
Fazlasıyla planlı, fazlasıyla kuralcı bir insan olmanın yanında, bu bültenden de rahatlıkla anlıyor olabileceğiniz gibi, format konusunda oldukça takıntılı bir insanım aynı zamanda. Yıllarca belli kalıplara, belli formatlara alıştıktan sonra da, televizyon ve sinema arasındaki sınırların gittikçe yok oluyor olması beni yer yer zorluyor. Geçtiğimiz iki hafta içinde izlediğim en iyi iki 'şeyin' de ne olduğuna karar vermekte oldukça zorlandım - ki yalnız olmadığımı biliyorum: Bo Burnham'ın pandemi döneminde karantina altında tek başına hazırladığı Netflix yapımı Inside, aynı anda pekâlâ bir komedi şovu, bir müzikal, bir film, bir televizyon filmi, bir sahne performansı ya da bir konser filmi olabilir. Broadway'in hit müzikali Hamilton'ın geçtiğimiz yıl Disney+'ta yayımlanan sahne kaydının da Altın Küre Ödülleri'nde bir film olarak yarışmış, Emmy Ödülleri'nde bir özel televizyon prodüksiyonu olarak yarışacak ve hâlen IMDb Top250 listesinde yer alıyor olması, bu kaydın ne olduğu konusunda kafası karışık olan tek kişinin ben olmadığımı doğruluyor. Ben, kişisel ödüllerimde bu iki yapımı da bir film olarak kabul etmemeye karar verdim. Fakat başa dönecek olursak bu, geçtiğimiz iki hafta içinde izlediğim en iyi iki 'şeyin' bunlar olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Komedyen, müzisyen ve yönetmen Bo Burnham'ın pandemi döneminde tek odalı evinde tek başına geçirdiği günlerde, açıkça söylemek gerekirse delirmemek ve intihar etmemek için yaptığı Bo Burnham: Inside, izleyicisini bile isteye aşağı, kapkaranlık bir yere çeken, fakat aynı zamanda tuhaf bir şekilde ilhamla dolduran bir özel yapım. Monologlar, şarkılar, espriler, skeçler ve kişisel hesaplaşmaların birbirine karıştığı bu yapım, geçtiğimiz 16 ayın hepimiz için ne kadar olağan dışı geçtiğini ama tüm bunlar olurken hayatta kalmayı başardığımızı hatırlatıyor. Bo Burnham'ın saçları ve sakalları uzarken, kronolojik bir şekilde pandeminin ve karantina döneminin fazlarını anımsadım. Siz de kendinizi sorguladığınız, beyaz olmaktan utandığınız, üretken olmak zorunda hissettiğiniz, dört duvar arasında yeni bir yaşa adım attığınız günleri hatırlıyor musunuz? Bo Burnham, hatırlamanız için elinden geleni yapıyor. 76 Days adlı, Wuhan'ın karantina altında kaldığı 76 günü konu alan belgesel ve Berlin Film Festivali'nde Altın Ayı kazanan, Radu Jude imzalı Bad Luck Banging or Loony P*rn'la beraber, Inside'ın geri dönüp baktığımızda 2020 yılını ve pandemi dönemini hatırlatan, temsil eden en iyi üç yapımdan biri olacağını düşünüyorum.
★★★★½

Ve Hamilton... Bu kısmı fazla uzatmayacağım. Chicago'da yaşadığım sürece birkaç metro durağı ötemde kesintisiz sahnelenmiş olmasına rağmen bir türlü izleme fırsatı bulamadığım müzikali sonunda, ekranda da olsa izleyebildim. İzlediğim günden beri favori parçalarımı çalıp duruyor, durduk yerde müzikalden cümleler mırıldanıyorum. Özellikle birkaç sahnesinin muhteşem koreografileri ve kurgularıyla ağzımı açık bıraktığını, zaten Lin-Manuel Miranda'nın yazdığı şarkıların kusursuzluğuna hayran kaldığımı söylemeliyim. Fakat Inside'ın sinemaya olan yakınlığı, sinematografikliği ve bir sinema filmi olarak kabul edilebileceği gerçeğinin aksine, Hamilton bir tiyatro kaydı. Tekrar edeyim, Hamilton, kameraya alınmış bir tiyatro kaydı. Birkaç ay sonra National Theatre Live kayıtlarını da mı filmden saymaya başlayacağız? Hiç sanmıyorum. Ey IMDb Top250, boşalt 70. sırayı!
★★★★½
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
BÜLTEN SAYISI
LGBTİ+ filmlerle kişisel bir yolculuk, sinema ve televizyonun kaybolan sınırları, Pixar külliyatı ve daha fazlası...
28 Haz 2021

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı ve editör. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor.
İLGİLİ OKUMALAR


