İlhamını kadınlardan alan, kadınlar tarafından yazılan kitaplar


Daha aydınlık, daha canlı bir cilt: SkinCeuticals Antioksidan Serum Profesyonel cilt bakım markası ve Antioksidan Otoritesi SkinCeuticals CE Ferulic antioksidan serum , Çağla Şıkel’in 1 numarası. Nedir? 35 yıllık araştırmaya dayanan ve 50’den fazla klinik çalışmayla etkisi kanıtlanan Antioksidan Otoritesi SkinCeuticals , dünyada 10 binden fazla doktor kliniğinde bulunan CE Ferulic antioksidan serumu sunar. Cildini 15 yıldır SkinCeuticals’a emanet eden Çağla Şıkel ; daha aydınlık ve sıkı bir cildin sırrı olan CE Ferulic’in etkisi kanıtlanmış ve fark edilir sonuçlarını paylaşıyor. CE Ferulic antioksidan serum ; UV ışınları, hava kirliliği ve metallerin cilt bariyerindeki etkilerine karşı cildi koruyor. 8 yaşlanma belirtisine karşı üçlü antioksidan korumasıyla çevresel faktörlere bağlı cilt hasarını %48’e kadar azaltıyor. %15 saf C vitamini içeren antioksidan serum, sıkılık kaybı problemleri için normal ve kuru cilt tiplerine uygunluk sağlıyor. İçerdiği C ve E vitaminine ek olarak ferülik asit desteğiyle cildin ihtiyacı olan mükemmel desteği sunarak daha aydınlık ve sıkı bir cilt için öne çıkıyor. Dahası: SkinCeuticals medikal bakım işlemlerinin etkinliğini evde de artırıyor. Klinik prosedürlerden sonra antioksidan serum uygulandığında cildin kolajen sentezini artırarak daha hızlı iyileşmesini ve gözle görünür sonuçlar elde edilmesini sağlıyor. SkinCeuticals ürünleri; klinik prosedürler, gelişmiş ev bakımları ve profesyonel bakımlar sayesinde kullanıcılarına entegre bakım olanağı sunuyor. Cildiniz anahtarı SkinCeuticals CE Ferulic antioksidan serumu şuradan inceleyebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Yeni bir aya her girişimizde ister istemez kitap listemi belli bir ruh hâline veya temaya göre güncel tutmaya çalışıyorum; hâl böyle olunca biraz da benim duygularıma bağlı değişken bir liste ortaya çıkıyor. Bu ay için biraz daha spesifik bir tema üzerinden gitmeye karar vermişken yine bir çelişki zinciri içinde buldum kendimi.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nden ilhamla diye başladığım yazının devamında, “En sevdiğim kadın yazarlar mı, kadın roman kahramanları mı yoksa kadına karşı olumsuz davranışları eleştiren romanları mı listelesem?” derken liste aldı başını gitti. Ben de en sonunda hem yazarı kadın olup hem de son dönemlerde okuyup çok etkilendiğim kitaplardan bir derleme yaptım.
Okumaz Yazmaz - Agota Kristof
“Her şey Agota Kristof okumamla başladı...” İnsanın hayatında derin izler bırakan, "Bu zamana kadar okuduğum en iyi kitap" dedirten kitapların yazarı kendisi.
Kaleminin yalınlığına, insan doğasına bakışına hayran olurken Macar edebiyatı ile de Kristof sayesinde tanıştım. Durup dilimize çevrilen kitaplarını düşündükçe "Kalemindeki o vurucu gücü her bir satıra en yalın hâliyle yansıtmayı bir insan nasıl bu kadar iyi başarabilir ki?" diye sormadan geçemiyorum.
Büyük Defter-Kanıt-Üçüncü Yalan üçlemesi ile başladım Kristof okumaya. Bu üçleme savaşın yıkıcılığını, acımasızlığını, duyguları alt üst eden gerçekliğini fon olarak kullanarak başka bir dünyaya kapı açıyordu sanki.
Üçlemenin etkisi geçmeden Okumaz Yazmaz’ı okudum. Kaleminden buram buram yalnızlık, yoksulluk, ölüm kokusu, mücadele akan Agota Kristof’un kendi hayatının da aslında tam da bu temalarla örüldüğünü gördüm. Otobiyografik özellikler taşıyan Okumaz Yazmaz, çoğu zaman düşünmekten bile korktuğumuz kavramları, hayatın getirdiği tüm kayıplarla beraber yalın cümlelere döküyor. Her açıdan yıkımın, gerçeklerden kaçmanın, saklanmanın ve hayatta kalabilmenin arayışı bu incecik kitap.
Iza’nın Şarkısı - Magda Szabó
En çok etkilendiğim kadın yazarların Macar olması ilginç bir tesadüf. Kristof sonrasında Szabó da bu listede kesinlikle olmalı diye düşündüm. Herman Hesse, Szabó hakkında ne kadar doğru söylemiş: Bir kez okumaya başladığınızda o edebi değeri iliklerinize kadar hissedip, durmaksızın devam etmek istiyorsunuz. Gerçekten de tam olarak böyle.
Hayatının her alanı savaşın yasaklarından ve olumsuzluklarından etkilenen Szabó, dış dünyayı bırakıp sayfalarında içimizdeki en derin duygularla yüzleştiriyor bizi. Kimse iyi ya da kötü değil, hissettiğimiz duygular çok gerçek ve o gerçeklik çok hırpalayıcı.
İza'nın Şarkısı bence Szabo'nun karakter tahlilinde en derine indiği kitabı. Bizi yalnızlık, şehrin dönüşümü, anne-kız ilişkisi, empati, kayıp duygusu üzerine düşündürürken karakterleriyle arasındaki mesafeyi sıkı sıkıya koruyor. Ruhumuzun en kırılgan tarafına dokunuyor bu roman ama kurgusunu da tek katmanlı görünen bir anne-kız ilişkisinden çok daha derinlerde, ortak bir kayıp ve dönüşüm duygusuyla birbirlerine sıkı sıkıya bağladığı karakterler üzerine inşa ediyor.
Olduğum Yer - Jhumpa Lahiri
Dünyanın her köşesinden, kalemleriyle harikalar yaratan kadınlar arasında Lahiri'yi de saymadan geçemeyiz. Olduğum Yer'de aslında her şey çok belirsiz; yerler, ülkeler, kişiler, duygular ama günümüz insanının en çok yara aldığını konuya değiniyor yazar. Aidiyet kavramı; bir dile, bir ülkeye, bir topluma, bir zaman dilimine ait hissedememe ve hep bir arayışta olma durumu.
Bazen bir kimlik arayışı bu, bazen de aslında kişinin kendini aramasının hikayesi. Lahiri, bu aidiyet hissinin sadece bir ülkeyle değil dille, kimlikle, kişilerle de bağlı olduğunu çok nahif bir dille anlatıyor. Yaşadığı farklı ülkeler gibi yazdığı dilde de bir aidiyet duygusu arıyor aslında yazar ve belki de kitabın kırılgan yapısı tam da buradan geliyor. Bir yanda yazmak zorunda olduğu İngilizce, bir yanda bağ kurduğu İtalyanca ve Bengalce…
Yazar, bu kadın karakteri adlandırmayarak hepimizin yalnızlıkla kök salma çabası arasındaki gelgitlerinin de portresini çiziyor. Bu kadın hepimizin dönem dönem hissettiği gibi zamansız ve mekansız bir hikayenin içinde savruluyor.
Duvar - Marlen Haushofer
Bilimkurgu ile distopya arasında gezinen Duvar, dünyada tek başına hayatta kalan bir kadının bu süreçteki içsel yolculuğunu anlatırken bir yandan da toplumsal cinsiyet kalıplarını tersyüz ediyor. Ve tüm bu anlatıda otobiyografik izlerin peşinden gidiyoruz; romanın beni en çok heyecanlandıran yanı tam da bu noktası.
Marlen Haushofer, eşinden boşandıktan sonra kendi kendine kalacağı, ev işlerinden kalan boş zamanında yazabileceği bir av evinde kalıyor. Romandaki mekan da buradan esinle ortaya çıkıyor. Biz bu kitapta, görünmez bir duvarla herkesten ayrılan, doğayla ve hayvanlarla baş başa kalan bir kadının tek başına hayatta kalma serüvenine ortak oluyoruz. Okudukça aklımdan bir soru eksik olmuyor tabii: “Ya yerinde ben olsaydım?”
Bir yandan bu soruyu sorarken diğer yandan bu kadının mücadelesine, gelişimine, kendini yeniden keşfetmesine tanık oluyoruz ve edebiyat dünyasının en güçlü kadın karakterlerinden biriyle tanışıyoruz.
Onu dış dünyadan ayıran cam duvar aslında fizikî olduğu kadar içsel bir duvarı da simgeliyor. Bu etkileyici mücadele birçok alt temayı da yanında taşıyor: Doğaya uyum sağlama sürecimiz, varoluşumuzda doğanın ne kadar önemli bir yeri olduğu, hayvanlarla bağımız üzerine vurucu bölümlerle karşılaşıyoruz. Bu sene okuduğum en etkileyici kitaplar arasında kesinlikle baş sırayı alıyor bu roman. Filme de uyarlanmış ama ben aynı tadı alamadım.
Annemin Otobiyografisi - Jamaica Kincaid
Bu kitabı anlatmaya, "Uzun zamandır okuduğum en cesur metin" diyerek başlamak istiyorum. Kincaid bu cesareti kırılgan ama bir o kadar da güçlü cümlelerle yansıtıyor.
Anne ve babası tarafından farklı etnik kimliklere sahip olan Xuela Claudette Richardson’ın Karayipler’deki hayatını anlatan bu roman, sırtını sömürgeleştirilmiş bir ülkedeki yaşam koşullarına dayarken bu şartlarda büyüyen bir kadının hikayesini anlatıyor. Sıfır Noktasındaki Kadın’dan tatlar buldum bu kitapta, ama Xuela çok daha cesur, çok daha kendi ayakları üzerinde durabilen bir kadın.
Roman boyunca, bu kadının hem çevresiyle hem de kendisiyle mücadelesine tanık oluyoruz. Doğumda kaybettiği annesinin yokluğu ise hayatının her köşesinde kendisini hissettiriyor. Ama bu bir sitem, yas olarak değil çevreye ve sisteme karşı geniş bir eleştiri olarak cümlelere yansıyor. Altını çizdiğim onlarca cümle; sevmek-sevilmek, aile, aidiyet gibi kavramların anlamını ararken karakterin müdanasız ruh hâlini de fazlasıyla hissettiriyor.
Bu kitapla ilgili okuduğum bir köşe yazısında kendisine dişi Mersault (Albert Camus’nün Yabancı eserinin baş kahramanı) benzetmesi yapıldığını gördüm. O kadar yerinde bir benzetme ki. Aynı pervasızlık, aynı iç mücadele...
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
NEREDE YAYIMLANDI?
Universal Music Group ile TikTok arasındaki lisans anlaşmazlığı; SZA, Doja Cat ve Mariah Carey gibi sanatçıların şarkılarının platformdan kaldırılmasıyla sonuçlandı.
03 Mar 2024

YAZARLAR

Duygu Özdemir
Kitap ve mekan kaşifi. Bilgi Üniversitesi Kültürel İncelemeler Bölümü’nde yüksek lisansını bitiren Özdemir, gittiği her mekanın kendine has havası, değisik sunumları ve tatlarını edebiyata olan tutkusu ile birleştirerek 1kitap1mekan’ı kurdu.

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR



