
Bu yılın başında serinin ilk kitabını okuduğum zamanki coşkumu şu an bile en çıplak haliyle hissediyorum. Gözlerim dolu dolu, kalp atışlarım hızlanmış ve yaşadığım edebi hazdan yerimde duramayarak ben ne okuyorum şaşkınlığı.
Türkçe, sanki Yaşar Kemal için yaratılmış; öyle bir çağlayan su, köpüren deniz, apak dağların başı... Türkçe bir top ışık olmuş da onun yazı masasının üstünde patlamış... Bir insan bir dili ancak bu kadar kullanabilir ve geride kalanlarımız ancak bu kadar çoraklık içinde yaşayabiliriz. Büyülendim.
Çukurova'ya yaz gelişini anlattığı ikinci kitabın başını da unutamıyorum, benim sadece güneşe bakıp söylendiğim yazın gelişini öyle bir anlatmış ki artık buralarda yaza eskisi bakamıyorum, sadece o değil hiçbir kuşa, bitkiye, böceğe, dağa, taşa, yerdeki çakıl taşına bile farklı bakıyorum.
Ve tabi ki İnce Memed, Topal Ali ve Yağız At... Mükemmel karakter gelişimleri, her bir kitabın sonuna doğru şaha kalkan bir anlatım, olaylar zinciri... Her bir detayıyla dört dörtlük, hayatımda okuduğum en güzel yazılı metin. İyi ki Yaşar Kemal'i aracısız, çevirisiz okuyabiliyorum...
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş


