Hayvansız bilim mümkün mü?

(Görsel: Humane Society International)
Hayvan hakları örgütü Humane Society International tarafından, kozmetik sektöründeki hayvan deneylerine tepki çekmek amacıyla yayınlanan Save Ralph adlı kısa film çok büyük ses getirdi. Kozmetik testlerine maruz bırakılan bir tavşanın çarpıcı hikâyesini anlatan kısa filmle birlikte; içlerinde Türkiye’nin de yer aldığı birçok ülke tarafından halihazırda yasak olan kozmetik amaçlı hayvan deneylerinin etik arka planı dünya genelinde tartışma yarattı.
Üretiminde hiçbir hayvanın zarar görmediğini belirten cruelty-free etiketine sahip ürünlere yönelik talep “sorumluluk sahibi kapitalizm” tartışmaları ekseninde her geçen gün artmasına rağmen; söz konusu uygulamalar, yasağın olmadığı Asya ülkelerine kaymış durumda. Örneğin, Hayvanlar Üzerinde Ağrılı Deneyler ile Uluslararası Mücadele Derneği (IAAPEA) tarafından, kozmetik ürünlerin hayvanlar üzerinde test edilmesinin yasal zorunluluk olduğu Çin’de, Dünya genelindeki kozmetik hayvan testlerinin yüzde 75’inin yapıldığı hesaplanıyor. Yılda yaklaşık 150 milyon hayvanın zarar gördüğü bu test endüstrisinde; Çin, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Japonya markaları başı çekiyor. Söz gelimi Avon, 1989’da cruelty-free olduğunu ilan etmiş ancak Çin pazarına girebilmek için bu tip testlere izin vermiştir. Yine Maybelline, Bobbi Brown, Clinique, Estée Lauder, Yves Rocher gibi ünlü kozmetik şirketleri, ürünlerini Çin’de satabilmek için hayvan deneylerine izin vermiş durumda.
Söz konusu etik tartışmalar sadece kozmetik sektörü ile sınırlı değil. Öyle ki, akademik çalışmalar bile bu tartışmanın odağında yer alıyor. 2015 yılında yapılan bir araştırmaya göre, aynı yıl bilimsel çalışmalarda 192 milyon hayvan deneği kullanıldı ancak Haaretz gazetesinde yayınlanan bir makaleye göre bu hayvanlarının sadece yüzde 3'ü bu tip deneylerden sonra hayatta kalıyor. İnsanlığın bilimsel gelişimine kurban edilen hayvanlara dayalı deneylerin verimliliği de oldukça düşük görünüyor; zira bunların ancak yüzde 10'u başarıyla sonuçlanıyor.
Hayvan deneylerine yönelik etik sorunların yanı sıra; yetkili kuruluşlar tarafından belirlenen kuralların, araştırmacılar tarafından çiğnenmesi, tartışmalara yeni bir boyut getiriyor. Örneğin, resmi verilere göre Birleşik Krallık’ta, denek hayvanı kullanan araştırmacılar tarafından, her yıl ortalama otuz defa bu kurallar ihlal ediliyor.
Öte yandan, “Denek hayvanı olmadan bilim yapılabileceğini” savunan araştırmacılar, alternatif teknolojilerin mevcut olduğunu ancak “maliyetli olmaları sebebiyle gerekli adımların atılmadığını” savunuyor. Hâlihazırda hücrelerin, dokuların ve hatta organların yapay yollarla üretilebildiğini belirten, bu şekilde hayvansız bilim yanlısı araştırmacıların sayısı gün geçtikçe artıyor. Örneğin ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA), “2035 yılına dek memeli hayvanlar üzerinde yapılan testlere son vermeyi planladığını ve alternatif yöntemlere 4,2 milyon dolar yatırım yapacağını” açıkladı.
Yine de araştırmacılara göre, bu tip deneylerden vazgeçilmesi yakın gelecekte imkânsız görünüyor. “Denek hayvanlarının kullanılması” gerektiğine yönelik lobicilik faaliyetlerini sürdüren Speaking of Research adlı organizasyon, hayvan kullanılmadan yapılan bilgisayar ile modelleme, mikro-dozlama, MRI tarama ile Vitro testi gibi yöntemlerin; “sadece tamamlayıcı olabileceğini ve asla bir alternatif olamayacağını” öne sürüyor. Bugüne dek fizyoloji ve tıp alanındaki Nobel ödüllerinin yüzde 70'inin hayvan testi içeren araştırmalara verilmiş olması, bu tip testlerin bilimsel gelişmede ne denli büyük bir paya sahip olduğunu gözler önüne seriyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş


