrenciler organizasyonunu kurmuştu.

Zohran Mamdani ve eşi Rama Duwaji.
Üniversiteden sonra New York’ta haciz önleme danışmanı olarak çalıştı ve borçlu kiracıların tahliyeden kurtulmalarına yardımcı oldu. Siyasetle birlikte müzik kariyerine de başlayan Mamdani, Young Cardamom ve daha sonra Mr. Cardamom takma adıyla rap müzik yaptı. 2017'de New York'ta Müslüman olmayı anlattığı “Salaam” şarkısı, özellikle son seçim sürecinde rakipleri tarafından sıkça tartışıldı. New York’ta demokratların adaylarının kampanyalarında çalışarak yerel siyasete daha fazla dahil olan Mamdani, 2020 yılında New York Meclisi'ne seçildi. Belediye Başkanı adaylığı ise ABD siyasetinde yeni bir dönemin başlangıcı oldu.
Demokrat Parti'nin başkanlık seçimlerindeki büyük yenilgisinin ardından hem devasa bütçesi hem de politik olarak belirleyici gücüyle öne çıkan New York’un belediye başkanlığına gözünü diken Mamdani'nin karşısında Demokratlar içindeki "müesses nizam"ın temsilcisi, geçmişi skandallarla dolu Andrew Cuomo vardı.
- Cuomo’nun kampanyası için harcayabileceği yasal sınır 8 milyon dolar olsa da milyarderlerin desteği ve bağışlarıyla yaklaşık 33 milyon dolar harcadığı belirtiliyor.
Mamdani ise kampanyasını, halktan topladığı rekor bağışla, rakibine kıyasla çok daha düşük olan 8 milyon dolarlık bir bütçeyle yürüttü. Nitekim bağışlar 8 milyon doları bulunca Mamdani, sosyal medyadan yayımladığı bir videoyla kendisine artık para gönderilmemesini istedi.
Yazar Hamilton Nolan, Mamdani’nin kampanya boyunca seçmenlere bir yetişkin gibi davranma kararlılığıyla öne çıktığını söylüyor. Kendisine yöneltilen suçlamalara zaman ayırıp, kamusal bir politikada ısrar ederek, gerçekçi sorunlara radikal çözümler üreterek uzun süredir siyaset sahnesinin dışında hisseden ve liberal demokrasinin çözümsüzlüğünden bıkmış bir halka, gürültünün dışından seslendi. Dolayısıyla kazandığı zafer, "eski Demokrat Parti’nin sonu" olarak da değerlendirilmeye başlandı.
Mamdani’nin kampanyasında öne çıkan bir başka yön ise rakibinin aksine iyimser bir politika izlemesiydi. Cuomo ise Türkiye’den de aşina olduğumuz ve büyük bir hezimetle sonuçlanan "negatif kampanya" yöntemine başvurdu; artan evsizlik ve suç gibi sorunlara dair yeni bir vizyon sunmaksızın, olumsuz bir söylem benimsedi. Buna karşılık Mamdani, ücretsiz halk otobüsleri, evrensel çocuk bakımı, ücretsiz kreşler, sübvansiyonlu konutlarda kira dondurma ve zenginlerden alınacak vergilerle belediye tarafından işletilecek marketler gibi somut ve kamucu vaatlerini dile getiriyordu.
Mamdani, sosyal medyada dinamik bir iletişim biçimi kullanarak kendine özgü bir estetik yarattı. New York’u New York yapan işçi sınıfının, küçük işletmelerin ve diğer sakinlerin şehirde büyük zorluklarla yaşadığını sıkça vurgulayan Mamdani, somut sorunlara değinerek kısa sürede büyük bir popülerliğe kavuştu. Videolarında şehir ve şehir sakinlerinin kolektif dertlerine odaklanıp organik bir ambiyans yaratarak sahici bir kampanyayla alışılageldik siyaset jargonunun oldukça dışında bir profil çizdi.
- Ancak tabii bu yükselişin salt "marketing" ile anlatılması yeterli değil. Bir sosyalist olarak kendisinin de sık sık atıf yaptığı örgütlü mücadele pratiği, siyasi kampanyası boyunca arkasında büyük bir güç olarak durdu.
Mamdani’nin Filistin meselesine yaklaşımı da siyasetinde belirleyici bir rol oynadı. 6 Ekim’den bu yana İsrail’in Filistin’de sürdürdüğü soykırım savaşı, ABD’de büyük toplumsal hareketlere neden oluyordu. ABD üniversitelerinde yükselen dalga sokaklara taşmış; üniversite yönetimlerinin ve polisin sert karşılıklarına rağmen giderek daha fazla büyümüştü. Karşısındaki iki aday da seçimi kazanmaları hâlinde İsrail’i ziyaret edeceklerini ve Netanyahu’nun tamamen arkasında olduklarını belirtirken Mamdani, geri adım atmadan Netanyahu’nun New York’a gelmesi hâlinde onu tutuklayacağını ifade etti.
- Geçmişte, Joe Biden hükümetinin İsrail’e yaptığı yardımları protesto etmek için açlık grevine giden ve 6 Ekim’in çok öncesinden beri Filistin mücadelesinin içinde olan Mamdani, Filistin’de yaşananları net bir şekilde “soykırım” olarak tanımladı ve büyük suçlamalara rağmen yuvarlak ifadelere başvurmadan bu duruşunu savundu.
Neoliberal programın eşitsizlikleri derinleştiren ve giderek sürdürülemez hale getiren doğası ile teknokratların eliyle sonlandırılan liberal demokrasinin karanlık ikliminde, elbette Mamdani’nin yükselişini hoşnutsuzlukla karşılayanlar da var. Trump, yaptığı açıklamada Mamdani’ye dair şunları söyledi:
“Komünist bir manyak, çirkin, sesi gıcık, salak, bütün salaklar onu destekliyor.”
Yani Mamdani, 4 Kasım’daki seçimlerde sadece adı büyük yolsuzluklarla anılan mevcut başkan Eric Adams’a değil, Trump'ın da içinde olduğu milyarderler koalisyonuna karşı da yarışacak. Nitekim hedge fund milyarderi Bill Ackman sonuçların belli olmasının ardından kendisinin ve zengin ortaklarının Mamdani’yi yenecek herhangi bir aday için “yüz milyonlarca dolar” akıtmaya hazır olduğunu söyledi.

Kasım'daki seçim sonucu ne olursa olsun Mamdani’nin adaylığa giden zaferi, halktan uzaklaşmış, profesyonel bir zemine indirgenmiş ve vaatler yerine rasyonel bir idare mekanizmasına dönüşmüş siyaset anlayışında bir çatlak açıldığını gösteriyor.
Küresel bir krizin ağır gerçekliğiyle beraber giderek oligarkların oyun alanına dönüşen bir siyaset yerine, halkın gerçek dertlerinin ve kamusal yararın sahneye davet edildiği bir hikayeye şahit oluyoruz. Üstelik Mamdani, bunu felaket senaryoları, komplo teorileri ve şimdinin içine sıkışmış bir siyaset anlayışıyla değil, umudu ve ortak geleceği içinde barındıran bir politik ufukla başardı. Zaferin ardından kendisinin de söylediği gibi:
“Eğer bu kampanya dünyaya bir şey gösterdiyse o da hayallerimizin gerçeğe dönüşebileceğidir. Hayal kurmak, umut gerektirir. Ve ben umudu düşündüğümde New Yorklulardan oluşturduğumuz eşi benzeri görülmemiş koalisyonu düşünüyorum. Çünkü bu benim zaferim değil. Bu bizim zaferimiz.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR
İLGİLİ OKUMALAR
Demokrasi krizleri ilk bakışta afetlerle ilgisiz görünebilir. Oysa afet yönetimi literatürü tam tersini söylüyor. Türkiye'de de mutlak butlan kararıyla birlikte, belediye başkanlarının tutuklanmasıyla derinleşen siyasi gerilim sürecine bir kurumsal belirsizlik daha eklendi. Türkiye’nin deprem gerçeği ise durduğu yerde duruyor.

CHP Genel Başkanlığı'ndan uzaklaştırılan Özgür Özel'in 83 milletvekilinin katıldığı son grup toplantısında yeni parti hazırlıklarını duyurmasının ardından partide art arda istifalar yaşandı. CHP'den istifa eden üyeler, neden istifa ettiklerini ve bundan sonra nasıl bir yol izleyeceklerini Aposto'ya anlattı.

Westminster siyasetinin geleneksel işleyişine karşı halk arasında biriken öfke, kendini Londra merkezli sistemin dışından geliyormuş gibi konumlandıran eski Manchester Belediye Başkanı, yeni Başbakan Andy Burnham için ilk aşamada bir avantaj sağlıyor şüphesiz. Ancak şimdilik adeta “İngiliz siyasetini kurtaracak bir halk kahramanı olarak selamlanan ve yüceltilen” karizmatik lider Andy Burnham için en büyük sınav, göreve geldikten sonra rüzgar tersten estiğinde ülkesi için anlattığı hikayeye tutunup tutunamayacağı olacak.

Türkiye ile KKTC arasında imzalanan mutabakat zaptıyla iki ülkeyi denizin altından bağlayacak doğalgaz boru hattı için çalışmalar resmen başladı. Doğu Akdeniz gaz havzası sadece Kıbrıs (Rum ve Türk kesimi olması bağlamından bağımsız) için değil, Mısır ve İsrail’de dahil olmak üzere son dönemde öne çıkan, doğalgaz rezervleri açısından da oldukça önemli bir havza. Peki bu adımın getirileri ne olabilir?

Ahbap Derneği soruşturması, Türkiye'de milyonlarca kişinin bağış yaptığı dernek ile vakıflara ilişkin güven ve şeffaflık tartışmalarını gündeme getirdi. Peki bir derneğe bağış yapmadan önce nelere dikkat edilmeli? Bir derneğin güvenilir olduğu nasıl anlaşılır?






