İhtimallerin güzelliğine🥂

'Bir İhtimal Daha Var' oyununun üretim sürecini konuşuyoruz. Kulis de ise Pelin Ermiş ve Talha Kaya ile birlikteyiz.
İhtimallerin güzelliğine🥂

                                       Pelin Ermiş-Ada, Fotoğraf: DasDas


  1. İlk okuduğun oyun neydi? Yılını/okuduğun yaşını hatırlıyor musun?

    Ne tatlı bir soruyla başlıyoruz. Romeo ve Juliet. Shakespeare romantizmiyle giriş yapmış bulunmuşumdur. Yıl 2000, liseden yeni mezun olmuştum. Öncesi de ortaokulda da okuduğum oyunlar olmuştu ama bana işleyişi, nüfuz edişi Romeo ve Juliet diyebiliriz.

  2. Sahnede olmam gerekiyor dediğin o ilk anı hatırlıyor musun?

    Ortaokulda, okulun tiyatro kulübündeydim skeçler hazırlıyorduk. Kendi yazdığımız skeçleri. İlkokuldan sonra bir sürü öğretmen geliyor derslere. Hepsini incelemek, bağ kurmak çok güzel gelmişti bana ve skeçlerimizde ben öğretmenlerimizin taklitlerini yapıyordum kendi yazdığım metinlerle. O zamana kadar böyle bir şeyin varlığından haberim yoktu. Eğlenmek ve insanları eğlendirmek çok hoşuma gitmişti o zaman, dedim müthiş bir şey bu. Aksesuarlar ayarlıyordum evden ve yazdıklarımın dışında da bir sürü doğaçlama kendiliğinden oluyordu. Çocuksun yargı yok, sadece oyun oynamak istiyorsun. Hala aklıma gelir o zamanlar, “Tam da konu bu Pelin, oyun oynamak” hala hatırlatırım kendime bunu.

  3. Oyunculuğu en besleyen deneyiminin; iyi bir seyirci olmak olduğunu söyleniyor. O yüzden sormak istiyorum; izleyici olarak izleyip de unutamadığın bir oyun var mı? İzlerken kendinden geçtiğin bir anın var mı?

    Kesinlikle katılıyorum. Oyunculuğu en besleyen şeylerin en başında izlemek, bakmak, görmek, seyirci olmaktır. İnsan dışardayken daha bir anlıyor neler olduğunu ya da nelerin eksik olduğunu. Neyin kalbine işlediğini ya da tam işleyemediğini. Yaşamın içinde de bu var. Oyun, film, yaşam bunların çok iç içe olduğunu düşünüyorum. Oyun izlemeyi çok seviyorum ve unutamadığım oyunlar bayağı var. Ama bu soruyu okurken aklıma gelen ilk ikisini söylemek isterim. Biri; Schaubühne Berlin Tiyatrosunun, Ostermeier’in yönettiği “Hamlet” oyunu tek kelimeyle olağanüstüydü, üç saat hiç kıpırdamadan izlemiştim. Ostermeier’in Hamlet yorumu, yaptığı rejiler, yabancılaştırmaları bu kadar sarsıcı kullanması harikaydı. İkinicisi; Londra da izlemiştim ki ne mutlu , Charlie’nin Çikolata Fabrikası. Theatre Royal Drury Lane’de ve yönetmen Sam Mendes. Bir rüyanın içine düşmüş gibiydim, böyle bir şölen, böyle bir mutluluk… Allahım o kadar güzeldi ki hala düşününce mutlu oluyorum ve tüylerim diken diken oluyor.
  4. “Bir İhtimal Daha Var” oyununu ilk okuduğunda ne hissettin, oyunda aynı zamanda video üretimler de var, bu fikri başta nasıl buldun? Bunu denemek nasıldı?

    “Bir İhtimal Daha Var” İsmi güzel oyunumuz. İlk ismine vuruldum açıkçası. Ne umutlu bir söz. Yaşama dair hep çözüm olduğuna dair inancı içimde hissettiriyor. Oyunu okuduğumda çok etkilendim, hepimizin içinde bulunduğu iş sorunlarını, iniş çıkışlarını, kısır döngüsünü, acısını ve absürtlüğünü; içten bir anlatımla çok güzel yazmış Ebru Nihan Celkan. Ellerine, yüreğine sağlık. Videolar fikri bence harika. Seyirciden de çok güzel yorumlar alıyoruz. Barış Gönenen sevgili yönetmenimiz, iyi ki bu fikri oyuna koydu. Kendisini, aklını, enerjisini çokça beğeniyorum. Barışın aynı zamanda oyuncu olması da bizim için çok büyük bir artıydı. Tüm kalbimle söylüyorum ekibimiz harika, çok mutluyum bu işin içinde olduğum için. Berfu, Talha onlarla aynı sahnede oynamak o kadar güzel ki ne mutlu bize. Aramızdaki uyum müthiş. Maşallah.🙂 Birbirimizi merak ediyoruz ve seviyoruz bu çok değerli bir şey. Dasdas’a çok teşekkür ederim bu oyunu sahneye koyduğu için.

