Hepsine hükmedecek tek bir sayı…

Olabildiğince basit konuşalım, çok detaya girmeyelim. Tüketimcilik demişken “büyüme aşkından” bahsetmemek olmaz. Büyüme demişken de, 20. yüzyıldan beri sözüm ona ‘gelişmişliğin sembolü’ olan gayri safi yurtiçi hasıladan (GSYH) ve bunun fetişist bir şekilde büyümesi peşinde koşmamızdan bahsetmemek olmaz.
Hepsine hükmedecek tek bir sayı…

Alıntı ile başlayalım... 

Uzun süredir kullanmak istediğim bir alıntı ile başlayalım: 

Çok uzun süredir kişisel gelişim ve topluluk değerlerinden, yalnızca maddiyat için vazgeçtik.  

GSYH denilen rakam, hava kirliliğini, sigara reklamlarını ve otobanlarda yaşanan faciları temizleyen ambulansları da kapsar. Bireysel olarak kapılarımıza taktığımız özel kilitleri ve bu kilitleri kırdıkları için hapsedilmiş insanları da kapsar. Katledilen kızılçamları ve kaotik bir şekilde yayıldığımız çevrenin içindeki doğa harikalarımızın tahribatını da içinde barındırır. GSYH, napalm bombasını, nükleer silah başlıklarını, polisin şehirlerdeki ayaklanmalarla mücadele etmek için kullandığı zırhlı araçları ve çocuklarımıza oyuncak satmak için şiddeti yücelten televizyon programlarını da içinde barındırır. Bunların hepsinin üretimi, pazarlanması, satışı GSYH’nin içindedir…  

Yine de GSYH çocuklarımızın sağlığını, eğitimlerinin kalitesini ve oynadıkları oyunlardan aldıkları mutluluğu barındırmaz. Şiirlerimizin güzelliğini ya da evliliklerimizin sağlamlığını, toplumsal tartışmalarımızın bilgeliğini veya kamu görevlilerinin dürüstlüğünü kapsamaz. Ne ne cesaretimizi, ne espiritüelliğimizi, ne bilgeliğimizi, ne de eğitimimizi hesaplıyor. 

Kısacası GSYH, hayatı yaşamaya değer kılan şeyler dışında her şeyi hesaplar.

Bunu Esmiyor yazsaydı beğenirdiniz, ama değil. 

Bu, Bobby Kennedy’nin 1968 yılının Mart ayında Kansas Üniversitesi’nde yaptığı konuşmadan alıntı. ABD başkanlığına adaylığını açıklarken yaptığı bu konuşma, suikaste kurban gitmeden yaklaşık 3 ay öncesine ait. 

Peki hepsine hükmedecek tek sayı olan GSYH’nin bizim için önemi nedir? 

Bu benzetmeyi alelade bir şekilde yapmıyoruz. Gerçekten de, 

  • GSYH ile toplumsal ilişkimiz saplantılı. Bir fetişizm olmuş durumda. Bunu eline alanı veya yakınına yaklaşanı bozuyor. 
  • Bu sayı ile olan ilişkimizi sonlandırmak ve başka bir alternatif bulmak, bunu küresel bir şekilde yapıp Orta Dünya'yı bu bataktan kurtarmak Hüküm Dağı'na tek yüzüğü atmaktan daha zor. Harbiden daha zor. 
  • Frodo... Neredesin yüzük taşıyıcısı? Neredesin GSYH'ı tarihe gömecek kişi? 

Burada kartal martal da yok. 

(Umarım Yüzüklerin Efendisi ile bir ilişkiniz vardır...)

Nobel ödüllü ekonomist Joseph E. Stiglitz'in "GDP Fetishism" isimli güzel bir makalesi var, buyrunuz:

Sistem neden kökten çarpık?

