İki taraflı bir psikoloji: Göçmenlik

Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
“Göç”, iki taraflı şekilde ele alınması gereken kavramlardan biri. Göç edeni, bulunduğu ülkede yaşadıklarını ve psikolojisini anlatırken bir yanda da bulunduğu toplumda göçle birlikte gelişen süreci ve toplumun sosyolojisini de anlamak, anlatmak gerekiyor. Biz de göç, göçmen ve göç sorunu gibi kavramların üzerine düşündüğümüzde, bu kavramları birebir yaşamış kişilerden dinlemeyi, hatta soruna yönelik çalışmalarda bulunan kişilerin düşüncelerine yer vererek durumun iki tarafına da bakalım istedik.
Tanımlamalar
Tabii öncelikle “göçmen” kavramını ele almak gerekiyor. Göçmen; göç eden kişi olarak tanımlandığı gibi en basit anlatımıyla “kendi yurdunu bırakıp, yerleşmek üzere başka bir ülkeye göçen” olarak ifade ediliyor. Bu kavramın devamında “düzensiz göçmen”, “mülteci”, “sığınmacı” gibi farklı ifadeler de bulunuyor. Bianet konuya ilişkin haberinde bu kavramları şu şekilde tanımlıyor:
- Mülteci: Ülkesinde ırk, din, sosyal konum, siyasal düşünce ya da ulusal kimliği nedeniyle kendisini baskı altında hissederek kendi devletine olan güvenini kaybeden, kendi devletinin ona tarafsız davranmayacağını düşüncesi ile ülkesini terkedip, başka bir ülkeye sığınma talebinde bulunan ve bu talebi o ülke tarafından kabul edilen kişidir.
- Sığınmacı: Sığınmacı ise; Yukarıdaki nedenlerden dolayı ülkesini terkeden ve henüz sığınma talebi, kaçtığı ülkenin yetkilileri tarafından soruşturma safhasında olan kişidir.
- Göçmen: Göçmen; mülteci tanımında bulunan nedenlerin dışında, çoğu zaman ekonomik gerekçelerle, ülkesini gönüllü olarak terkederek başka bir ülkeye, o ülke yetkililerinin bilgi ve izni ile yerleşen kişidir.
- Düzensiz göçmen: Gittikleri ülkenin otoritelerine kendilerini bildirmeden veya izin almadan o ülkede yaşayanlardır.
Bir Amerikan rüyası
İsmet A., Türkiye’den ABD’ye gitmeye karar veren binlerce gençten biri. Hem farklı tecrübeler edinmek hem de farklı hayat şartları altında yaşamak için bu hayalini gerçekleştiren İsmet, ABD’de hayalini yalnızca 4 ay sürdürebildi. Hem işyerinde hem de iş arama sürecinde türlü ırkçılığa maruz kaldığını anlatan İsmet, işyerinde maruz kaldığı durumlardan birini “İşyerine ilk gittiğimde, evraklarımı doldurması gereken sorumlu beni bilinçli olarak bir hafta boyunca bekletti ve beni adeta beş parasız bir şekilde ülkeme dönmeye zorladı. En sonunda farklı bir sorumlu evrak işlerimi 5 dakika içinde hallettiğinde cebimde yalnızca 8 dolar kalmıştı.” ifadeleriyle anlattı.
İsmet işyerinde yaşadığı bir deneyimi ise şöyle aktardı:
“Bir gün işyerinde birlikte çalışmakta olduğum müdüre uykusuzluk problemi çektiğimi ve bunun çalışmamı zorlaştırdığını söyledim. Kendisi bunun için bir ilacı olduğunu söyleyerek bana o ilaçtan vermeyi teklif etti. İlacı detaylı araştırdığımda ise karşılaştığım manzara karşısında şok oldum. Önerdiği ilaç, uykusuzlukla alakası olmamakla beraber, yan etkisi uykusuzluk olan bir ilaçtı. Ertesi gün sırf tepkisini ölçmek amacıyla kendisine ilacı aldığımı ve bana iyi geldiğini söylediğimdeyse bana ilginç bir şekilde sırıtmaktan başka hiçbir şey yapmadı.”