  5. Ada, içinde olduğu durumda bile eğlenmeyi seven belki de çok önemseyen biri ayrıca bu babasıyla olan ilişkisinden ötürü de ayakları üstünde durmayı daha çok önemsiyor. Normalde karaktere dair sorular sormayı sevmem ama Ada özelinde
    bunu yapacağım.🌝 Sence Ada ne hissediyor?


    Adaaaa🙂 Ada bana yaramaz çocuk gibi geliyor yani içini tutamıyor, patlıyor, koşuyor sonra birden bilgiler kafasında, ruhunda yine patlıyor, savruluyor, kontrol edemiyor kendini. Hesapsız, dürtüsel, içi hiçbir yere sığamıyor gibi hissediyorum. Ailesiyle özellikle babasıyla arasının kötü olması, yaşadığı eksiklik, onay duygusunu alamamanın verdiği asilikle, içindeki boşlukla yaşamaya çalışıyor. Ada’nın da sevgi eksikliği buram buram ruhunda. Bu eksikliklerle baş etmenin yolunu sanki eğlenmeyle bulmuş, olayları takmama haliyle maskelemiş gibi. O yüzden arayışları, oyuncakları var. Alkol, tinder, yeri geliyor kolonya, ispirto içmeyi deneyebilecek kadar içinde patlıyor. Böyle olan Ada aslında yaşama realist bir yerden de bakıyor. Sisteme, düzene karşı. Baş edemiyor bu sistemle, bu sınırlarla, bu ezberlerle. O yüzden aslında ihtimallerin içinde kendini patlatmak varsa oda patlatır. Elinde değil.Umut; çocukluk arkadaşı, kitaplar ve bilgi, Ada’nın en masum yanı olduğunu düşünüyorum. En çok yaşama buradan tutunuyormuş gibi geliyor.
  6. Senin işle ilgili böyle bir dönemin oldu mu? İhtimallerin güzelliğine dair neler söylemek istersin? 

    Bu soruyu çok sevdim. Benim de işle ilgili, yaşam, adı neyse sistem, böyle bir dönemim oldu. Zor oldu o dönem ama iyi ki de olmuş. İçindeyken o dönemin tam böyle düşünemiyorsun tabi. Hep şunu soruyordum kendime o dönem, o süreç neye tekabül ediyor, edecek? İnsanın kendini daha iyi tanımasına, direncini yükseltmesine, resmen bağışıklık sistemini güçlendirmesine yarıyor. Tabi bu yarama durumu öyle hap yuttum başımın ağrısı geçti tadın da asla olmuyor. Her yerinde hissediyorsun bu sancıyı. İroni, absürtlük tam da buralardan çıkıyor. O yüzden Ada’nın ironisini, absürtlüğünü çok iyi anlıyorum.İhtimaller ve güzellikleri her zaman var, olacak. Sandığımız “İyi iyidir, kötü kötüdür” gibi olan ezberler hakikaten kim bilir yaşamda nelere tekabül ediyor. O yüzden bilemeyiz, bilmeyelim de; yaşayalım, niyetlerimizin güzellikleriyle ve ihtimallerin güzellikleriyle… 🙂
  7. Pandeminin başladığı dönemde, ilk kapanma olduğunda sahneler kapanmıştı, oyuncu olarak neler hissetmiştin? Sahneden uzak olmak, belirsiz bir sürecin içine girmek zordu, bununla nasıl başa çıktın belki de çıkamadın? Biraz anlatabilir misin?

