“İstanbul ona biraz daha saygılı davranmamızı hak ediyor”

İtiraf etmem gerekir ki şimdiye kadar bu köşede daha ziyade ön plana çıkan yazarlara yer verme eğilimim olsa da bunun yanlış olduğuna karar verdim. Gerek akademide gerekse akademi dışında pek çok değerli çalışma yapılsa da bırakın bu çalışmalardan haberdar olmayı bu çalışmalar okuyucuyla bile zar zor buluşuyor. (Buna en yakın örnek kendimim🙂) Hâl böyle olunca asıl bu şekilde değerli işlere imza atan fakat eserleri "kıyıda köşede kalan" kişilere yer verilmesi gerektiğini fark ettim. (Bu fark edişte Esra Ece Kuleci'nin Üretim Kaydı da etkili oldu.)

Bu yüzden Tecessüs’teki bu haftaki konuğumuz, benim de doktoramı yaptığım İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü’nden Araştırma Görevlisi Duygu Saygın.
Geçen yıl Libra Kitap'tan “XIX. Yüzyılda Büyükada (Sosyal ve Ekonomik Durumu)” adıyla çıkan kitabınız aslında yüksek lisans tezinizin bir ürünü. Araştırma konusu olarak 19. yüzyılı ve Büyükada’yı tercih etme sebepleriniz nelerdi?
Annemin gençliğinin bir kısmını Büyükada’da geçirmesi sebebiyle kendimi bildim bileli bir ayağımız hep adadaydı. Çocukluğumdan beri geçmiş beni büyülemiştir. O an bulunduğum yerde benden yüz yıl önce kimin olduğu, dokunduğum duvara kimin dokunduğu düşüncesi hep zihnimin kenarında olmuştur. Prens Adaları da hiçbir tarihî bilgisi olmayan bir çocuk için dahi bunları düşünmek için çok uygun bir ortam. Tarihe olan merakım da adaya olan tutkum da benimle büyüdü. Nihayet yüksek lisans tez konumu belirlemem gerektiğinde, tarihin en sevdiğim dönemi ile dünyada en mutlu hissettiğim yeri birleştirmeye karar verdim.
Gerek İstanbul genelinde gerekse Büyükada özelinde araştırma yapmanızın ne gibi avantajları ve dezavantajları oldu?
İstanbul hakkındaki kaynaklar çok zengin. Ancak şu da bir gerçek ki çoğu kullanılmış durumda. Benim şansım ise Prens Adaları’na dair arşiv kaynaklarına dayalı akademik çalışmaların beklenmeyecek derecede az olmasıydı. Bu sayede ortaya orijinal bir eser koyabildim. Fakat tezimi zenginleştirmek adına bazı özel kurumların arşivlerinden faydalanmak istediğimde, bunların başkalarının kullanımına ayrıldığı cevabını aldım. Yani henüz akademik kariyerimin başında kronizm ile karşı karşıya kaldım diyebilirim. Yine de bunun bana zarar verdiğini düşünmüyorum, zira Osmanlı Arşivi’ndeki belgeler hem Büyükada hem de diğer adalarla ilgili çalışmalarım için yeterli oldu.
Son yıllarda İstanbul tarihinin pek çok dönemi ve konusuna olan ilgi artsa da yapılan çalışmalar aynı oranda okuyucuyla buluşamıyor ya da okuyucuya ulaşamıyor. Bilhassa makale, kitap, tez gibi akademik yayınların daha fazla okuyucuya ulaşması konusunda siz ne düşünüyorsunuz?
Biz akademisyenler, yayın kaleme alırken akademik üslubu bir kenara koyamıyoruz ve genele hitap edemiyoruz. Buna ek olarak seçtiğimiz konular da çoğunlukla popüler konular değil. Dolayısıyla herhangi bir akademik eserin popüler yayınlarla aynı satışı elde etmesi mümkün olamıyor. Bundan dolayı yakın zamana kadar birçok yayınevi, akademik eserleri basmayı tercih etmiyordu. Son dönemde bilhassa bazı yayınevlerinin, akademi adı altında bilimsel kitapları basmaya başlamasıyla bir artış yaşandı; ancak yine de okuyucuya istenen düzeyde ulaşılamıyor.
Hem bir akademisyen gözüyle hem de kişisel olarak baktığınızda İstanbul sizin için ne anlam ifade ediyor?
İstanbul’a akademisyen gözüyle yani objektif bir surette bakmam mümkün değil, ona ancak içinde doğup büyümüş bir insan olarak duygusal gözle bakabilirim. Bünyesinde aynı anda bir boğaz, yüzlerce tarihî eser, dokuz güzel ada ve hem eklektik hem de köklü bir kültür barındırabilen başka bir şehir yok. Buna rağmen İstanbul’un hakkını yeterince veremediğimizi düşünüyorum. Hepimiz bu şehirde yaşamanın ne kadar zor olduğundan şikâyet edip duruyoruz. Oysa hâlâ burada yaşamanın hayalini kuran yüz binlerce insan var. Kaldı ki hayatımızı zorlaştıran unsurların çoğunun yine insan eliyle oluştuğunu ve bunda payımız bulunduğunu da asla düşünmüyoruz. Kimse kendini suçlamıyor. Hepimizde her şeyden nüfusun kalanı, hatta şehrin kendisi sorumluymuş gibi bir tavır söz konusu. İstanbul ona biraz daha saygılı davranmamızı hak ediyor bence. Arada bir şikâyet etmeyi bırakıp böyle güzel bir şehirde yaşadığımız için şükretmeyi ve bize sunduklarının tadını çıkarmayı denememiz lazım.
Son olarak, okuyucularımıza İstanbul ile ilgili (sebepleriyle birlikte) favoriniz olan üç kitap önerir misiniz?
İstanbul ile ilgili herkesin mutlaka okuması gerektiğini düşündüğüm ilk kitaplar Turan Akıncı’nın birbirini tamamlayıcı mahiyetteki Beyoğlu (1831-1923) ve Cumhuriyet’te Beyoğlu (1923-2003) adlı çalışmaları. Günümüzde bambaşka bir hâl alsa dahi bu şehrin gözbebeği hep Beyoğlu oldu ve öyle de olmaya devam edecektir. İç içe geçmiş yüzlerce dünyaya ev sahipliği yapan bir merkezi etraflıca anlatan bu iki eseri herkese tavsiye ederim.
Bunlar dışında tamamen şahsi ilgi alanımla paralel olarak Pars Tuğlacı’nın iki ciltlik Tarih Boyunca İstanbul Adaları adlı çalışmasının ilgisini çekenlerce okunmasını öneririm. Yirmi yıl kadar önce kaleme alınması sebebiyle içerdiği bazı bilgiler güncelliğini kaybetse de insana sokak sokak Prens Adaları’nı gezer gibi hissettiren ve adalarla ilgili aklınıza gelebilecek her detayı içeren kıymetli bir başucu eseridir.
Son olarak yine tek bir kitap değil, ama bir kitap serisi olan ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından basılan İstanbul’un Yüzleri’ni, bu şehir hakkında temel bilgiler edinmek isteyenlere önerebilirim. Her kitapta ayrı bir başlık altında İstanbul’un 100 simgesinin kısaca tanıtıldığı çok faydalı bir proje. Dileyenler okuduktan sonra ilgilerini çeken başlığa dair detaylı araştırma yapabilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Göktuğ İpek
https://aposto.com

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?
1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.
İLGİLİ OKUMALAR




