Anılarla dolu ilk yurt dışı festival deneyimim

Florence + The Machine, Sharon Van Etten ve The National gibi isimlerin sahne aldığı Rosendal Garden Party hayal edebileceğim en iyi ilk festival deneyimiydi.
Anılarla dolu ilk yurt dışı festival deneyimim

Geçen ay İsveç’te düzenlenen dört günlük Rosendal Garden Party festivalinin en ilgimi çeken isimlerinin sahne alacağı iki gününe katılma fırsatı buldum. Canlı olarak dinleme ihtimalimin olduğunu hayal bile edemeyeceğim kişileri dinleyebilecek ve izleyebileceğim bu festivalden beklentilerim çok yüksekti. Peki kimdi beni İsveç’e kadar götüren isimler?

Gittiğim ilk günden başlayalım: Goat Girl, Wet Leg, Gayle, Snoh Aalegra ve Florence + The Machine. Bu dev kadroyu teker teker dinlemek gerçekten bir daha yakalayamayacağım fırsatlardandı. Çünkü her birini önceden biraz da olsa duymuştum ve konsere gideceğimden dolayı biraz daha dinlemeye başlamıştım. Sonrasında ise spotify listelerim bu isimlerle dolup taşmıştı. Her biri gerçekten kendi alanında çok iyiler. Goat Girl ve Wet Leg ile başlayalım. Aslında onların konseri, çok bilinmediklerinden olsa gerek, sanki birkaç arkadaş grubuna özel konser veriyorlar gibiydi. Dinleyici sayısı beklediğimden azdı. Bu, beni daha da mutlu etti aslında. Çünkü en öndeydim ve şarkıları bana bakarak söylüyorlardı. Aklıma ise hemen şu sorular geldi: Acaba Florence’da da böyle mi olur? Bana bakarak şarkı söyler mi? Her zaman yaptığı gibi sahneden iner mi? Aklımda bu soruların eşliğinde TikTok’tan ünlü olduğu için rahatsızlık duyduğunu dile getiren Gayle’in performansı başladı. Giyinişi, makyajı, tarzı… Karşımda tam bir Avril Lavigne duruyordu. Ve onun insanları coşturmasıyla konser alanına daha çok insan doluşması bir oldu. Ama neyse ki ben en önden yerimi tutmuştum. Fakat önümüzdeki birkaç saat boyunca hiçbir şey yememeyi, içmemeyi ve tuvalete gitmemeyi göze almıştım. Evet, eğer bu tarz yerlere tek başınıza giderseniz ve çevrenizde yeni edindiğiniz arkadaşlara da güveniniz olmazsa bu tarz sorunlarla karşılaşabiliyorsunuz.

Gelelim Florence’dan önceki son isme: Snoh Aalegra. Daha önce hiç duymamıştım, görmemiştim ve bilmiyordum. Festivalin öncesindeki bir ayda Spotify’da biraz göz atmıştım. Tarzı ve yaptığı müzik bana göre değil ama kendisi İsveç’te çok ünlü olduğundan performansını görmek istedim, sahne ağzına kadar doluydu. Hemen arkasından sahneye Florence + The Machine çıktı. Florence’i canlı olarak dinlemek çok uzun yıllardır hayalini kurduğum bir şeydi. Ama en önde dinleyebileceğimin hayalini bile kuramazdım. O kadar çok canlı performanslarını izlemiştim ki hangi şarkısında neler yapacağını dahi ezbere biliyordum. Sahneden aşağı inen merdivenlerin dibindeydim ve aşağı ineceğini biliyordum. İki defa aşağı indi, seyircilerle buluştu fakat benim olduğum tarafa gelmedi. Bu konuda biraz hayal kırıklığına uğrasam da eski albümlerinden uzun yıllardır söylemediği şarkıları söyleyerek gönlümü aldı. Konserin sonlarına yaklaşırken beklenmedik bir şey oldu. Florence üçüncü kez sahneden indi (daha önce izlediğim konser kayıtlarında üç defa indiği çok nadirdir.) ve bir anda karşımda belirdi. Tam karşımdaydı, bana bakıyordu ve eliyle benden destek alarak şarkısını tam anlamıyla bana söylüyordu. Bu ânı hiçbir zaman unutmayacağım…

İkinci günde ise ilk gündekilere göre çok daha aşina olduğum isimler şu şekildeydi: Albin Lee Meldau, Cat Power, Sharon Van Etten ve The National... Ve ben yine en önden yerimi aldım. İsveçliler tarafından sevilen Albin Lee Meldau’nun yaptığı müzik gerçekten çok güzel. Fakat sahne performansı için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Tüm konser boyunca tamamen İsveççe konuştu ve tabii ki yüksek oranda uluslararası bir seyirci topluluğu olduğumuz için çok reaksiyon alamadı. O nedenle Albin Lee Meldau benim için biraz hayal kırıklığı yaşattı diyebilirim. Ama bu önemli değil çünkü sıradaki her bir isim çok sağlam isimler. Hemen ardından sahneye çıkan Cat Power beni çok şaşırttı. Daha önce hiç canlı performansını izlemediğimden konserlerinde iki mikrofon birden kullandığını bilmiyordum. Her bir elinde birer mikrofon kullanımı o kadar ilginç ve iyiydi ki izleyiciler her üç dakikada bir alkışlıyorlardı.

Avaz Avaz takipçileri Sharon hayranlığımı bilir. Günün birinde Sharon’ı dinleyeceğimi içten içe biliyordum. Ama bu nasıl olur ne zaman olur hiç bilmiyordum, bu festivale kısmetmiş. Sharon’ın yeni yayınladığı We’ve Been Going About This All Wrong isimli albümünün en iyi işi olmadığı konusunda Avaz Avaz yazar ekibi olarak hemfikiriz. Bu nedenle en büyük korkum çoğu şarkısını yeni albümünden söylemesiydi. Neyse ki yeni albümünden beklediğimden daha az şarkı söyledi. Fakat korktuğum başka bir şey geldi başıma, konseri sadece bir saat sürdü. Bu durum beni üzse de Sharon konserinde de asla unutamayacağım bir an yaşadım. Sharon’la daha önceden iletişimim vardı ve bu konserde olacağımı biliyordu fakat hiç yüz yüze tanışmadığımız için benimle ilgili tek bilgisi Türkiye’den olduğumdu. Bu nedenle yanımda Türk bayraklı bir üst getirmiştim, onu giydim. Sharon’la ikinci şarkısında göz göze geldik ve bana gülümseyip şarkısını bana bakıp beni işaret ederek söyledi. Bir sonraki şarkısı ise ‘Seventeen’ idi. O şarkısında elinde güller vardı ve gülleri tek tek seyircilere atıyordu. Ben ise tam ortadaydım. Bir sağa attı, bir sola attı sonrakileri ise ben alana kadar attı ve gülü yakaladığımda ise tekrardan beni işaret ederek şarkısını söylemeye devam etti. Yine asla unutamayacağım bir anı…

Kapanışı ise The National ile yaptık. Gruptaki her bir sanatçı gerçekten çok büyük. Hayranlıkla Matt Berninger’in söylediği tüm şarkılara eşlik ettim. Fakat iki büyük hayal kırıklığım oldu. Birincisi Sharon ile ‘Think You Can Wait’ şarkısını beraber söyleyeceklerinden emindim. Ama öyle bir şey olmadı. İkincisi ise The National’dan canlı dinlemeyi en çok istediğim bir şarkı vardı: Vanderlyle Crybaby Geeks, maalesef söylemediler. Yine de her şey harikaydı, tüm seyircileri büyülediler ve muazzam bir performans gösterdiler.

Bu kadar hayranı olduğum ve canlı dinleme fırsatımın asla olmayacağını düşündüğüm bu sanatçılar ile yaşadığım anlar gerçekten çok güzeldi. Kaç yaşına gelirsem geleyim bu sanatçıları dinlerken bu festivali anımsamaya devam edeceğimden eminim. O atmosferi yaşamak, oraya gidebilmek için verdiğim tüm emeklere, yorgunluklara, tükettiğim tüm enerjiye fazlasıyla değdi. Harcadığınız tüm emeklerin meyvesini bu şekilde alabilmeniz dileğiyle…

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

Sürpriz Bülten: SONUNDA FESTİVAL ✨

Yıllar süren aranın ardından sonunda festival alanlarındaydık!

09 Tem 2022

Danny Howe

YAZARLAR

İLGİLİ OKUMALAR