İklim Adaleti ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

Kadınlar insanlık tarihi boyunca boyunca çokça mücadele verdi sevgili okur. Eşitlik, eğitim alma hakkı, seçme ve seçilme hakkı, seyahat hakkı gibi kişisel haklar başta olmak üzere daha adil ve eşitlikçi bir dünya mücadelesi verdiler. Günümüze baktığımızda ise, kadınlar yine mücadele veriyor, fakat bu sefer kişisel haklar için değil, tüm canlı formları için, iklim krizine karşı doğayla uyumlu bir yaşam için!
Doğa tahribatının da cinsiyeti mi olur canım?
Araştırmalara göre kadınlar, erkeklere göre organik ürün kullanımı, plastik kullanımını azaltma, sürdürülebilir gıda ve giyim alışverişi gibi konularda çevreye daha duyarlılar. Çevreye zarar veren davranışlar maskülen, çevreyi koruyan davranışlar ise feminen algılanıyor. “Erkek adam yanında bez çanta mı taşırmış?!” alır işte naylon poşetini… Bu sadece tek kullanımlık ürünler ile sınırlı değil, beslenme alışkanlıklarında bile görülüyor. Su ve karbon ayak izinin yüksekliği sebebiyle sürdürülebilir olmayan et tüketimi, ataerkil kültürlerde ve erkeklerde daha yaygın.
İklim krizi ile mücadele etmeyi geçtim, körüklemeseler bari! Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin arttığı yerlerde doğa tahribatı artıyor (kendini herhangi bir cinsiyetten üstün gören, başka canlı formlarından nasıl üstün görmesin ki? “Her şey benim için!” Yaklaşımı kaçınılmaz oluyor. Ataerkil toplumlar doğa üzerinde egemenlik kurmaya daha yatkın anlayacağınız. Bu dünyayı kurtaracaksa kadınlar kurtaracak diyebiliriz -sözümüz meclisten dışarı-.
Kadınların Mücadelesi: Ekofeminizm
Toplumsal cinsiyet eşitliği ve iklim konuşup da cinsiyet ve iklimin birleştiği nokta olan ekofeminizm’e değinmemek olmaz.
Ekofeminizm hareketi, daha adil ve eşitlikçi bir dünya mücadelesi veren kadınların feminizm ve çevrecilik hareketlerinin iç içe geçmesi ile yaşam buldu. 1970’lerde Kuzey Amerika ve Avrupa akademik çevrelerinde feminist hareketin bir dalı olarak ortaya çıktı ve 1974’de feminist hareketin liderleri arasında yer alan Fransız yazar François d’Eaubonne tarafından “ekofeminizm” adının kullanılması ile hayatımıza girdi.
İklim krizi en çok kimi etkiliyor?
Geçim kaynağına göre
Artık bu konuda lütfen anlaşalım, gezegen B yok ve Dünya’da hepimiz birbirimize düşünemediğimiz şekillerde bağlıyız. Dünya’nın sadece bir yerinde yaşanan bir problem bile hepimizi ilgilendiriyor, çünkü Dünya hepimizin ortak noktası. Bu yüzden iklim krizi hepimizin sorunu ve iklim krizi ile mücadele hepimizin sorumluluğu; dönüşüm ancak birlikte mümkün. Peki iklim adaleti nerede başlıyor? İklim krizi hepimizin sorunu olmasına rağmen, iklim krizinin sonuçlarını herkes eşit derecede deneyimlemeyecek. Toplumun tamamını etkileyen her sorun gibi iklim değişikliğinin sonuçları da kişinin cinsiyetine ve dünyanın neresinde bulunduğuna göre değişiyor. İklim değişikliğinin yıkıcı sonuçlarından en çok geçimini tarım, hayvancılık, balıkçılık gibi sürdürülebilirliği ekosistemlerin sağlığına bağlı olan sektörlerde çalışanlar etkileniyor ve genel olarak, kadınların geçim kaynakları doğaya daha fazla bağımlı. Gelişmekte olan ülkelerde kadınların büyük çoğunluğunun geçim kaynağı toprağa ve suya bağlı çünkü toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin baskın olduğu toplumlarda eğitime erişemeyen kadınlar tarıma yöneliyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, gelişmekte olan ülkelerde gıda üretiminin %45-80’ini kadın çiftçiler gerçekleştiriyor. Kuraklık, azalan su kaynakları, aşırı hava olayları ve kıyı bölgelerinin sular altında kalma ihtimali ise hem gıda güvenliğini, hem de geçimi tarıma bağlı kadınları riske atıyor. İklim değişikliğine bağlı olarak toprağın verimi azaldıkça, kadınlar daha uzun çalışma saatlerine rağmen daha az gelir elde ediyor.
Toplumsal cinsiyet rollerine göre
Ayrıca, ataerkil toplumlarda kadınlara atanan toplumsal cinsiyet rolleri sebebiyle gıda sağlanması, temiz içme suyu sağlanması gibi ev işleri de iklim krizi etkisiyle gün geçtikçe zorlaşıp uzuyor. Gelişmemiş ülkelerde yakıt için su ve yakacak odun toplamaktan birincil sorumlu olan kadınlar ve kız çocukları, kıt kaynak arayışlarında daha fazla yürümek zorundalar. Anlayacağınız, kadınlar ve kız çocukları eğitime gittikçe daha az zaman ayırabiliyor.
Erken yaşta yaşanan evliliklere göre
UNDP’ye göre aşırı hava koşullarının geçim kaynaklarını yok etmesi ve yoksulluğu şiddetlendirmesi aileleri bir başlık parası karşılığında kızlarını genç yaşta evlendirmeye teşvik edebilir. Yoksulluk yaşayan bir aile eğitim görmesi gereken kızlarını erken yaşta evlendirip “Bir boğaz eksildi!” diye düşünebilir.
Zorunlu göçlerin sonuçlarına göre
Şimdiye dek hayatlarımızda savaşlar sebebiyle olan zorunlu göç, iklim krizine bağlı olarak deniz seviyesinin yükselmesi ve aşırı hava olaylarının artması sebebiyle sıklıkla yaşanmaya başlayacak. Dünya Sağlık Örgütü tarafından yayımlanan rapora göre; zorunlu göç, açlık, fakirlik gibi sorunlar aile içi şiddet olaylarını artırıyor. Birleşmiş Milletler ve Organisation İnternationale de la Francophonie (OIF) göre, şu anda dünyada 68 milyondan fazla zorla yerinden edilmiş insan var ve iklim değişikliği nedeniyle yerinden edilen insanların %80’i kadın. Bunların arasında 25 milyon mülteci, 3 milyon sığınmacı ve 40 milyondan fazla ülke içinde yerinden edilmiş kişi var. Birçoğu doğal afetler veya çevresel bozulma nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kaldı. Kadınlar ve kızlar için, zorla yerinden edilmeler ve mülteci kamplarında geçirilen zaman, cinsel şiddet de dahil olmak üzere çeşitli şiddet biçimlerine ilişkin artan riskler anlamına geliyor. Biliyorum bunları okudukça böğrünüze öküz oturmuş gibi oluyor. Ama daha bitmedi, acı gerçekçilik akımının etkileri yazının devamında da sürecek.
Doğal afetlerden etkilenme oranına göre
UNDP'ye göre, kadın ve çocukların bir afette ölme olasılığı erkeklere göre 14 kat daha fazla.
“Kadınlar, kuraklık, sel ve diğer aşırı hava olayları gibi iklim değişikliğinin etkilerinden orantısız bir şekilde etkileniyor. Ayrıca iklim değişikliğiyle mücadelede kritik bir role sahipler, ancak karar almanın tüm seviyelerinde daha iyi temsil edilmeleri gerekiyor. Kadınları güçlendirmek, iklim sorunuyla mücadelede önemli bir faktör olacak.”
UNFCCC Eski Genel Sekreteri Christina Figueres
İklim krizinde toplumsal cinsiyet eşitsizliği nerenin sorunu?
Bunları okurken iklim adaleti ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusu uzak diyarlarda yaşanan bir meseleymiş gibi gelmiş olabilir fakat iklim adaleti ve toplumsal cinsiyet eşitliği yalnızca gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerin, düşük gelirli ya da daha az eğitimli kadınların yaşadığı bir eşitsizlik değil. Bunu yazan ve okuyan kadınların, her gün, yanı başında yaşanan bir eşitsizlik. UNESCO’ya göre, çalışan iklim bilimcilerinin yaklaşık yüzde 30’u kadın. Kadınlar dünya çapında çevre sektörlerinde üst düzey ulusal bakanlık pozisyonlarının sadece %12’sine sahip.
Toparlayalım
İklim krizinin sonuçları adaletli değil sevgili okur. “Ne ekersen onu biçersin” burada çalışmıyor. İklim krizine sebep olan şirketler kâr ediyor. İklim krizine sebep olan ülkeler sonuçları şiddetli şekilde yaşayacak ülkeler değil, iklim krizi ile mücadele eden kadınlar da maalesef iklim krizinin sonuçlarından en şiddetli şekilde etkilenecekler arasında. Nedenini nasılını sorgulamayı, öfkelenmeyi, isyan etmeyi geçiyorum. Çözüme odaklanmayı seçiyorum. Evet iklim krizinin hem çevresel hem de toplumsal açılardan yıkıcı sonuçları var, fakat en önemlisi şu ki bu yıkıcı sonuçlardan mümkün olduğu ölçüde kaçınmak sadece ve sadece hepimizin çabası ile mümkün olacak. Lütfen bireysel hareketlerin etkisini ve önemini azımsamayın. Kitleleri oluşturanların, karar alıcıların da bireyler olduğunu unutmayın. Bireysel eylemlerin, kitlesel etkilere dönüşmesi sadece uygulanabilir yol haritası ve görünürlük meselesi. İklim kriziyle mücadelede çözümün bir parçası olmaya devam etmek ancak birlikte mümkün.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
BÜLTEN SAYISI
İklim krizi ve adaletsizlik. Hem sorunun özünde, hem de neredeyse tüm 'kestirme' çözümlerin ensesinde...
31 Mar 2022

YAZARLAR

Naz Yaman
https://aposto.com
İLGİLİ OKUMALAR