ABD’de yaşadığı süreçte yaşadıklarının psikolojik olarak kendisini nasıl etkilediğini sorduğumuzda İsmet A. “Psikolojik olarak ırkçılık, maneviyat eksikliği, kültür çatışması (özellikle yemek kültürü), aile özlemi, zor bulunan güven ve samimiyet ortamı, yalnızlık ve yabancılık çekme gibi birçok nedenden ciddi şekilde yıprandım. Desteğine başvurabileceğim dostlarımın ve ailemin benden bir okyanus ötede olması bu yıpranmışlığı daha da körükledi. Psikolojik açıdan yardım alabileceğim, desteğine başvurabileceğim pek kimse de yoktu.” cevabını verdi.
Tecrübelerinin ardından göçmenlere ve göçmenliğe karşı bakış açısının oldukça değiştiğini belirten İsmet A.,"Eğer göçmen olarak gideceğiniz ülke -özellikle ABD gibi- sosyal devlet olmaktan uzaksa yabancı bir ülkede yeterli haklar, sosyal güvence ve statüye sahip değilseniz, çalışma koşullarının ağır ve adaletsiz olması, sağlık hizmetlerinden yararlanamamak, maruz kalabileceğiniz hukuksuz durumlarda hakkınızı arayamamak gibi zorlu ve riskli durumlarla karşılaşmanız muhtemel. Bu nedenlerden ötürü göçmen olmayı düşünenler için tavsiyem, göç edilecek ülkeyi tüm yönleri ile değerlendirmeleri, planlı ve sağlam adımlarla ilerlemeleridir.” dedi.
Göçmenlik kavramı ve psikoloji
Yukarıda da bahsettiğimiz üzere göçmenlik psikolojisini yaşayanlar kadar, bulunduğu toplumda göçmenlerin de yer aldığı durumlarda buna karşı tavır da edinenler mevcut. Bu nedenle “göçmenlik” kavramına karşı çift taraflı bir psikoloji oluştuğunu ifade etmek doğru olacaktır. Bu düşünceyle yola çıkarak “göçmenlik psikolojisi” üzerine çalışan iki isme ulaştık ve bu psikolojinin oluşturduğu etkiler üzerine konuştuk.
“Göç, benliğin sürekliliğini ve bütünlüğünü kesintiye uğratan bir süreç”
Uzman Klinik Psikolog Gözde Özbek, bireyin göçmen olduğu durumda yaşadığı psikolojiye ilişkin göç sürecinin her kişinin ruhsallığında farklı yerlere dokunduğunu ve farklı deneyimler oluşturduğunu ifade ediyor.
Özbek “Ancak nedeni veya koşulları her ne olursa olsun, göç bir ayrılıktır. Yurt dışında var olmak veya var olmaya çabalamak, ‘iyi’ şartlarda gerçekleşen göçlerde dahi oldukça zor bir süreçtir. Daha iyi bir ülkeye ve yaşama gitmiş olmak kayıp yaşamadığımız anlamına gelmemelidir. Her insanın yaşadığı kültürden ve aile yapısından temel alan inanışları, değerleri ve sosyal ilişki örüntüleri; kişinin kimliğini şekillendiren birer etmendir. Göç süreci bireyin bu etmenlerden somut anlamda ayrılışı demektir. Bu nedenle, aslında içselleştirdiği tüm bu yapılardan ayrılırken ruhsal bir ayrılık da gerçekleşir.” diyor.
Gönüllü göç ile zorunlu göç arasında da psikolojik farklılıklar bulunduğunu belirten Özbek, “Göç, benliğin sürekliliğini ve bütünlüğünü bir süre kesintiye uğratan bir süreçtir. Bir diğer deyişle, kişi olduğu yerle birlikte şekillenir, o kültürün getirdikleri, aile yapısı; benliğimizin, kimliğimizin bir parçasıdır. Bu yüzden yeni bir yere gitmek aslında yeni bir kimliğin şekillenmesidir.” diyor.
“Bir yandan kültür adapte olmaya bir yandan benliğini korumaya çalışıyor”
Uzman Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar ise göçmenlerin kültürlerinden ve çevrelerinden ayrılmak zorunda kalmaları nedeniyle duygusal sorunlar yaşadıklarına dikkat çekerek özellikle göç ettikleri yerin kültürel benzerlikler ve farklılıklarının yeni uyum kültüre uyum süreçlerini ve duygusal sorunlarını etkilediğini ifade ediyor. Göçmenin bir yandan yeni kültüre adapte olmaya diğer yandan benliğini ve yaşam tarzını korumaya çalıştığını ifade eden Turanlar, şunları söylüyor:
“Ortaya çıkan bu çelişkiler, göç eden bireyin uyum sürecini zorlaştırmakta ve bireyde duygusal sorunlara yol açmaktadır. Göçmen, göç nedeniyle anlamlandıramadığı duygular yaşayabilir. İçinde bulunduğu sosyal izolasyon, göçmenin sağlıklı ilişki kurmasını; duygu, düşünce ve davranış tutarsızlıkları ise sağlıklı karar vermesini engeller. Tüm bunlar göçmende kriz etkisi yaratır ve yeni kültüre uyum sağlamasını zorlaştırır. Yalnızlık duygusu bir süre sonra depresif düşünceleri artırır ve psikosomatik belirtilerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bireyin hissettiği bu olumsuz duygular, psikolojik sağlığını doğrudan etkiler. Yaşamdaki ani değişimlerin üstesinden gelme ve değişimlere adapte olma yetisi her birey için aynı değildir. Bazıları problemleri rahat bir şekilde çözebilirken bazıları problemlerin içinde kaybolabilir. Göç eden bireyin entelektüel durumu, dil öğrenme ve iletişim becerileri, stresle baş edebilme yetileri, sağlıklı beden ve ruh sağlığına sahip olma durumlarını da koruyucu etkenler olarak düşünebiliriz.”
“Güçlü bir destek: psikoterapi”
Uzman Klinik Psikolog Gözde Özbek, göçmenlerin yaşadığı sorunların başında “dil kaybı nedeniyle iletişimsizlik”in geldiğini daha sonra da kültürel farklılık nedeniyle “kimlik dengesizliği” geldiğini söylüyor. “Kültür şoku kavramı kimlikte yaşanan dengesizliklerle ilişkilidir bu anlamda. Kültürel olarak yeni bir yaşama adaptasyon süreci içsel ve dışsal çatışma yaratabileceği gibi, kimi kişilerin kendilerini korumak amacıyla savunma mekanizması olarak kendi kültürel kimliklerini terk etmelerine veya inkar etmelerine de yol açabiliyor.” diyen Özbek, karşılaşılan üçüncü sorunu da “Kişi, kendisinin ötekilerden farklı olduğunu veya gittiği yere ait olmadığını hissedebilir. Dışsal taleplerin içsel modellerle uyuşmazlığı sonucunda kaygı, kafa karışıklığı, üzüntü, öfke gibi çeşitli duygular yaşanabilir. Tüm bunlar kişinin ruhsallığında bir dengesizliğe yol açar.” ifadeleriyle anlatıyor.
Daha sonra yaşanan ayrılık nedeniyle “yas süreci”nin de görülen sorunlardan biri olduğunu ifade eden Özbek, tüm bu sorunların çözülmesinde güçlü bir destek olması için psikoterapiye başvurulabileceğini belirtiyor.
“Dil yetersizliği değersizlik hissini artırabilir”
Uzman Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar ise göçmenlerin yaşadığı sorunları; “ayrımcılığa maruz kalma, etiketlenme, dışlanma, ötekileştirme, önyargı, dil problemi, kültürel farklılıklar, eğitim ve iş sorunları, yalnızlaşma” olarak tarif ediyor. Göçmenin kendi kültüründeki değerlerleri ile yeni kültürdeki değerlerinin çatışabileceğini, bu nedenle kendisini değersiz hissedebileceğini ve dil yetersizliğinin bu duyguyu güçlendirebileceğinin altını çizen Turanlar, şunları anlatıyor:
“Yeni bir topluma ayak uydurmak için o toplumun dilini öğrenmek oldukça önemlidir. Yeni topluma ayak uydurabilmeleri için bu topluma ait televizyon, gazete gibi yayın organlarını takip etmeye ihtiyaçları vardır. Fakat dil bilmeden bunları gerçekleştirmeleri zordur. Dil, iletişim ve sosyal ilişkileri güçlendirmenin yanında iş ve eğitim alanına dahil olmak için de bir kapı açmaktadır. Tüm bunların dışında cinsiyet farklılıkları açısından bakacak olursak göçmen erkekler kadınlardan daha kolay bir şekilde topluma uyum sağlamaktadır. Kadının evde kalıp çocuk ve ev işleriyle ilgilenmesi ve erkeğin çalışması; kadının topluma uyum sürecini geciktirmekte ve onu yalnızlaştırmaktadır. Bu nedenle kadın göçmenlerin de yeni kültüre adapte olabilmeleri için belediyeler tarafından hazırlanan destek programlarına ihtiyaç vardır.”
Peki ya diğer perspektif?
Psikolog Gözde Özbek, kendi kültürü içinde yaşayan ve çevresinde göçmen bulunan bireylerin bakış açıları ve duygu durumlarını “Bireyler olarak, bizimle aynı olmayanı (din, dil, ırk, milliyet veya diğer unsurlarla bizden farklı olanları) bir ‘öteki’ olarak anlamlandırırız. ‘Öteki’ bize tanıdık olmadığı için, ona dair tepkimiz tanınmayan bir duruma karşı hissedebileceğimiz korkma, yabancılama, uzaklaşma ve hatta dışlama olabilir. Peki buna rağmen kimileri nasıl bu kadar kapsayıcı olabiliyorlar? Bunun sebebi bazen hissettiğimizin tam tersi yönde davranırız, bazen içeride hissettiğimiz kötücül hislere temas etmek bize çok güç geldiği için onu tam tersine çeviririz ve olduğundan daha olumlarız. Bazen de hiç fark yokmuş gibi yaparak inkar ederiz. Bir ötekiyle olan ilişkimiz, bize değdiği, bizde bıraktığı, bizde tetiklediği noktalarla terapi odasına giriyor. Her bireydeki izi farklı bir şekilde oluyor.” ifadeleriyle açıklıyor.
Psikolog Tuğçe Turanlar da toplumda herhangi bir nedenden dolayı farklı olarak görünenlerin ötekileştirilip etiketlendiğini bu etiketin temelinde de “biz” ve “onlar” ayrımı olduğunu söylüyor. Bu ayrımın da “etnik merkezcilik” ile ilişkili olduğunu belirten Turanlar, toplumda oluşan önyargıyı, nedenlerini ve çözümünü şöyle anlattı:
“Bireyler öteki kültürleri, kendi kültürleri doğrultusunda değerlendirir. Farklı inanç, değer ve davranışları tehdit olarak algılama eğilimindeyiz. Türkiye’de yaşayan Suriyeli göçmenlerin sosyolojik, ekonomik ve siyasi açıdan birçok soruna neden olduğu düşünülmektedir. Ancak ön yargıların bu denli güçlü olmasında medyanın büyük bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Yetersiz bilgi ve belirsizlikler halk arasında kalıp yargıların oluşmasına neden oldu. İnsanlar her zaman ötekinin davranışlarına anlam yükler. Mesela Türkiye’de yaşanan ekonomik krizin sorumlusu olarak hedef gösterilen/görülen nedenlerin başında göçmenler vardır. Bu da bir açıdan etnik merkezciliktir. Suriyeli göçmenlere sağlanan sosyal ve ekonomik olanaklar da yazılı görsel ve sosyal medyada yer aldığı şekliyle toplumda olumsuz bir bakış açısının oluşmasına neden oldu. Kalıp yargılarla birlikte toplumun bazı kesimleri tarafından göçmenler; suç işleyen, kamu kaynaklarını dilediği şekilde kullanan, insanların işsiz kalmasına neden olan bireyler olarak etiketlendi. Türkiye’de yaşanan durum, bir göçmen ile yaşanan olumsuz deneyimin tüm göçmenlere atfedilmesi. Medyada kullanılan olumsuz ve genelleyici dil de bu ön yargıların yayılmasında etkin rol oynadı. Bu nedenle önce medya kullandığı dili ayrımcılığa neden olmayacak şekilde değiştirmeli ve göçmenler ile yerel halk arasında iletişimi güçlendirecek çalışmalar yapılmalı.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
YAZARLAR

İlkim Emirler
Deputy editor @ Aposto

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
İspanya, Arjantin'i tarihin en tek taraflı finallerinden birinde Ferran Torres'in golüyle yendi ve ikinci kez dünya şampiyonu oldu.

“Ama” bağlacı, dilimizde temel olarak karşıt anlamlı iki cümleyi veya sözcük grubunu birbirine bağlama görevini yapar. Tek başına bir anlamı olmayan bu sözcük, cümleler arasında kurduğu köprüler sayesinde cümleye çok çeşitli anlam ve işlev kazandırır. “Ama” bağlacını karşıtlık ve zıtlık ilişkisi kurmak, koşul (şart) anlamı kazandırmak, anlamı pekiştirmek ve güçlendirmek, dikkati çekmek, uyarı ve ikazda bulunmak, beklenmeyen bir durumu / istisnayı belirtmek için kullanırız.