Tek bir rakamı, genel olarak bir toplumun refahı ile eşleştirmek oldukça rasyonel. Bunu ekonomik ve politik aktörler pekala savunur. GSYH'ı kısa vadede yükseltmek (özellikle adalet, eşitlik, cari açık, bütçe dengesi gibi diğer faktörleri dikkate almadan) çok ama çok da zor değil. "Dünya bu kadar büyüdü, biz ise ŞU KADAR büyüdük" diyerek "as bayrakları, as" yaklaşımı sadece Türkiye'de değil, bir çok yerde seçim kazandırıyor.  Politik aktörler koltuğuna kök salmasın, alt soyuna devretmesin derken 4 - 5 yılda bir seçim yaptığınız zaman da böyle sıkıntılar ortaya çıkıyor. 

Bir çok ülkede şu söylem çok tutmuyor:

Bizzzzzzzzzzzz eğitim sistemine abandık. 25 yıl sonra pırıl pırıl gençler yetişmiş olacak. Bir de iklimi çok önemsedik, doğaya çok değer verdik. 20 - 25 sonra bize daucı olacaksınızzzz. 

İnanılmaz bir basitleştirme içindeyiz tabii ki. İnanılmaz. Bu konuda okuyabileceğiniz oldukça fazla kaynak var. 

Tüketimcilik, GSYH fetişizmi ve büyüme saplantısı kronik bir hastalık olarak dünyayı yavaş yavaş yiyor. Kıtlıyor dünyayı. The Guardian bu konuyu çok iyi özetlemiş, onlara kulak verelim: 

Yalnız bütün bu büyüme maalesef çevre, iklim ve doğayı pek de sallamadan yapılıyor. Hatta bir adım ileri götürelim, Bobby Kennedy'nin söylediklerine, 2021 yılında pekala şunları ekleyebiliriz: 

  • Gözlerimizin önünde cayır cayır yanan ormanlar için kullanılan helikopterler, uçaklar ve sonrasında dikilen ağaçlar, 
  • Kasırgalardan, sellerden, hortumlardan sonra yok olan şehirlerin ve yapıların tekrar inşa edilmesi, 
  • Ormansızlaştırma neticesinde açılan alanlarda tek tip ürün yetiştirilmesi, 
  • İnsan emeği ve çevresel faktörleri hiçe sayarak üretilen en basit ürünün on binlerce kilometre yol yaparak size ulaşması.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. 

İnanması güç, ama bu örneklerle üretilen ekonomik "fayda" ile büyüme kaydedilince, bu bir çok kesim tarafından coşkuyla karşılanıyor. Bu sayının çarpıklığı da burada.  

Bu büyüme için kullandığın enerjiyi tamamen kömür kullanarak üretsen de, sadece rüzgar ve güneş enerjisi ile üretsen de, GSYH hesaplaması için pek bir şey değişmiyor. 

Peki alternatifler var mı?

Tabii ki! Hem de çok alternatif var. 

Bunlar şu anda genel olarak teori aşamasında. Ama olsun, şunlara bir göz atın deriz (direkt YouTube aramasının bağlantı linkini ekledik): 

Herkes gider Mersin'e, biz gideriz tersine...

Eskiden gazetelerde başlık altına karikatür koyarlardı. 

"Boşluk doldurmaya çalışmayın yeaaaaaaaaa" diye yaklaşırdım, ama şimdi ben yapacağım. Konuyu kelimelerle bu kadar iyi özetleyemezdim: 

Bu bölümün kapanışı yaparken, COP26'dan ayrılmak üzere olan bir Joe Biden'ın konuşması aklıma geldi.  Glasgow'a güle güle derken Joe Biden iklim krizini bir "fırsat" olarak gördüğünü ve yapılacak yatırımlarla "büyüme" olanaklarının değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Bunu söylerken de gözleri gerçekten parlıyordu. 

Gerçekten de iklim krizi bir çok canlının ve ekosistemin varoluşumunu etkileyebilir. Ancak sistemsel makineler yalnızca "ekonominin" etkilenmesi halinde seferber ediliyor. Covid-19'da aynı şeyi gördük...  

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

Tüketmek, ya da daha çok tüketmek. İşte bütün mesele bu mu?

2021 yılının son Esmiyor Postası. Bu bölümü İngilizcede “consumerism” olarak anılan, Tüketimcilik konusuna ayırmak istedik. Neden mi?

23 Ara 2021

Tüketmek, ya da daha çok tüketmek. İşte bütün mesele bu mu?

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR