İstanbul'da Huzur Arayışı

Huzur için ikilemler romanı derler, Doğu-Batı, huzur-huzursuzluk, geçmiş-gelecek, bireyin iç dünyası-toplum… ben arayış romanı olarak adlandırmayı daha doğru buluyorum aslında. Her köşesinde anılar bıraktığın, yeri geldiğinde kalbini fazlasıyla kıran bir şehirde, kendini, geçmişini ve geleceğini aramak…
Benim için bu romanı önemli kılan noktalardan biri tartışmasız Tanpınar'a ait olması. Kendine has kalemi, cümleleri en ince detayına kadar işlemesiyle bizi duygu karmaşasının içinde bırakıyor. Anlatım tekniği açısından bu romanın Türk Edebiyatı’nda özel bir yeri var; bir yanda rüyayı andıran duygusal bir dil ve şiirsel bir anlatım ile bireyin iç dünyasındaki dalgalanmaların içinde buluyoruz kendimizi. Tanpınar’ın hayatından izler taşıyan Mümtaz ile otobiyografik sayabileceğimiz bir roman bambaşka bir hal alıyor, sanırım benim için bu romanı bu kadar özel kılan nokta: anlatıcı-yazar ilişkisi.
İç monologlar, üçüncü kişi kullanımı ile Tanpınar anlatımı kendinden uzaklaştırsa da biz Mümtaz’ın bilincinden olayları görebiliyoruz. Anlatım birinci kişi ağzından olmadığı halde biz olayları onun ağzından dinliyoruz. Bu kurgu da aslında ana fikre götürüyor bizi yine; içimizdeki huzur arayışı.
Hayatının merkezine estetik olgusunu yerleştiren bir yazar Tanpınar. Özellikle yaşadığı dönemde bu estetiği sadece edebiyatta değil hem şehirde hem de sanatın tüm dallarında arıyor. Musiki onun için çok önemli ve bunu bir tema olarak, hem de şekilsel anlamda romanın kurgusunda etki edecek şekilde kullanıyor. Romanın dört bölümden oluşması ve her bölümdeki duygu iniş-çıkışları musikinin bölümleriyle eşleşiyor. Bu açıdan, bu romanı yazdığı ve yaşadığı çevre önem taşıyor; sanat ve müzikle iç içe Tanpınar, Narmanlı Han’da yaşarken Huzur’u yazıyor. 1933 itibariyle burası sanatçıların hanı olarak anılıyor. Ayla Erduran, Aliye Berger, D grubu gibi müzik açısından da çok zengin bir ortamda yaşıyor, tüm bu insanların etkisi de romanın estetik anlayışında fazlasıyla belli oluyor. Bedri Rahmi Eyüboğlu, Mari Gerekmezyan, Abidin Dino yine sıkça sohbet ettiği isimlerin başında geliyor. Yine Beyoğlu’nda Nisuaz Pastanesi’nde, Tanpınar, Orhan Veli, Aziz Nesin, Sait Faik, Yahya Kemal gibi isimlerle sıkça buluşarak sohbet ediyor hatta o dönemde bu pastaneden akademi olarak bahsediliyor. Tüm bu değerli insanlar Tanpınar'ın satırlarına gölgelerini bırakmış gibi hissediyorum okurken.
Romanın örgüsünde İstanbul ve mekanlar tamamlayıcı bir motif rolünde, romandaki tüm ikilemler semtler ve o semtlerdeki karakterler üzerinden ilerliyor. İşte bu temsil gücüyle Huzur, gerçek bir İstanbul romanı…
İstanbul, bir sentez olarak ele alınıyor, her bir semt başka bir duygunun temsili aslında. Osmanlı kültürünün devamlılığını sağlayıp, yeniyle bütünleşmek için seçilen semtler üzerinden İstanbul’u tanıyoruz. Doğu kültürünü daha sıkı elinde tutan Şehzadebaşı’ndan Üsküdar’a, yeni-eski arasında köprü kuran Emirgan’dan Kandilli’ye ve batılılaşmanın ilk adımlarını atan Beyoğlu’ndan Talimhane’ye, panaromik bir İstanbul silüeti var. En güzel duygularla anlatılan ise Boğaz…
“Görünmezsen ne çıkar, ben seni kendimde taşıyorum.”
Tüm güzellikleri bir bütün olarak kavramak, insanın çeşitli alanlardaki güzeli kavrayarak yoğun bir duygu hayatı yaşamasını savunan Tanpınar, aşkı da bu şekilde ele alıyor. Doğaya, sanata, güzele ve Boğaz’a olan aşkını… Şimdi baktıkça içimizi acıtan, hızla tükettiğimiz, dokunarak kirlettiğimiz bu Boğaz’a olan aşkını…
“Her şey bir sonsuzlukta birbirinin tekrarıydı.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
“Bir zihinde yaşayanlar daima güzeldirler.” Bu hafta İstanbul’a ve tüm yaşanmışlıklara Mümtaz’ın gözünden baktığımız bir huzur arayışı içindeyiz…
12 Haz 2021

YAZARLAR

1Kitap1Mekan
Gerek klasik, gerek modern edebiyattan kitap önerilerimi ve birçok yeni mekan tavsiyemi 1Kitap1Mekan bültenimde bulabilirsiniz!
İLGİLİ OKUMALAR


