İletişim araçlarının işveren tarafından denetlenmesi

İş Hukuku, Kişisel Verilerin Korunması Hukuku ve Rekabet Hukuku bağlamındaki denetimler doğrultusunda ortaya çıkacak uyuşmazlıklarda, işverenin yetkisinin Anayasa ve uluslararası sözleşmelere uygun kullandığının ispatı büyük önem taşımaktadır.
İletişim araçlarının işveren tarafından denetlenmesi

(Görsel: Gideon RubinIGNANT üzerinden)

Çalışanlara iş görmeleri için tahsis edilen iletişim araçlarının, kurumsal e-posta hesaplarının veya kurumsal hatların işveren tarafından denetlenmesinin sınırlarının nasıl belirleneceği hususu, son dönemde, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yansıyan kararlar ile yeniden gündemde. Bu doğrultuda bir tarafta işverenin yönetim hakkı kapsamındaki yetkiler, diğer tarafta çalışanın temel hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesi yönünde haklı beklentileri arasındaki çıkarların dengelenmesi gerekiyor. Söz konusu müdahalenin ölçülü olması adına gözetilmesi gereken hususları AYM kararları ışığında incelemek önem arz etmektedir.

AYM kararlarında; İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin (İHAM) kararlarında işaret edilen ilkeler de gözetilerek, çalışanın Anayasa’nın 20. maddesinde güvenceye alınan özel hayata saygı hakkı kapsamında, kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ile Anayasa’nın 22. maddesinde güvenceye alınan haberleşme hürriyeti dikkate alınarak, işverenin yönetim hakkı kapsamındaki menfaatleri ile dengenin nasıl kurulacağı; ancak işlerin etkin bir şekilde yürütülmesi ile bilgi akışının kontrolünü sağlamak, işçinin eylemlerinden doğabilecek cezai ve hukuki sorumluluğa karşı korunmak, verimliliği ölçmek ya da güvenlik endişeleri gibi haklı ve meşru görülebilecek nedenlerle işçinin kullanımına sunduğu iletişim araçlarını denetleyebileceği ve izleyebileceği ifade edilmektedir.

Öte yandan; AYM kararlarında, somut olayın koşullarına göre iş sözleşmelerinde iletişimin izlenmesi ve denetimine dair kısıtlayıcı ve zorlayıcı düzenlemelerin ne şekilde belirlendiğinin, muhatapların bu düzenlemeler hakkında açık ve tam olarak bilgilendirildiğinin, çalışanların temel haklarına yönelik müdahalenin ölçülü olduğunun, sözleşme feshi durumunda makul ve orantılı bir işlem olduğunun gözetilmesi gerektiğini tespit etmiştir.

Buna paralel, AYM somut olayın özelliklerine uygun düştüğü ölçüde, işverenin yönetim hakkı ile işçinin temel hak ve özgürlükleri arasındaki dengenin nasıl kurulacağına ilişkin aşağıdaki ölçütleri İHAM’ın Bărbulescu v. Romania kararına paralel olarak yol gösterici kabul etmektedir. [bkz. (i) AYM 2016/13010 başvuru sayılı ve 17.09.2020 tarihli kararı, 70. paragraf; (ii) AYM 2018/3136 başvuru sayılı ve 12.01.2021 tarihli kararı, 35. paragraf; (iii) AYM 2018/34548 başvuru sayılı ve 28.12.2021 tarihli kararı, 35. paragraf]

Bu kriterler uyarınca özetle;

  • İşverenin izleme ve denetim için meşru gerekçelerini ispat etmek zorunda olduğu,
  • İşveren tarafından kurumsal e-posta hesabı üzerinden yapılan iletişimin izlenebileceği ve denetlenebileceği yönünde, çalışanlara tam ve açık bir bilgilendirme yapılması gerektiği; ancak açık rıza aranmadığı,
    [Söz konusu bilgilendirme en azından aşağıdaki hususları kapsamalıdır:
    (a) İletişimin denetlenmesi ve kişisel verilerin işlenmesinin hukuki dayanağı ve amaçları; (b) Denetlemenin ve veri işlemenin kapsamı; (c) Verilerin saklanacağı süre; (d) Veri sahibinin hakları; (e) Denetlemenin ve işlemenin sonuçları; (f) Verilerin muhtemel yararlanıcıları; (g) İletişim araçlarının kullanımına dair işveren tarafından öngörülen sınırlamalar.]
  • Müdahalenin ulaşılmak istenen amaçla ilgili ve buna elverişli olması; ayrıca inceleme faaliyetiyle elde edilen verilerin işveren tarafından hedeflenen amaç doğrultusunda kullanılması,
  • Aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmaması, müdahalenin amaç bakımından zorunlu olması,
  • Müdahalenin orantılı kabul edilebilmesi için iletişimin denetlenmesi ile işlenecek veya yararlanılacak verilerin ulaşılmak istenen amaçla sınırlı olması,
  • Ayrıca iletişimin incelenmesinin muhatabı olan çalışan üzerindeki etkisi ve çalışan bakımından sonuçları göz önünde tutularak, tarafların çatışan menfaat ve haklarının adil bir biçimde dengelendiğine bakılması; taraflardan birine şahsi olarak aşırı bir külfet yüklendiğinin tespiti hâlinde, “pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmediği sonucuna varılabileceği” ifade edilmektedir.

Son olarak, bilgilendirme açısından belirli bir şekil şartı zorunlu olmayıp; şeffaflığı sağlamak adına bireylere, kişisel verilerin işlenmesine ve iletişimin denetlenmesine ilişkin haberdar olmayı sağlayan uygun bir yöntemin tercih edilebileceği belirtilmektedir.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

YAZARLAR

İrem Toprakkaya

Avukat & Marka Vekili

İLGİLİ OKUMALAR