    Evde kal! Ev ev ev. İçimiz dışımız ev olmuştu ayol 🙂 Ne zor günlerdi… Bir kere insan yaşamı tehlikede . İlk defa böyle bir virüsü deneyimliyorduk. Hepimiz çok korkuyorduk. Sahneden uzak olmayı çok düşünemedim o an açıkçası, ilk ayları özellikle. Sokağa hava almaya bile çıkarken öyle hissedince her şey durdu. Tokatlar deneyimledik hepimiz. Evet sağlık en değerli, özgürlük en değerli. Anneni, sevdiklerini görmeye bile gidemiyorsun. Şok etkisi. Herkes iyi mi? Neler oluyor? Bu virüs ne zaman bitecek peki sonra ne olacak yeni bir döneme girmiştik, tanığız, içindeyiz. İnsan işte her şeye alışıyor ve baş etme tekniklerini deniyor. Ne kadar güçlüyüz o dönem en çok düşündüğüm şey buydu.Sonra ki yıl tabi sahneler, bu belirsizlik, ne yapacağız, nasıl olacak çok üzücüydü. Kimi düşüneceğini şaşırıyorsun. Bir sürü oyuncu arkadaşın, müzisyen arkadaşın çalışamıyor ve bedelini malesef yaşayarak deneyimliyorsun. Bununla başa bazı günler çıkıyorsun bazen hiç de çıkamıyorsun. Ya da sen başa çıkıyorsun da arkadaşın çıkamayınca yine çıkamıyorsun. En az bir ihtimal daha vardı, bunun geçeceğine, dönüşeceğine olan inancımız. İnancımızın her zaman olması dilekleriyle…

    Bana sorular çok iyi geldi. Bilinç akışı gibi oldu. Ne mutlu…  Çok teşekkür ederim 🌝



                                                        Talha Kaya



  1. İlk okuduğun oyun neydi? Yılını/okuduğun yaşını hatırlıyor musun?

    Haldun Taner’in Vatan Kurtaran Şaban, oyununu okumuştum. 2000 'di sanırım. Yedinci sınıfa gidiyordum. Herhangi bir ödev falan da değildi çünkü evde olan tek tiyatro metni oydu.

  2. Sahnede olmam gerekiyor dediğin o ilk anı hatırlıyor musun?

    Orta okulda tamamen tesadüf ve arkadaşımın zoruyla tiyatro seçmelerine gittik. Okulun matematik hocasının yönettiği küçük skeçlerde oynuyordum. Sene sonuna başka bir oyun çıkarttık. Atilla Alpöge’nin Çürük Elma diye bir oyunuydu. O aralar neredeyse bütün orta okullar oynuyordu oyunu. Bütün sene boyunca her oynadığım oyun sorunsuz geçerken sene sonu oyunun da(bir defa oynanacaktı sadece) oyundan iki gün önce sesim kısılmıştı ve asla iyileşmiyordu. Kısık sesle oynadım bir şekilde ama ses tellerim yokmuş gibi sesler çıkıyordu benden. Oyun sonunda anneme sarılıp çok ağladığımı hatırlıyorum. Ertesi gün sesim çok daha iyiydi okula gidip oyunu yöneten hocaya sesim düzeldi hadi yeni oyun yapalım dediğim an sanırım. Oyunu yapamadık çünkü okulun kapanmasına 15 gün vardı ama ertesi gün iç güdüsel olarak direkt hocaya gidişim hala bana ilginç gelir.

  3. Oyunculuğu en besleyen deneyiminin; iyi bir seyirci olmak olduğunu söyleniyor.O yüzden sormak istiyorum; izleyici olarak izleyip de unutamadığın bir oyun var mı? İzlerken kendinden geçtiğin bir anın var mı?

    İzmit Şehir Tiyatroları’nın 2003’ten sonra oynamaya başladığı Moliere’in Don Juan’ı sanırım. Engin Benli oynuyordu Don Juan’ı. Hala düşündükçe heyecanlandığım bir oyun. Şimdi tekrar aynı rejiyle, aynı oyuncularla izlesem belki de beğenmeyebilirim ama aynı hisle hatırlamak hala bana çok iyi geliyor.

  4. “Bir İhtimal Daha Var” oyununu ilk okuduğunda ne hissettin, oyunda aynı zamanda video üretimler de var, bu fikri başta nasıl buldun?

    Birden fazla karakter oynama fikri her zaman çok heyecanlı tabii ki. Oyunu okumayı bitirdiğimde garip bir hisle kalakaldım. Oyundaki bütün karakterler o kadar gerçekti ki hepsinin muadilleriyle her yerde karşılaşmıştım. Komik anlara gülerken bile tam emin olamıyordum gülmeli miyim diye? Bahsettiğim bu garip his oyunu okuduğum zaman boyunca devam etti. Barış bence çok yalın bir reji kurdu oyuna. Oyunda kullanılan her materyali neden kullandığıyla ilgili her fikri ayrıntılı bir şekilde bize hep anlattı. Yeni çağda maruz kaldığımız ya da sosyal hayatımızda edindiğimiz bütün tecrübeler, bir eylem içindeyken aklında birkaç başka düşünce daha olmak zorunda olması. Videolar da bana hep bu hissi verdi. Oyuncu sahnede konuşurken arkada akan video ağızdan çıkan söz dışında aklımızı kurcalayan diğer şeyler gibi.

  5. Oyunda birden fazla karakteri oynuyorsun ama benim sorum Barış karakteri için olacak, ‘kolayca para kazanma motivasyonu’ görüyoruz onda. Bu role nasıl hazırlandın? Oyunda Ada ve Umut’un yaşadığı süreçlerden hiç geçtin mi? İhtimallerin güzelliğine dair ne söylemek istersin?

    Ben İzmit’te doğdum büyüdüm. İzmit’te seksen sonrası doğan jenerasyonun ata sporu gibi bir şeydi ‘kolay para kazanma motivasyonu’ dediğimiz şey. Bir anda yırtmak. Kolay yoldan sonuca ulaşma isteği. Hal böyle olunca benim de aklımda çok fazla örnek vardı tabii ki. Günümüz konjonktürü de bu hali son 20 senedir geliştire geliştire bugünkü son durumuna yani liyakatin önemsiz olduğu, kolay yoldan erdemi yok sayan her yolun mübah olduğunu düşünen bir anlayışa getirdi. Barışlar ülkemizde hep vardı ama son yirmi yıldaki kadar ayyuka çıkmamışlardı. Ada ve Umut’un geçtiği süreçlerden seksen sonrası doğan nesil hep geçti ve tabii ki benim de; bu işi artık yapmamalıyım, sanırım yapamıyorum, yeteneğimi yanlış anlamışım galiba gibi sonuçlara vardığım dönemler oldu. Neyse ki kısa sürdü. İhtimallerin güzelliğine inanmadığımız bir hayat sıkıcı olmaz mıydı? Mesleğimi yapabilmemin ilk ve en önemli motivasyonu ihtimallerin güzelliği. İyi ki varlar çünkü her zaman en az bir ihtimal daha var. 
  6. Pandeminin başladığı dönemde, ilk kapanma olduğunda sahneler kapanmıştı, oyuncu olarak neler hissetmiştin? Sahneden uzak olmak, belirsiz bir sürecin içine girmek zordu, bununla nasıl başa çıktın belki de çıkamadın? Biraz anlatabilir misin?

    İlk kapanma da garip bir şekilde büyük ihtimalle de içgüdüsel olarak bu durumun ne olduğunu ve nasıl bir şeyin içindeyiz diye çok düşünme fırsatım oldu. Tekrar sahneye ne zaman çıkarım sorusundan önce bir daha sokağa rahat çıkabilecek miyim sorusu daha baskındı. Zamanla hem durumu anlayıp hem de iyi ihtimallerin artmasıyla(tedavi, aşı v.b.) mesleki kaygılarım oluşmaya başladı. Ben biraz da şanslıydım tam kapanma dışında hep bir şekilde çalıştım ve kaygılanacak çokta zaman bulamadım açıkçası. Tam kapanmalarsa kendi adıma çok verimli geçti. Çok sıkılacağımı düşünürken genel bir durma hali içimi çok rahatlatmıştı. Çok fazla şey okuma, izleme şansım oldu. Başa çıkma biçimi olarak bunu seçtim sanırım.


Üretim Kaydı'nda bugüne kadar kaydettiğimiz tiyatro içeriklerini buradan okuyabilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Üretim Kaydı Üretim Kaydı

BÜLTEN SAYISI

Sahneye çok yakışan iki kelime, ihtimal ve umut

Dünya Tiyatro Günü'nü bahane edip tiyatro konuşmaya devam ediyoruz. Ebru Nihan Celkan ve Barış Gönenen ile podcastte 'Bir İhtimal Daha Var' oyununun üretim sürecini konuşuyoruz. Kulis de ise Pelin ve Talha ile birlikteyiz.

30 Mar 2022

Fotoğraf: DasDas

YAZARLAR

Esra Ece Kuleci

Üreten insanların, süreçlerini kayıt altına almaya merak sarmış biri 👀

Üretim Kaydı

Kültür ve sanat alanında üreten insanlarla buluşarak “üretim süreçlerini” kayıt altına alan ve bu buluşmalardan kendine kalanların da kaydını tutmayı dileyen yayın.

İLGİLİ OKUMALAR