Minik Hikayeler Toplayıcınız: Alara Demirel

Alıp Başını Gidenler, 20’li yaşlarında üreten, yeni şeyler deneyen, seslerini duyuran/duyurmaya çalışan sanatçı, yaratıcı, akıllı, yenilikçi, girişimci, aktivist arkadaşlarımızın yeri. Burada olabilmeniz için dahi olmanız ya da çocuk aktör olmanız gerekmiyor. Kendiniz olun yeter.
Alara Demirel 24 yaşında, Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat bölümü mezunu. Şimdi ise aynı üniversitede Kültür Yönetimi yüksek lisansı yapıyor. Bir sosyal medya sever ve yarı-zamanlı kreatif direktör. Aposto! bünyesinde bulunan Soli, Apéro, Duende ve Angst’in topluluk yöneticisi olarak bu ay çalışmaya başladı.
Hayatını aktivizmden ilham alarak, dövmeler yaptırarak ve her yerine stickerlar yapıştırarak özünden sapmadan yaşamaya çalışıyor. En sevdiği renk indigo mavisi, en sevdiği yemek de domatesli makarna — domates soslu değil, domatesli. “Yasmin’in çok havalı biri olduğunu düşünüyorum,” dedi — onun sözleri, benim değil :). İkimiz de European Youth Forum denen liselerarası konferanslarda çalışmışız — o delege ben ise orga (organizatör) olarak. Belki bilmeden yollarımız kesişmiştir bile… En sevdiği sayı 7, ancak ilk başlarda bu sayıdan çok korkuyormuş.
Obsesif kompulsif bozukluğu olan Alara, her gördüğü sayıyı tek haneye indiriyormuş. Diyelim 13 sayısındaki 1 ve 3’ü toplayarak 4 yapıyor. Harry Potter’da Severus Snape’in ünlü “394. sayfayı açın” sözündeki sayıları toplayınca da 7 çıktığı için Severus Snape’ten o zamanlar korktuğu gibi, 7 sayısından da korkmaya başlamış. Karşısına bu sayı çok çıktığı için de korkusunu yenmeye karar vermiş ve 7’yi çok sevmeye başlamış.
Alara zaten korkularının, endişelerinin üstüne giden biri. Sosyal anksiyeteli biri olarak, sosyal medya üzerine bir iş yapmasının nedenlerinden biri de bu.
“Sosyal medya beni çok tetikliyor ama bir orta yolunu bulmaya çalışıyorum. Varoluşun oldukça zor bir edim olduğunu düşünüyorum ve hep kim olduğumu duymaya çalışıyorum,” dedi.
Turizmci olan babası Antalya’da bir acente açmaya karar verince, İstanbul’dan taşınıyorlar. Yıllardır beraber okuduğu arkadaşlarını bırakıp, kimseyi tanımadığı yeni bir şehre taşınmak zor gelmiş. Normatif kutucuklara sığan bir kişiliği olmadığını düşünen ve hep kuir olduğunu ifade eden biri olarak da Antalya’da içine kapanmış. İnternet üzerinden kendine bir topluluk bulmuş ve yer edinmiş — belki de şimdi Aposto!’ da yapacağı işin temelleri burada atılmış diyebiliriz.

10 yaşında forumlarda aktif olmaya başlamış. Disney Channel izleyerek büyüdüğü için İngilizcesi ve Türkçesi birlikte gelişmiş ve kurgu yazmayı sevdiğini anlamış. Böylece zor zamanlarında ona kucak olan Harry Potter kitapları üzerinden “polyjuicepotion” adı altında fanfiction yazmaya başlamış. Hatta yazdığı hikayelerden Amortentia Türkiye’de en çok okunan 3. hikaye olmuş. 18 yaşına kadar çok aktif yazmaya devam etmiş ve internet üzerinden hem yazar hem de editörlük yapmış. Edebiyatı sevdiği için de üniversitede bu konuya odaklanmış.
Üniversiteden mezun olduktan sonra Cambridge Üniversitesi’nin yaz okuluna giderek çocuk edebiyatına feminist bakış üzerine bir ders almış. Bu iki hafta onun için harika geçmiş.
“Senin entelektüel Disneyland’inmiş gibi seni alıyor, minik bir temanın içine sokuyor. Herkes seninle feminist kritik yapabiliyor haşlanmış patates yerken,” dedi.
Cambridge ne kadar güzel geçmiş olsa da tek başına yurt dışında yaşamaya hazır olmadığını anlamış ve University of Edinburgh’da yüksek lisansa kabul edilmiş olsa da gitmemeye karar vermiş. Bu sırada Koç’un ANAMED adlı araştırma merkezinde yayın asistanı olarak çalışmış ve Medyascope’ta gökkuşağı bülteninde yazmış. Bilgi Üniversitesi’ni çok sevdiği için yüksek lisansına da orada devam etmeye karar vermiş. Edebiyatta kuram ağırlıklı okumuş olduğu için, pratiğini Kültür Yönetimi bölümünde geliştirmeye karar vermiş. Bu bölümde feminist yayıncılık pratikleri üzerine çalışıyor.
“Feminist bağlamda çocuk edebiyatı çok ilgimi çekiyor çünkü oradaki güç dengesi toplumsal cinsiyet bağlamında kadın-erkek dengesine denk düşüyor gibi geliyor. Çocukların en sömürülen yaş grubu olduğunu düşündüğüm için bir orta yol bulmak istiyorum. Çocuklara da sürekli yol göstermek haddime değil ama empati kurmak istiyorum,” dedi.
Alara, Pandemi döneminde okula ara verip, çeşitli yerlerde sosyal medya yöneticisi olarak çalışmaya başlamış. Aynı zamanda Alıp Başını Gidenlerden de bildiğiniz Pelin ve Miray’ın markası PEMY Store’da Creative Editor olarak sosyal medya içeriklerini tasarlamış, modellik yapmış, hatta bir toplantıda çizdiği çiçekten sweatshirt, defter ve stickerlar tasarlamışlar. Kısaca Alara, pandemi döneminde durmamış. Onu besleyecek, hoşuna gidecek yerlerde çalışmış.

“Sosyal anksiyetemi yendiğim ve kendime uyan işlere başladığım dönemde, sanki oyunun haritasını birazcık çözebildiğim an, pandemi oldu, o yüzden çok zorlandım. Ama ışığı görebiliyorum. Yaratıcı anlamda bana iyi geldi çünkü ‘zaten evde oturacağız ben işlere sarılayım’ dedim. Okulu dondurdum ve tam zamanlı işlere girdim,” dedi.
Genelde günleri saat 10’da başlıyor. Sabah filtre kahvesini içiyor, sosyal medyasına bakıyor ve o gün yapması gereken bir iş varsa ona başlıyor. Günleri zaten yapması gerekenler ve projelere göre iki hafta önceden planlanmış oluyor. Fiziksel olarak işe gidebildiği dönemlerde ofise uğruyor ve arkadaşları ile buluşup yemek yiyerek gününü bitiriyor. Pandemi öncesinde çok sinemaya gidermiş — seans saatlerini ezbere bilirmiş.
Kendi zamanında ve saatlerinde çalışmak, tüm gün bir ofiste olmamak onun için önemli. Zaten sorumluluklarını en kaliteli ve hızlı şekilde bitirip kendine zaman ayırmak için hep çok verimli çalıştığını paylaşıyor.
“Hayatımın tümü iş olmadığı için yaptığım işler seviliyor. Ben tüm gün ofiste olursam nelerden besleneceğim?” dedi.
Bu bizim dönemimizdeki çoğu kişinin bakış açısı. Güzel işler çıkarmak için durmadan birinin gözetimi altında olmamıza gerek yok. Sorumluluğu alabiliriz, zamanında teslim edebiliriz ve bunu yaparken arada gidip bir arkadaşımızla buluşup yemek de yiyebiliriz. Alara’nın da dediği gibi “bize bırakın,” biz yaparız.
Gelecek planlarında en tepede kendine sadık ve mutlu kalabilmek var. 20ler onun için ilk gençlik yılları gibi geliyor, kendini tanıyarak yaşamaya başladığı ilk seneler. En çok ise 30ları için heyecanlı — zaten “Keşke 30 Olsam” en sevdiği filmlerden.
“2020 hepimizin sınavı ve bundan bir şey öğrendikten sonra hayat bir nebze daha rahat. O yüzden hayatın bana öğrettiği şeyleri kucaklamaya çalışıyorum. Sonra bunların dersini alırım, 30’larımda da keyfini çıkarırım. 34’ümde acayip havalı bir insan olacağım, 34'üme kadar arkadaş oldunuz, oldunuz. Ondan sonra yüzünüze bakmam,” diyerek güldü ve olamazsa hep beraber kendisi ile dalga geçebileceğimizi ekledi. “Şimdi ise minik hayat hikayeleri topluyoruz.”
Hepinizin minik hayat hikayelerinin, heyecan verici, eğlenceli, dolu dolu romanlara dönüşmesi dileği ile.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Yasmin Güleç
Anthony Bourdain'in #1 numaralı hayranı olmak dışında zamanımı genelde yazarak, yürüyerek, kahve içerek ve derin politik tartışmalara girerek harcıyorum.

20'lik
20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.
İLGİLİ OKUMALAR





