Hayatını kaybeden iki ailenin hikayesi


Deprem bölgesi için beije ile ped bağışçısı olabilirsiniz Yeni nesil menstrüel ürünler markası beije , kurulduğu günden bu yana “bağış felsefesi” ışığında kârının %8’ini regl yoksulluğuyla mücadele eden kişi ve kurumlara bağışlarken; bir süredir Askıda Ped projesiyle de yardım çalışmalarına herkesin kolayca katılmasına imkân sağlıyor. Ekip, Türkiye’de yaşanan deprem felaketi nedeniyle şubat ayının sonuna kadar hem kendi bağışlarını hem de satın alınan bütün Askıda Ped’leri deprem bölgesine yönlendiriyor . Şu ana kadar 420 binin üzerinde Askıda Ped toplayan beije; bu pedleri, kendi bağış havuzuyla birleştirerek; İhtiyaç Haritası, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Temel İhtiyaç Derneği gibi kurumlar aracılığıyla gruplar hâlinde deprem bölgesine ulaştırmaya devam ediyor. Nasıl Askıda Ped bağışçısı olabilirsiniz? Bu bağlantı üzerinden bir , üç veya on iki kişilik grupların iki aylık ihtiyacını karşılayacak Askıda Ped paketlerinden satın alarak destek olabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Boğaziçi Üniversitesi’nden iki dönem arkadaşım, depremde Hatay’da yaşayan ailelerini kaybetti. İsmet’in ailesi, yan binanın altındaki dükkanın kolonları kesildiği için binanın kendi binalarının üzerine düşmesiyle hayatını kaybetti. Yiğit’in ailesi ise günlerce enkaz altında kurtarma ekiplerinin ve vinçin gelmesini bekledi; ancak o yardım, olması gerekenden çok geç geldi. İki arkadaşımın ailesinin hayatını kaybetmesine neden olan şeyler denetimsizlik, ihmaller ve müdahalede yaşanan gecikmelerdi. Bugün, her iki olayı da onların ağzından sizlere aktarmak istiyorum. İnsanların hayatını kaybetmesine neden olanları bilelim ki bunca acının, ihmalin ve denetimsizliğin cezasız kalmaması için elimizden geleni yapalım. İsmet ve Yiğit’in istediği de bu.
Kesilen kolonlar yüzünden...
İsmet’in ailesi Hatay’da Şahin 3 apartmanında yaşıyordu. Depremlerde bu bina hiç zarar görmedi. Aynı binada babasını kaybeden İsmet'in kuzeni İrem, durumu “Apartmanın temeli hâlâ sağlam, otoparktaki arabalarda çizik dahi yok” diye anlatıyor. Bu binanın yanında, Mehmet Özat isimli müteahhidin yaptığı Özat apartmanının altındaki dükkanın kolonları kesildiği için bina depremde yana doğru yıkılıyor ve İsmet’in ailesinin yaşadığı Şahin 3 apartmanının üzerine devriliyor. Akça ailesi, kendi binaları depremde ayakta kalmışken ve hiçbir ihmalleri yokken Mehmet Özat isimli müteahhidin, kendi yaptığı apartmanın altında yine kendisinin işlettiği dükkanın kolonlarını kesmesi yüzünden hayatlarını kaybediyorlar. Mehmet Özat’a ait Özat İnşaat İthalat İhracat Tekstil Tic. Ltd. Şti. ise Hatay’da başta TED Hatay Koleji olmak üzere birçok binanın müteahhitliğini yapmış.

İsmet, ailesinin cenazelerine depremden 7 gün sonra ulaştıklarını ifade ediyor ve İrem, “O vicdansızlar şimdi hesap verecek ki biz toprağa verdiklerimizin yanına alnımız ak gideceğiz!” diyor. Bizden isteği ise toplum olarak bu acıya sebep olanlardan, ihmalleriyle ve açgözlülükleriyle insanın hayatını kaybetmesine neden olanlardan hesap sorulması için sesimizi çıkarmamız ve bu süreci takip etmemiz.
Bir türlü gelmeyen kurtarma ekipleri ve vinçler
Yiğit de aynı İsmet gibi Hatay’da yaşayan ailesini kaybetmiş. Ailesinin yaşadığı apartman depremde yıkılmış; ancak günlerce kurtarma ekibi veya vinç gelmemiş. Yiğit, Hatay’da ailesini kurtarmaya çalıştığı süreçte yaşadıklarını Aposto’ya şu ifadelerle anlattı:
“Depremin ilk gününde Hatay’a vardığımızda hiç kimse, hiçbir çalışma yoktu. Sadece bekledik. Ertesi gün vinç ve arama kurtarma ekibi aramaya başladık. Benimle birlikte Hatay’a gelen arkadaşlarımın da aileleri, yakınları enkaz altındaydı. Bir yandan kendi ailem için arama kurtarma ekibi ararken diğer yandan da arkadaşlarımın ailelerini kurtarmaya çalışıyorduk. Depremin üçüncü gününde ailemin olduğu enkaz alanında yangın başladı. Enkaz altındaki insanların çoğu yanarak öldüler. Yangından uzun zaman sonra itfaiye geldi ancak biz yine vinç bulamadık. Sonraları kendi imkanlarımızla vinç ve mazot bulduk. Ne benim ailemi ne arkadaşlarımın ailelerini kurtarmak için AFAD gelmedi. Biz gönüllüler olarak insanları enkaz altından kurtarmaya çalıştık.”
Yiğit, Hatay’daki yıkımın büyüklüğü hakkında bilgi alınamadığı ve şehirdeki kimseyle iletişim kurulamadığı için bölgedeki yıkımın büyüklüğünün tam olarak anlaşılamadığını, bu nedenle de kendi bölgesine ilk 2 gün yardım veya arama-kurtarma ekibi gönderilmediğini veya kendisinin görmediğini söylüyor.
Anne ve babasının cenazelerine hâlâ ulaşamadıklarını belirten Yiğit, kendisinin durumunda olan binlerce depremzedenin yaşadığı sorunları şu şekilde dile getiriyor:
“Ailemin kaldığı enkazda çalışmalar sona erdi. Anne ve babamın naaşları orada ama çıkarılmıyor. Biz telefon sinyallerine baktırdık, en son orada çıktı, yani deprem olduğunda binadalardı. Hâlâ ulaşamadık, hâlâ enkaz altındalar ama enkazdan çıkarılamadılar. Bu yüzden uzun bir süre kayıtlara kayıp olarak geçecekler. Enkaz altında hayatını kaybeden ancak cenazeleri çıkarılmayan birçok insan da bu şekilde kayıp olarak kayıtlara geçecek. Bu nedenle de ölüm sayıları uzun bir süre az gösterilecek.”
Bu durum aynı zamanda depremzedelere tanınan haklardan ve hizmetlerden de faydalanabilmelerinin önünde büyük bir engel oluşturabilir:
“Depremde yakınlarını kaybedenlere verilen devlet yardımlarının da uzun bir süre bu nedenle insanlara verilmeme ihtimalinden korkuyoruz. Öte yandan, annem ve babamın cenazeleri çıkarılamadığı ve hâlâ devlet kayıtlarında sağ olarak görüldükleri için Kaymakamlıktan aldığım Hatay’da olan ikametimde annem ve babam sağ gözüküyor. Hâlbuki enkaz altında kaldılar. Depremzede belgesi diye bir belgenin de olmadığını söylediler. Bu durumda olan binlerce insan var.”
Depremin ardından bölgede yaşanan yağma-hırsızlık olayları ve sonrasında başlayan linç girişimleri nedeniyle önemli bir güvenlik kaygısı mevcut. Sosyal medyanın da etkisiyle bölgede yaşanan kavga, gerilim ve linç girişimleri orada yaşayan farklı kimliklere sahip insanlar için büyük bir tehdit oluşturuyor. Yiğit, bizzat şahit olduğu olayları da aktararak insanlara sağduyu çağrısında bulunuyor:
“Hatay’ın önemli bir bölümü Arap Alevisidir. Bu linç kültürü nedeniyle ben bile şu an memleketime, Hatay’a gitmeye korkarım. Bizim şivemiz de Arapçaya benzediği için çoğu insanın Suriyeli olduğu düşünülüp linç edilmeye çalışılıyor veya yaftalanıyor. Hatay’da Türkçe bilmeyen yaşlı bir depremzede Türkçe bilmediği için Arapça su istedi. Bunu duyan bazı insanlar da ‘Bu ne ya her yer Suriyeli doldu’ diye söylenmeye başladı. Bazı insanlar daha kendi ülkemizdeki insanımızı vatandaşımızı tanımıyor, linç etmeye kalkıyorlar.”
Depremlerin ardından büyük bir yıkıma uğrayan ve altyapı hizmetlerinin tamamen çöktüğü Hatay’da binlerce depremzede başka illere gidiyor ve önemli bir kısmının da geri dönmeyeceği söyleniyor. Ancak Yiğit, Hatay kültürünün o topraklarda yeniden inşa edilmesinin önemine vurgu yapıyor:
“Benim için Antakya bitti, bir daha buraya gelmem diyordum ancak ‘Hatay bizimdir, bizim kalacak’ gibi söylemler gündem olmaya başladı. Depremzedeler Antakya’nın kültürünü korumak, burayı terk etmemek istiyorlar. Ancak Antakya’da terk edilmeyecek bir şey de kalmadı. Orada doktor olarak gönüllü kalan abim hastalandı artık. Şehirde hastalıklar, salgınlar başladı. Bunlara rağmen ben de Antakya’yı terk etmek istemeyenlerden biriyim. Antakya'nın yeniden inşa sürecinde rol almak ve şehirle bağımı sürdürmek istiyorum. Oradaki camiler, kiliseler tekrar yapılsın, yeniden Noel kutlansın isterim. Antakya'ya gitmeye devam edeceğim.”
Yaşadığı bunca acıya ve zorluğa rağmen sosyal medyada kendisine gösterilen tepkileri ise şu şekilde anlatıyor:
“Ben orada yaşadıklarımı Twitter’da anlatırken bile bazı insanlar bana provokatör deyip beni EGM’ye şikayet ediyorlar. Bir de bu kadar işin arasında notere gidip para ödeyip avukata vekalet vermek zorunda kaldım.”
Bize düşen görev ne?
Aynı sınıfta ders aldığımız, birlikte güldüğümüz, birlikte çalıştığımız arkadaşlarımın acısını kendi acım olarak görüyorum. İsmet’in ailesinin ölümüne neden olanların yakalanması, yargı önünde hesap vermesi ve bir daha kimsenin ihmaller ve denetimsizlikler yüzünden hayatını kaybetmemesi için bu acıları hep gündemde tutmanın ve sorumlularını açığa çıkarmanın bir görev olduğunu düşünüyorum. Yiğit’in acısını da aynı şekilde paylaşıyor ve yapılmayan denetimler, zamanında gelmeyen yardımlar yüzünden ailesini kaybeden herkesin yanında olmak ve Hatay’ı yeniden bir kültür mozaiği hâline getirmek için çalışmamız gerektiğine inanıyorum.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Depremlerde can kaybı 35 bin 418'e yükseldi, yaralı sayısı 105 bin 505 olarak açıklandı. Bölgedeki 195 bin 962 kişi diğer illere tahliye edildi. 47 bin binadaki 211 bin konutun yıkılmış, acil yıkılacak ve ağır hasarlı olduğu tespit edildi.
15 Şub 2023

YAZARLAR

Abdullah Esin
Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Dış politika, diplomasi ve politik ekonomi alanlarında araştırmalar yapmaktadır.

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.

İspanya, Arjantin'i tarihin en tek taraflı finallerinden birinde Ferran Torres'in golüyle yendi ve ikinci kez dünya şampiyonu oldu.

“Ama” bağlacı, dilimizde temel olarak karşıt anlamlı iki cümleyi veya sözcük grubunu birbirine bağlama görevini yapar. Tek başına bir anlamı olmayan bu sözcük, cümleler arasında kurduğu köprüler sayesinde cümleye çok çeşitli anlam ve işlev kazandırır. “Ama” bağlacını karşıtlık ve zıtlık ilişkisi kurmak, koşul (şart) anlamı kazandırmak, anlamı pekiştirmek ve güçlendirmek, dikkati çekmek, uyarı ve ikazda bulunmak, beklenmeyen bir durumu / istisnayı belirtmek için kullanırız.

Bir çırpıda geçen haftanın öne çıkan gelişmeleri.





